Leviticus (2026) yapımı queer gerilim, gizem, doğaüstü güçler ile ilerleyen bir film. LGBT temalı filmlerin o alışılmış sosyal mesajlarına, homofobiye bence değişik bir açıdan yaklaşıyor. Ayrıntıya başlamadan konu: Naim ve Ryan adlı iki gay gencin, birbirlerinin hayaletini görmeleri. Bu hayalet onların yaşamını tehdit etmeye başlıyor. Hayaletin tek amacı sevdiği gibi gözüküp onları öldürmek.
Bu çok yüzeysel bir konu özeti oldu ama yarıntılara geçeceğim. Aslında film için öyle geniş bir özet ya da sayfalar dolusu bir inceleme, psikolojik tahlil; dini ritüeller hakkında geniş bilgiye gerek yok. Bu çok akademik bir makaleyi andırır. Sadece diziyi nasıl izlemeliyiz ondan bahsedeceğim.
Homofobi, eş cinselliğe bakış, LGBT bireylere yapılan şiddetten de bahsedeceğim. Çünkü konu konuyu açıyor. Filmdeki “hayalet” metaforu aslında çok güçlü. Filmdeki “dini ritüeller” ve yine filme adını veren çok katı kurallara sahip “Levililer”den de bahsetmeyeceğim. Filmde bunlar bence sadece birer doku, dekor… LGBT nefretinin siyasi ve politik boyutu da var am burada konumuz olmadığından onu da geçeceğim.
🏳️🌈👉 Küratör Önerim: İzlemeye değecek LGBT filmleri
Leviticus (2026) Filmi Özeti
Naim, annesi ile birlikte “Levililer” cemaatinin bulunduğu kasabaya göçer. Buradaki dini topluluk sayesinde geçmiş travmalarını yenmeyi düşünmektedir. İçe kapanık, dini ritüellere sıkı sıkıya bağlı oldukça bağnaz bir topluluktur.
Naim, aynı okula giden Ryan ile tanışır. İkili terkedilmiş bir binada buluşurlar. İki gay genç kısa sürede sevgili olurlar. Bu sırada dini cemaatin karanlık yüzü ortaya çıkacaktır. Ryan ve Hunter adındaki diğer genç eş cinsel oldukları gerekçesi ile “ruhani papaz” tarafından tılsımlı bir büyü ile mühürlenirler. Bu lanet eşcinselleri iyileştirmek içindir.
Bu lanet Maim ve Ryan’ın peşinden gelir. En sevdikleri kişi (sevgilileri) onların hayali düşmanı olmuştur. Birbirlerine her yaklaşmalarında, sevgilileri hayalet olarak peşlerini bırakmaz ve onlara dehşeti yaşatır. Tek çözüm ayrılmaları ve asla eşcinsel bir sevgili edinmemeleridir. Hunter, peşini bırakmayan hayalet tarafından öldürülür.

Leviticus (2026) Filmi Konusu: Film Ne Anlatıyor?
Filmin özeti bu yönde. Daha fazla özete girmeye gerek yok. Şimdi filmin incelemesi ve Leviticus (2026) filmi ne anlatıyor? Bu sorunun yanıtını vereceğim.
Filmin konusu: iki gay gencin, eşcinsellikten vazgeçmeleri için onlara yapılan büyü ya da hipnoz (şartlanma) sonrası birbirlerinin hayaletiyle mücadele etmelerini anlatıyor. Bu tema gerçekten bana göre çok güçlü. Filmdeki “Levililer” dini grubu ve “ruhani liderin” yaptığı büyü ya da bana göre hipnoz ve şartlandırma ikinci planda. Bu temalar filme hem gerilim hem de biraz tematik zenginlik katıyor. Çünkü “ruhani lider”in ne yaptığını, “Levililer”in gerçek amacını filmde göremiyoruz.
Leviticus (2026) Film Ne Anlatıyor?
Net bir biçimde diyebilirim ki film homofobiyi anlatıyor. Oradaki sevgilinin canavarvari hayalleri çok iyi bir metafor. Naim, sevgilisinin kendine zarar veren ve peşini bırakmayan hayaletini görüyor. Hayali bir varlık gibi peşindedir. Ryan da benzer biçimde Naim’in hayali varlığını görür. İkili gerçeklik duygularını yitirir. Çözüm ayrılmalarıdır. Fakat bir daha eşcinsel bir sevgili edinirlerse aynı lanet onları bulacaktır.
Yaşamda da tıpkı o “hayali sevgili” gibi bir canavar LGBT bireylerin peşini bırakmaz: homofobi. Eşcinsel nefreti sadece bireysel değil, kurumsal olarak da bir “hayalet” gibi eşcinsel bireyleri sürekli takip ediyor. Bu metafor çok güçlü. LGBT bireyleri adeta avlanıyor. Filmdeki “dehşet saçan hayalet sevgililer” aslında toplumsal nefreti, homofobiyi, eşcinsellere karşı öfkeyi, kurumsal baskıları temsil ediyor. LGBT bireyler, tıpkı filmdeki gibi, sürekli şiddete ve saldırıya uğruyor. Ve bu saldırı nereden ne zaman gelecek belli değil.
Devletler ve devleti oluşturan yurttaşlar birlikte vardır. İnsanlar din, ırk, cinsel yönelim vb. gözetmeksizin ortak bir noktadan sonra birlikte varolur. Devlet ise bir yaşam biçimini meşru kabul edip, diğerini gayri meşru ilan ederek, yöneticilerin kendi ideolojilerini devlet geleneği ve yönetimi biçimine sokamaz. O zaman devlet asıl amacından sapar. Aslında LGBT sorunu çoğunlukla politiktir.
Bu konuyu da şimdilik geçiyorum. Biri “gay olmak meşru değil” dediğinde biz de deriz, kime göre, neye göre? Sana göre meşru değilse sen bildiğin gibi yaşa ve başkasına karışma. Kendi içinde inancınla huzur içinde kal. Diğer yandan eşcinsel bir birey sırf bir başkasının inancına ve yaşam tarzına uymuyor diye asla lanetli ve sapık ilan edilemez. İşte devlet burada devreye girer ve tüm bu farklılıkların barış içinde birlikte yaşayacağı bir platform kurar.

Bastırılmış Duygular
Filmde, bastırılmış duygular, toplumsal cinnet durumunu da çok iyi anlatıyor. Yukarıda da söylediğim gibi “benim inancıma göre LGBT sapıklıktır” diyemezsiniz. Çünkü bu sizi bağlar. Neye göre sapıklık ya da ahlaksızlık, sizin inancınıza göre. Sizin inancınızın evrensel bir yasa mı? Toplum, birey, sivil toplum, devlet, kanunlar hepsi bir bütündür. Bu bütün içinde kimse bir diğerinden üstün değildir. Eğer devlet sadece belli bir ideolojinin devleti olursa o zaman kutuplaşma, ötekileşme başlar. LGBT bireyler de ilk olarak “hayali varlık”lara yani eşcinsellerden nefret eden ve devletin de izin verip teşvik ettiği şiddete kurban gider.
Toplumun bastırılmış duyguları, gerçeklikle uyuşmayan sanal korkuları vardır. Eşcinseller sürekli kendilerine dışarıdan bir tehdit geleceğinden korkarlar. Filmin ilk dakikalarında Naim ile Ryan terkedilmiş binada sevişirken, Naim bir anda huzursuzlanır ve tekinsiz bir ürperti hisseder: sanki biri onları izlemektedir. Bu metafor aslında eşcinsel bireyler üzerindeki “kem gözler”in sinematik bir anlatımıdır. LGBT bireyler her yerde her an adeta “Big Brother” tarafından, yok edilmek ya da incitilmek için, izlenilir. Bu tema çok güçlüydü. Bastırılmış duygular korku olarak dışa vuruluyor.
LGBT’li birey ya da Gay Olmak
Aslında sorun gay ya da LGBT’li bir birey olmakta değildir. Sorun “canavarlaşmak”tadır. Naim’in annesi çocuğunun gay olduğunu öğrenince adeta bilinçaltındaki “canavar” uyandı. Çocuğuna merhamet göstermedi. Çocuğunu dinleyip, travmasını atlatmasına yardımcı olmadı. Çocuğunu olduğunu gibi kabul edip Naim’ın da eşcinselliğini yani özünü kabul etmesinde bir rol oynamadı. İçinde bastırılmış “canavar” ortaya çıktı ve çocuğunu “bir şarlatana” teslim etti. O “şarlatan” da yaptığı büyü ya da hipnoz ya da şartlanma ile adeta Naim’in içindeki korkuları, endişeleri “sevgilisinin benzeri bir varlıkta” açığa vurdu. Nefret yerine kabullenmek gerekli.

Leviticus (2026) Filmi İzlenir mi?
Filmdeki “Levililer”den çok gerilim ve yukarıda bahsettiğim konular için film izlenir. Filmdeki “sevgiliye benzeyen tehlikeli varlık” aslında hem Naim hem de Ryan’ın kendilerini kendilerine düşman görmelerine şartlandırmalarının sonucudur. Eşcinsel bireylerin, karakterini ve cinsel yönelimini kötü görmeleri kısacası kendilerinden ve diğer eşcinsellerden nefret etmeleri istenir. Filmde bu duygu “hipnoz ve şartlanma ile” Levililer’in “ruhani lideri” tarafından yapılır.
İnsanın hem kendine hem de bir başkasına nefret etmesi hiçbir sorunu çözmez. Film boyunca iki genç gay sevgili büyük bir paranoya içinde peşlerindeki “varlığın” gerçekten partnerleri mi yoksa “varlık” mı olduğundan şüphe ederler. İşte bu paranoya, eşcinsel bireylere yapılan baskıların sinematik bir çığlığıdır.
İkili, kendilerine benzeyen “varlık”ları orada bırakıp, Leviticus kasabasından ayrılırlar. Bu da güçlü bir tema. Büyünün (ya da hipnozun) amacı birbirlerini terketmeleridir. Oysa ikili birbirlerini bırakmazlar, o nefretten kaçarlar. O varlıklar aslında kasaba halkının ve eşcinselleri avlamak için, incitmek için fırsat bekleyenlerin ta kendisidir. Sorun gay olmakta değil, kendilerini herkesten üstün sanan aileler ve sosyal çevrededir. Sorun herkese eşit özgürlük ve yaşam hakkı tanımayan kamu yöneticilerinde, kanun koyucularda ve devlet yöneticilerindedir.

Oyunculuk ve Sinematografi
Flimde oyunculuğu gerçekten de beğendim. Karakterlerin ruh halleri ve yaşadıkları o gerilim adeta yüzlerinden okunuyor. Yer seçimleri çok iyi. Tekinsiz mekanlar gerçekten de gerçek yaşamın, kalabalıkların, sokakların, kısacası bütün yaşam alanının LGBT bireyler için gerçekten de her zaman “tekinsiz” yerler olduğunu çok iyi anlatıyor. Yine ateş metafor da çok iyi kullanılmış. Aslında ateşte yanan ya da yanacak olan LGBT bireyler değil, sevgilinin kılığındaki “canavarlar ve homofobidir.”
Ben filmi sıkılmadan izledim gerçekten o gerilimi hissediyorsunuz. Son zamanlarda izlediği ortalama kalitede bir yapım. IMDb puan da düşük buldum. Film, izleyicisine idealize edilmiş bir romantizm ve her şeyin günlük güneşlik olduğu bir dünya modeli sunmuyor. Gerçekleri sünüyor. LGBT bireylerin nasıl düşman görüldüğü ve peşlerine “canavarca” düşülüp her yerde takip edildiği ve bireysel bunalıma sürüklendiği de çok iyi anlatılıyor.
Özellikle, insanların toplanıp “ruhani lider”lerinin yaptığını hiç sorgulamadan gay gençleri adeta yok etmek istemeleri de başarılı bir biçimde canlandırılıyor. Herkes çok korksa de kimse itiraz edemiyor. Çünkü sadece Naim, Ryan ve Hunter değil, oradaki yetişkin insanlar da lanetlenmiş gibidir. O lanetin adına kesinlikle “nefret”tir. Sorgulamak yerine bir şarlatana inanmayı seçmişlerdir.
Film çok kapalı simgesel anlatımlara sahip. Bu nedenle ben sadece önemli gördüğüm noktalara değindim. Ve bir film hakkında bu kadar çok yazacağımı da düşünmüyordum. Sizin yorumlarınızı da bekliyorum.









