Amazon Prime’ın bilim kurgu, dram ve fantezi türlerini birleştiren antoloji dizisi Solos, benim en sevdiğim diziler arasında. IMDb puanıın düşük olması umurumda bile değil. Sahip olduğumuz bilinç, anılar sadece bizi biz yapmıyor, bütün gerçekliğimizi de kurguluyor. Yaşamın kendisinden beynimiz sorumlu. Biz aslında benlik, ruh diye tanımladığımız ikinci bir varlıkla beraber var değiliz; sadece beynimizden ibaretiz. Beynimiz kendinin farkına varıyor ve bu yanılsamayı da yine kendi farkediyor. Kendi kendini var eden bir yapının içindeyiz.
İçimizde ya da benliğimizde aslında zaman içinde bıraktığımız kişilik izlerinden başka hiç bir şey yok. Bir öz, bir ruh yok. Sadece farklı anlarda farklı kişiliklerdeki kendimiz varız.
Mini dizi. Eğer bilincimiz ve hatıralarımız olmazsa, biz kim oluruz? Var olur muyuz? bu soruların yanıtını çok güzel veriyor. Benim en sevdiğim diziler arasına aldığım yapımlardan demiştim. İçinde felsefe, teknoloji, bilim kurgu ve insanın belleğini hayal gücünü aşması var. Amazon Prime Video orijinal yayıncı.
Şöyle mini bir tanım yapacak olursam: Her bölüm, farklı bir karakterin yalnızlık ve insan olmanın anlamını keşfettiği bağımsız bir hikâye sunuyor. Teknoloji bizi nereye götürüyor? Kendimizi ve zihnimizin belki de varolmanın nörokimyasını çözdükçe insan olmaktan da çıkacak mıyız?
Özellikle yapay zeka çağının başlangıcındayız. AI, şu anda bir bebek. İleride sadece teknolojiyi değil bizide yönetecek gibi. Belki de bilim kurgudaki gibi minik bir implantla beynimizin o nörokimyasal varoluşumuzun kapısını yapay zekaya açacağız. Belki de AI biz konak bulacak o konak insan olacak…
👉 Önerim: En değerli iflmler ve diziler
Solos Ne Anlatıyor?
İnsan Olmak, Bilinç, Yalnızlık ve Geleceğin Gerçeklikleri Üzerine Bir Bilimkurgu Anlatısı
Dizinin tanıtımında geçtiği gibi, “insan olmanın ne anlama geldiğine dair tuhaf hikâyeler” sunuluyor. Yedi bölümden oluşan dizinin her bölümü farklı bir karakteri ve onun yalnızlık, bilinç, pişmanlık, sevgi, travma gibi içsel durumlarla hesaplaşmasını anlatıyor. Özellikle son bölümde,Morgan Freeman’ın rol aldığı sahneler gerçekten etkileyici. Zihinsel fonksiyonların, belleğin ve insan olmanın anlamını derinlemesine işliyor.
Yine ilk bölümde insanın kendiyle olan çatışmasını izledim. Orada da aynı bellek ve bilinç sorunu vardı. Biz kimiz? Belleğimiz ve anılarımız olmadan bir hiçiz. Diğer bölümlerde de özellikle bellek hapishanesi çok etkileyiciydi. İleride insanlar mutlu olmak için birbirlerinin anılarını, zihinlerini çaldığını düşünmek bilim kurgunun belki de en karanlık anlatısı olsa gerek. Ürkmemek elde değil. Günümüzde sadece AI ile değil, sosyal medyada her türlü kişisel bilgimizi pazarlamaya açarak aslında çalınmasına gerek kalmadan her şeyimizi teknoloji devlerine verdik bile.
“İnsan olmak” konusuna tekrar geleceğim. İnsan olmak sadece fizyolojik değil, duygusal ve bilişsel bir olgu olduğu kesin. Kendimizi, başkalarını ve evreni fark edebildiğimiz noktada “insan” oluyoruz. Dizi, bazı karakterlerin yaşadığı çocukluk travmaları, aile sorunları, pandemi sonrası yalnızlık, kendiyle yüzleşme gibi psikolojik durumları hep “varolmak” kavramı içinde anlatıyor. İnsan basit bir varoluş ile evrimleşmedi. Biyolojik evrimimiz kadar psikolojik evrimimiz de çok katmanlı.

Bölümler ve İnsan Olmanın Anlamı
6. bölüm olan “Nera” gerilim içeriyordu. Ürkütücü geldi bana. Teknolojik yöntemlerle hamile kalması ve doğan çocuğun zamanla tehditkâr bir yapıya bürünmesi işleniyor ama orada asıl anlatılmak istenen başka. Tehlikeli olan çocuklar mı yoksa ebeveynler mi? Çocuklara yapılan şiddet ve her türlü kötülüğün tek nedeni yetişkinlerden başkası değil.
3. bölümde Peg, kendini bir uzay aracında adeta ölüme terkederken uzayın derinliklerine ileryen aracın içinde yaşamı, anılarını ve belki de ne olursa olsun insan olmanın değerini anlaması da çok etkileyiciydi. Yaşamı zorlaştıran da biziz. Politik kavgalar, inanç ve cinsel yönelim kavgaları, kişisel kaygılarla yaşamımızı bir bir çıkmaza sürüklüyoruz.
5. bölümde Jenny, melek kanatlarıyla konuştu konuştu. Resmen “kafa ütüledi” ama sonundaki o ceza gerçekten de insanı suçtan arındırmak için bir sonuca ulaştıracak mıydı? Onun, en kötü anılarını kim isterdi ki!
Tom, yukarıda adını vermeden bahsetmiştim ya kendiyle karşılaşıyordu. Tıpkı kopyası… Kim olduğunu bile bilmeyen yetişkin ve ölümün eşiğindeki bir adam varolmayı daha yeni keşfediyordu.
Leah, ilk bölümde evrenin ve zamanın yapısına müdahale ederek yaşamı yeniden kurgulamaya çalışıyordu. Oysa bazen verdiğimiz kararlar kötü olabilir ama bizi var eden de tyam olarak bu belirsizlik değil mi? İnsan dediğimiz varlık aslında bir tiyatro sahnesinde rolden role giren bir oyuncu gibi. Biz izlenimlerimizi gerçek sanıp rollere kendimizi çok kaptırıyoruz. Oysa her an farklı bir kişiyiz.
Dizide en çok hoşuma giden başka bir nokta ise alternatif gerçeklik ve seçim temaları. (Leah) Hayatımızda verdiğimiz kararlar, seçtiğimiz yollar ve seçmediğimiz ihtimaller… Ah! Yüce kuantum fiziği diye haykırdım bu bölümü izlerken. ‘Schrödinger’in kedisi, belirsizlik ilkeleri, Hugh Everett’in çoklu dünyalar yorumu adına’, diye haykırdım.
Ya her seçimimiz için paralel bir gerçeklik oluşuyorsa? Ya başarısız bir seçimle yüzleşmek yerine, o seçimi hiç yapmamış olsaydık ne olurdu? Dizideki bazı karakterler bu alternatif yaşamlar arasında bocalıyor. Seçimlerimizi değiştirmek uğruna bugünkü “ben”i silmeye razı mıyız? ya da gerçekten, hangisinin en iyi seçim olduğunu nasıl bileceğiz. Çok kafa ütüleyici…

Kısa Bir Yorum
Solos aynı zamanda pandemi sonrası yalnızlığa da değinen bir dizi. (Sasha B4) Bölümlerde geçen karakterler çoğunlukla tek başlarına. Düşüncelerinin içinde sıkışmışlar. Bazıları yapay zekâ ile konuşuyor, bazıları ise alternatif versiyonlarıyla… Bu yalnızlık teması pandemide yaşadığımız bireysel içe dönüşü çok iyi yansıtıyor. Özellikle Sasha karakteri çok gerçekçiydi.
Ortalama 25 dakika süren bölümler yalnızca iki ya da tek karakter etrafında dönüyor. Anlatılar duru, sade ama derin. Eğer yalnızlıktan, felsefeden, bilinçten ve insanın içsel yolculuğundan hoşlanıyorsan, Solos senin için ideal olabilir.
Solos İzlenir mi?
Evet kesinlikle izlenir. IMDb’nin düşük puanına aldırış etmeden, felsefi ve bilimsel derinliği olan ama izleyicisini yormayan ileride “kült” dizilerden biri olacak yapım. Morgan Freeman dizinin parlayan yıldızı ve yaşlı kurdun bu tip dizilere çok yakıştığını da söylemeliyim. Eski bir bellek hırsızı bellek kaybın uğruyor.
Son bölümde bizi bi yapanın anılarımız olduğunu anlıyoruz. Bütün gerçekliğimiz, benliğimiz sade ve sadece beynin kendisi. Varolmak aslında basit ama zorlaştıran biziz. En güzel anılarla insan olmanın tadına varıp, geldiğimiz yer olan varolmaya, bilincimizin ve kimliğimizin beynimizle birlikte uzay-zamanın içinde yok olması bana göre insan için büyük bir şeref olmalı. Yine zaman boyutu içinde aslında hep varız…









