Eşcinsellik ve Özenti tartışmasına hoş geldiniz, işimiz zor. Eşcinsellik doğal mıdır? Özentiyle (film, dizi, eşcinsel önlüler, eşcinsel bireylerle arkadaş olmak) LGBT’li birey olunur mu? Kısacası insanın cinsel yönelimi bir anda bir Netflix dizi ile değişir mi? Bu saçma sapan iddia etrafta sürekli dolaşıyor. Son zamanlarda LGBT bireylerin hapsedilmesi, eşcinselliğe özendirme suçu diye akla mantığa sığmayan bir icat da gündemde.
Özellikle ceza verme düşüncesi çok korkutucu. LGBT bireylere ceza, hapis, östrojen iğneleri, elektrik şok tedavileri yüzlerce yıl uygulandı. Yeni dünya ve saygın ülkeler artık LGBT diye bir sorunla uğraşmıyor, çünkü sorun olmadığını anladı. Neyse konu bu değil.
Konuyla ilgili diğer düşüncelerim:
- LGBT Yasa Tasarısı: Eşcinsellik ve LGBT+ Yasaklanacak mı?
- Gökkuşağı Faşizmi Belgeseli ve İçindeki Toplumsal Barışı Bozan Nefret
- LGBT Filmler Ahlakı Bozar mı? Netflix, HBO Max Cezaları
Eşcinsellik ve Özenti: Eşcinsellik Doğal mıdır? Ve Özentiyle LGBT’li Ya da Eşcinsel Olunur mu?
Hayır, bu tamamen fantezi. Saçma sapan bir siyasi belgeselde “eşcinsellik geni” olmadığınına göre eşcinsellik insanın seçtiği, özentiyle edindiği bir bozukluk, sapıklık diye yorumlar yapılmıştı. Doğal değil gibi… Bu da düşüncelerimizi, siyasi ideolojilerle ve inanışlarla nasıl fanatizme kurban ettiğimizle ilgili. Yaşamı sadece kendi bakış açımızdan izleyip, tek doğruyu kendimizinki sanıyoruz.
Olduğumuz kişiyi belirleyen nedir? İnsan bir anda bütün kişiliğini, kimliğini, yaşam biçimini, huylarını bırakıp örneğin bir LGBT filmi izleyerek, heteroseksüel kimliğini bırakıp, “artık gay ya da lezbiyen oldum” diyebilir mi? Bu sadece cinsiyet rollerinde değil bütün diğer karakter özelliklerinde aynıdır. İnsan bir anda kişiliğini ve kim olduğunu değiştiremez, doğrusu hiç değiştiremez. Eşcinselliğe özendirmek tamamen siyasi amaçlı bir söylev. Bunun hiçbir bilimsel, deneysel kesinliği de yok.
İnsan istemedikçe ya da yaşantısına almadıkça, içsel evreninde bir karşılığı olmadıkça bırakın LGBT’li biri olmayı, kola içmeyi bile bırakmaz ya da tam tersi özenerek kola bile içmez. Bu nedenle bir diğerinin siyasi görüşünü, inancını, sevdiği müzik türünü bile değiştiremeyiz. Birine özenerek ya da görerek dönüşüm olsaydı, sabah yayınlanan kadın programlarını izleyenlerin vay haline. Hele hint dizilerini izleyenleri düşünemiyorum. Daha önce de söylediğim gibi film ve dizilerdeki şiddeti gören biri o şiddeti ya da mafyaya özenmiyor; zaten toplum eğitimsizlik ve sosyo ekonomik zorluklar içinde, şiddete meyilli, bu toplumun bir karakteri, yapısı, içinde olan bu. Biz buyuz. Mafya dizileri bize olanı gösteriyor. Şiddet içeren diziler neden değil, sonuçtur.
İnsanın Yönelimleri ve Deneyimleri İle Oluşan Kişiliği: Zihinsel Modeller mi, Sosyal Etki mi?
Aslına bakarsanız bu konuda ciddi ciddi tartışmak ve gündemde tutmak da rasyonel bir tutum değil. Ne desek de kimseyi değiştiremeyiz. Eşcinsellik ve Özenti konusuna sosyal etki ve zihinsellik düzleminde ilerliyoruz.
Hiç kimse bir diğerini değiştiremez. Şimdiye kadar bir tanıdığınızın sizinle zıt olan siyasi görüşünü, inancını değiştirmeyi başardın mı? Ya da o kişi, sizin inancınızı ve yada politik duruşunuzu, yaşama bakışınızı değiştirdi mi? Tartışmalarla, karşılıklı konuşmalarla birbirinizi ikna ettiniz mi? Hayır. Bu gibi tartışmalar tam aksine herkesin daha radikalleşmesine ve kendi cephesini korumasına neden oluyor. LGBT tartışmaları da yararsız ve sadece “yaşam biçimi dayatma” benim gibi “düşünmeyeni cezalandırırım” mantığına sahip. Tartışmak yerine herkes kendince, sessizce yaşasa sorun bitecek. Bir de değişim ve gelişim önce insanın belleğinde başlar, beynimizin desen modeli ve bağlantı çeşitliliği update olmadıkça bir diğerinin yaşamını zaten anlayamayız.
Reklamlar, Algılarımız ve LGBT
Eşcinsellik ve Özenti konusuna reklamlar ve algılar konusuyla devam ediyorum.
Reklamlar… Çok ilginçtir. Her yerdeler. AVM’de pisuvarın üstünde tam göz hizasında bile bulunurlar. Peki reklamlar insanların alışveriş davranışlarını değiştiriyor mu? Tabii ki değiştiriyor. Değişim ve etkileşim her yerde. Bunun önüne geçemezsiniz. Reklamların hedef kitlesi vardır. Benim gibi kolayı sevmeyen ve bir yudum bile alsa geri tüküren biri için kola reklamlarındaki, mutlu sofralar, arkadaşlarla geçirilen harika dakikalar gibi reklam stratejileri önemsiz çünkü öyle bir yönelimin yok. Yine diş macunu reklamlarındaki “kullanmazsanız dişiniz çürür” korkusu ya da korku salmalarını düşünün hedef kitlesi benim gibi ağızındaki tüm dişleri sağlam bir çürük dişi olmayanlardır. Ama ağızındaki bütün dişleri protez olan biri bu reklamlardaki korkutma stratejisine güler geçer.
Örnek daha vereyim. Ben futbolu sevmem asla da ilgim olmadı. Ama birileri ile oturur futbol maçları izlerim, onlar bağırır kendinden geçer ama ben tuhaf tuhaf onlara bakarım. Aslında ortada tuhaf bir şey yok ki! Onların algıları ve beyinlerindeki etkileşim ile benimki değişik çalışıyor. Ben milyon saat futbol izlesem, futbola ilgi duymam. Ben bisiklet yarışlarını severim. İlgim o yöndeki içerikleri takip eder. Bir heteroseksüel de asla ilgisini eşcinselliğe kaydırmaz, onun yaşamında abu deneyim, bu istek, bu örüntü bulunmaz ve frekansları örtüşmez.
Özentiyle LGBT’li ya da eşcinsel olunur mu?
LGBT bir birey tabii ki kendi gibi bir diğeri ile ilgilenecek ya da televizyondaki eşcinsel şarkıcıya ilgi duyacak belki de LGBT romanları okumak isteyecek, eşcinsel arkadaşlar edinecek bunda ne var? LGBT bir birey, daha önce heteroseksüeldi de birileri onu dönüştürmedi, LGBT’li olmaya özendirilmedi o zaten hep öyleydi. Özenmek ile cinsel yönelimin değişmesi tamamen siyasi bir söylemdir. Değişmek çok kolay değildir ve reklamlar bile bunu çok az oranda başarır, insan zihnine bir şey yerleştirmek öyle kolay değildir, beyin öyle basit çalışmaz. Söylediğim gibi insan zihni sürekli bir bilgi bombardımanı altında, görsel ve işitsel, duygusal olarak her an bir etkileşimimiz var bunu engellemek zaten olanaksız.
Alışkanlıklar ve yönelimler, huylar üzerinden devam edeyim. Sigarayı hiç sevmem. İçilmesini de önermem. Televizyonda sigara ve içki (onu da önermem ve ağızıma bir damla alkollü içecek girmemiştir) sahneleri kapatılır. Ama biz onların sigara içtiğini biliriz. Yine filmlerdeki küfürler “bip”lenir. Peki bütün bu yasaklar sigara ve içki tüketimini azalttı mı? İnsanlar küfretmeyi bıraktı mı? İnsan belleğini ve alışkanlıklarını aşmak kolay değildir ki eğer içinizde yoksa, herhangi bir durumun, olgunun, deneyimin, huyun, yaşam biçiminiz sizin algınızda ya da zihin sahnenizde bir karşılığı yoksa; özenerek, görerek, etkilenerek değişemezsiniz.
Deneyim ve Yönelimlerimizin Bireyselliği ve Değişmezliği
Instagram fenomeninin tanımam, onların oynadığı reklamlar da ilgimi çekmez, televizyonda görsem “dur bir dakika, kanalı değiştirme” demem, çünkü ilgim yok. Aslında insan kendi yönelimi, dikkat ettiği, içinde, benliğinde, kişiliğine olan şeye ilgi duyar. Bunu haricinse sıkı bir hipnoz ve trans hali yaratacaksını iki beynin mantık ve bilinçli düşünme alanını uyutabilesiniz. LGBT olayı da böyle. Eşcinselliğe ilgi duymayan birini, yönlendirmeyle, “özendirmekle” Netflix dizileriyle gay ya da lezbiyen belki de biseksüel yapamazsınız. Çünkü heteroseksüel bir insanın yöneliminde, gerçekliğinde böyle bir cinsel yönelimin karşılığı yok. Heteroseksüel bir bireyin ilgisini karşı cinsten kişiler çeker. İstediği kadar eşcinsel karakterli dizi izlesin, gay şarkıcıları dinlesin, sabah akşam Huysuz Virjin’i izlesin değişmez, çünkü kişilinde böyle bir arzu yok, olduğu kişi ile uyum yok.
Bu yazıdaki amacım kimseyi ikna etmek değil. Dediğim gibi, ikna olmak istemeyen ya da düşüncesini değiştirmek istemeyen birini değiştiremezsiniz, o da sizi değiştiremez. Ama bir diğerini anlayabilirsiniz. Herkes kendi sınırları içinde bir diğerine dokunmadan bal gibi de yaşar. Siyasi kutuplaşma ile toplumu gerip, gündem yaratmak ve fanatik kişilerin eline adeta “Arınma Gecesi” mantığı ile LGBT’li bireyleri atmak insanlık dışı geliyor bana, çok korkunç… Afganistan’ı düşünün, İran’ı, Pakistan’ı… Bu ülkeler insan olmak adına ne yapıyorlar? Sadece eziyet var…
Deneyimler ve Özenti biraz Felsefe ve Nöroloji
Bilginin kaynağı nedir tartışmaları vardır ya felsefede. Kimi der bilginin kaynağı akıl değil deneyimlerdir? Kimi der tam tersi. Gerçekten de insan karakterinin ve kişiliğinin kaynağı deneyimleridir. Yaşamın, çevrenin bize uyan parçalarını alırız. Akıl bu noktada tutkuların kölesidir. Yaşantımızı neye doğru yönlendirirsek, kişiliğimiz dünya görüşümüz, LGBT’li olup olmamaz yani erkek ve kadın olmanın dışında cinsel kimliğimiz bile yaşamı nasıl deneyimleyip, imgelediğimizle ilgili. Bir heteroseksüel, kendi cinsel deneyimine ve yönelimine ait olmayan belki de aykırı gördüğü, eşcinsellik yönelimine kaymaz. Özenerek “yıllardır heteroseksüeldim, televizyonda bir eşcinsel gördüm, artık gay ya da lezbiyendim biraz da böyle takılayım” demez. Çünkü kendi öznel karakterimiz bu yönde oluşmamıştır.
LGBT karşıları da psikoloji ve nörolojiyi, felsefi düşünmeyi görmeyerek, kendi inandıkları yaşam biçimini, kendi izlenimlerini ve zihin tiyatrolarındaki rolleri tek gerçek sayarak, kendi heteroseksüelliklerini kanunla, hapisle bir diğerine dayatmaya çalışıyorlar. İnsan zihni bu biçimde işlemiyor. İnsanları minik bir tartışmada siyasi görüşünü değiştirmesini bırakın, çaya 6 kaşık şeker atmasından bile vazgeçiremiyoruz. Çünkü birini bir şeyden vazgeçirmek de birini bir şeye özendirmek de olanaksızdır. İnsan kendi deneyimlerine uygun olanı seçer, bu seçiciliktir özenti değil.
Biz LGBT’li olmanın iğrenç bir sapıklık olduğuna inanıp, yaşantımızı bu düzlemde düzlemde ilerletip, kendimizi adet abu yönde hipnotize edip, gerçekliği sorgulamaya, mantık yürütme ve bilinçli karar almaya yarayan merkezi beynin Frontal Lobu, devre dışı bırakırsak değil eşcinsellere her şeye düşman oluruz. Bütünher şey beynimizde ve düşünme mekanizmamızın yeterliliğinde başlar ve biter. Genetiğimizde eşcinsellik geni yok öylesi LGBT’li bireyleri ezelim diyemeyiz. He şey genetikte de bitmez.
Bir heteroseksüel özenerek eşcinsel olmaz. LGBT zaten özendirilecek bir konumda değil. Sürekli aşağılanan, “sapıklık” olarak görünen bir cinsel yönelimin ne gibi bir çekiciliği olacak ki heteroseksüel biri avantajlı bulduğu eşcinsel yönelimleri seçecek. Bu bnile mantıksızlık. Frontal lobun işlevsizliği. Kısacası bir insanın deneyimlerine, yaşam biçimine, algılarına ve alışkanlıklarına aykırı hiç bir şeyi özentiyle, övmekle, reklamla sokamazsınız. Değişikliğe uğratamazsınız. Hepsi kendi yollarında gider. Biz bu kesişen yollarda sağlıklı iletişim ile yürümeliyiz.
Bir diğerini değiştirmeye ve cezalandırmaya çalışmakla değil, İnsan olmanın “onuru”yla yol almalıyız. Yaşamda keşfedecek o kadar çok şey var ki! Odak noktamız yeni keşifler olmalı, zihin ve anlayış olarak da varlık olarak da ilerlemeliyiz. Gerisi mi dediniz? Boş kavgalar ve siyasi, ideolojik, inanç hırsları ve insanın kendini ek ve kemik yığını olarak görmesinden öztey geçemez. Biz et ve kemik yığını olanın, cinsel yönelimlerin de üzerinde düşünebilen, hayal edebilen bir beyne ve dünya yaşamının ötesin geçme gücüne sahibiz. LGBT tartışmalarını bırakın Afganistan yaptın, İran yapsın onlar gelişmeyi ve ilerlemeyi kısacası “insan” olmayı bırakmışlar… Biz her birlikte insan olmanın “onur”una odaklanalım.
İnsanın Algıları, Varlığı ve Canlı İzlenimler
Hume’un savunduğu gibi; zihnimizdeki fikirler ne kadar karmaşık görünürse görünsün, bunların kaynağı olan ilk ‘izlenimler’ her zaman daha canlı ve sarsılmazdır. Zihin, dışarıdaki gürültüyle (sosyal medya, reklamlar vb.) fikirleri bulandırsa da, özdeki o ilk izlenimi (yönelimi) kolay kolay söküp atamaz.
“Bütün basit fikirler, ilk ortaya çıkışlarında, kendilerine karşılık gelen ve tam olarak temsil ettikleri basit izlenimlerden (impressions) türerler.” Hume.
Zihnimizdeki her şey bir “izlenim” ile başlar ve bu izlenimler fikirlerden çok daha “canlı, güçlü ve sarsılmazdır.” Özentiyle değişmeyecek olan o sarsılmaz gerçeklik, bu “canlı izlenimler” bizim kişiliğimizin parçasıdır. Hume’un dediği gibi; “Zihin, dışarıdan gelen etkilerle bir yere kadar değişebilir ama özdeki izlenim sarsılmazdır.” Ben de özlemin, arzunun ve kimliğin bir “moda” olamayacağını, özentiyle değişemeyeceğini savunuyorum.
Son söz: Sosyal Etkileşim
Sosyalleşme ile var oluyoruz bu doğru ama sosyal etki sadece benim canlı izlenimlerimle uyuşursa, benim evrenimdeki gerçeklik ile uyum sağlaysa etkileşime girerim. Aksi halde etkileşime girmem. LGBT tartışmaları da böyledir. Özenti etkileşim vardır ama seçicidir, genel değildir. Bir heteroseksüel, eşcinselliğe özenemez çünkü onun izlenimlerine ve yaşam örüntüsüne ters düşer, uyumlu parçalar olmağından lego tamamlanamaz. Gerisi tamamen siyasi ve inanç fanatizmidir, insani ve rasyonel değildir. Eşcinsellik ve Özenti konusunu artık tarihe gömmeliyiz.









