Şiir yazmak ve okumak, insana verilmiş lükslerden biridir. Edebiyat tarihi boyunca şiirler hep ölçülere, uyaklara sıkıştırılmış. Şöyle kendini salıp “oh be” diyememiş. İnanın şişir kuralları, kafiyesi, uyağı umurumda değil. Şiir estetiği makyajlı dilerde bulunmaz. İçindeki yaşam, bellek ve insanın izlenimler evreninden tutup şiir diye yazı geçirdikleri hallerdedir, estetik dediğimiz o tabuyu yıkan. İlham dediğimiz şey belki de bu izlenimleri yakaladığımız andır. Zihinsel deklanşörümüz ne kadar çok yaşam ışığı toplarsa o kadar estetik olur şiirimiz. Estetik dediğimiz şey yaşamın kendisidir.
Benim şiirlerimde aşkın ağlak tesellileri, arabesk bir romantizmin çığlıkları yok. Ben dizelere aşk-meşk katmam; belki bu yüzden duygusuz biri olduğum sanılabilir. Oysa duygusuz biri şiir yazamaz. Benim için şiir, bireysel acıların ve gündelik melodramların ötesinde, zamanın, varoluşun, bilincin ve evrensel soruların kıyısında dolaşmaktır.
Gecenin bir yarısı, uykumdan uyanır, iPad kalemi ile ekrana dokunur, uyku ile uyanıklık arasında yazmaya başlarım. Bazen de ansızın, hiçbir hazırlık yapmadan, dizeler zihnimden dökülür. Çünkü şiir, planlanmış bir kurgu değil, yakalandığında tutulan bir izlenimdir. Benim için yazmak, o ışığın/izlenimin kaybolmadan önce tutulabilmesidir.
👉 Kitaplığım okuduklarım burada
Şiir: Varlıkla Yapılan Pazarlık
Şiir Yazmak ve Okumak değil, daha fazlası gerekli bana.
Benim şiir tekniğim, aşk acılarından ya da günlük duygusal iniş çıkışlardan çok, insanın zamanla ve varoluşla hesaplaşmasına dayanıyor. “Olasılıkların Sessizliği”nde olduğu gibi, ben sözcükleri bir olasılıklar evreninde dolaştırıyor, “Zamanın Yönsüzlüğü*nde olduğu gibi anıların ve ihtimallerin iç içe geçtiği bir dil kuruyorum. Heidegger’in varoluş kaygısı, Bergson’un süre anlayışı ya da Kant’ın aklın sınırları üzerine düşünceleri benim dizelerimde doğrudan bir ders gibi değil, daha çok yankı gibi yer alır. Şiir benim için yalnızca duyguların taşması değil, varlığı ve zamanı farklı açılardan deneme biçimidir.
Zaman kiplerini bilinçli olarak karıştırmam, aslında şiirlerimin özünü oluşturur. Bir dizede geçmişte kaybolmuş gibi konuşurken, diğerinde geleceği çoktan yaşamışçasına yazarım: “Dün görüşmek üzere / Günler sonrasında / Çıktığım bu uzun yolda / Artık zihnimdeki zaman kavramı / Bütün anlamını yitirdi….” Burada (ve benzer dizelerde) zamanın doğrusal akışına meydan okuyorum. Nietzsche’nin ebedi dönüş fikri ya da Borges’in zaman labirentleri gibi, ben de zamanın doğrusal bir çizgi değil, çok yönlü bir ağ olduğunu göstermek isterim.
Benim için şiir, varlığı çözümlemekten çok, varlığın karanlıklarına dokunma denemesidir. Bu yüzden bazen Camus’nün saçmayla hesaplaşmasına, bazen Sagan’ın kozmik yalnızlık vurgusuna yaklaşırım. Şiirlerimde aşk-meşk yok; daha çok evrenin, bilincin ve olasılıkların çarpışması var. Gece uykudan uyanıp yazdığım dizeler de aslında bu yüzden ortaya çıkıyor: içten gelen o dürtü, varoluşun anlamsız gibi görünen ama derinlikli yanlarını sözcüklere dökme çabası. Benim için şiir, bir cevap değil, sürekli sorular üretme hâlidir.
Şiirlerimde kullandığım sözcükler, bir duyguyu doğrudan anlatmaktan çok, okurun zihninde yeni çağrışımlar yaratmaya yöneliktir. Montaigne’in denemeleri nasıl insanın iç dünyasını sürekli sorguluyorsa, ben de şiirlerimde o sorgulamayı başka bir biçimde yapmaya çalışıyorum. Belki de bu yüzden dizelerim, okuyana hem felsefi hem de bilimsel çağrışımlar bırakıyor. “Zaman ve olasılıklar içinde / bir gölge gibi kaybolurum” derken aslında kendi benliğimi değil, herkesin içindeki evrensel boşluğu dile getiriyorum.
Sonunda şunu söyleyebilirim: Benim için şiir, yaşamın geçici anlamlarına tutunmak değil, anlamın sürekli yitip yeniden kurulduğu bir alan yaratmak. Bir gün okuyan biri, dizelerimden felsefenin izini sürer; bir diğeri belki yalnızca zamanın kırık aynalarını görür. Bu da beni mutlu eder, çünkü şiir mutlak bir doğruluk iddiası taşımaz. Şiir, varoluşla yapılmış en samimi pazarlık biçimidir.
Şiir Nedir, Nasıl Yazılır?
Şiir, yalnızca duygu anlatımı değil; varoluş, zaman ve insanlık üzerine derin bir sorgulamadır. Şiir yazmak için teknik bilgi öğrenmek faydalıdır ama yeterli değildir; dizeler içten gelmeli. Benim anlayışımda şiir, felsefi temalarla evrensel soruları birleştirir, zamanı bozarak yeni anlamlar yaratır. Kısacası şiir, hem duygu hem düşünceyle örülen, okuru farklı bir dünyaya taşıyan en samimi yazın biçimidir.
Son olarak: Başlığın altında yazdığım gibi “Şiir Yazmak ve Okumak” değil bilincimin ve kozmosun genişliğinde şiirlerle var olmak istiyorum ki hepimizin amacı “var olmak” değil midir? Ve nasıl şiir yazılır sorusunun yanıtını hala bilmiyorum.
Şiir ve Felsefe
Çok uzun oldu biliyorum şiirler gibi bu uzun metni de kim okuyacak ki! Her şeyi yapay zekanın eline teslim ettiğimiz bu günlerde, gerçekle gerçek dışı ayrımını yapamıyoruz; tıpkı bir yazarın belleğindeki kurgular gibi. Kurgu dünyasının o gerçekliği çoğu zaman bizim dünyamızın gerçekliğinden daha yaşanılırdır. İnsan zaten izlenimler bütünü değil midir?
İçimizde, benliğimizde sadece izlenimler var. Hume felsefesinin bu bölümüne hayranım gerçekten de… Ben de o izlenimleri yansıtıyorum. Birbirine aitmiş gibi, neden ve sonuç ilişkisi varmış gibi gözüken ama aslında öyle olmayan bağımsız gerçeklik… Ve benlik zamanla değişen benliğimiz peki? Henri Begson da bir yazar için ilham kaynağı olabiliyor.
Ayrıca Yaşamdan Beklentilerimiz ve Yeni İnsan: Bir Zihinsel Başkaldırı Manifestosu sayfasını da ziyaret ederseniz zihnime biraz daha yaşlaşacaksınız.
Şiir Kitaplarım
Kitaplarım büyük bir iddia oldu biliyorum ama bu ifadeye tolerans göstermenizi isteyeceğim. Şimdilik şiirlerimi iki ayrı kitap biçiminde Google Kitaplar’da yayımladım. İster Android isterse iPhone; Android Tablet ya da iPad kullanın farketmez.
Google Play Market ya da App Store’dan, Google Kitaplar uygulasını indirerek kitaplarımı okuyabilirsiniz.








