Blue Jean, 1980’lerin muhafazakâr İngilteresi’nde geçen ve cinsel yönelimi nedeniyle kimliğini saklamak zorunda kalan bir kadının dramatik iç dünyasını anlatıyor. Film 2022 yılı İngiltere yapımı.
Film, Margaret Thatcher döneminde uygulanan homofobik “Section 28” yasasının gölgesinde geçiyor. Devletler ve yöneticiler, siyasi çıkarlar, muhafazakar ve tutuculardan oy almak için her zaman “kolay lokma” olarak gördükleri LGBT bireyleri hedef almışlardır. Film o dönemin atmosferini, mantalitesini, yozlaşmış siyasetini çok iyi anlatıyor.
Tekrar filme dönecek olursam: Bu film, sessiz bir direnişin ve görünmez acıların güçlü bir yansımasıdır. LGBTQ+ sinemasının iyi işlerinden biri. Dönem atmosferi ve karakter derinliği de oldukça iyi. Film iyi olmasa kesinlikle hakkında bir şeyler yazma ihtiyacı hissetmezdim.
👉✅ Küratör önerisi: Daha fazla benzer içerik
Blue Jean Konusu ve Özeti
Beden eğitimi öğretmeni Jean, lezbiyen cinsel kimliğini gizlemek için bulunduğu konumdan oldukça uzak bir lisede çalışmaktadır. Sevgilisi ile ara ara sorunları olsa da genel olarak mutlu bir yaşamı vardır. Kardeşi ve yeğeni ile de arası iyidir. Bu sırada okula yeni bir kız öğrenci gelecektir. Okul basketbol takımını çalıştıran Jean, öğrencisinin de takıma girmesini isteyecektir.
1988 yılında aşırı sağcılar ve muhafazakarlar eşcinselliğin yasaklanmasını isteyen yaza teklifi sunarlar. Onlara göre lezbiyen ya da gay olmak ailenin yapısını bozar ve çocuklara kötü örnek olurlar. Eşcinseller oldukça kötü bireylerdir, özellikle eğitimden uzak tutulmalıdır. Bu politik saçma kavgalar devam eder. Fakat eşcinsellik muhafazakarların belleklerinde kurguladıkları gibi değildir. Bu tipik bir homofobidir.
Politik kavgalar devam ederken Jean okula gelen yeni öğrencinin kendi kimliğini açıklama konusunda yanlış hareketler yaptığını görür. Genç eşcinsel öğrencisi Jean’i zor duruma düşürür. Sevgilisi ile de ayrılan ve kavga eden jean tamamen etrafında kendini Sarah eşcinsellik nefreti ile yalnızdır.

Blue Jean Film Yorumu ve İncelemesi
Margaret Thatcher döneminde eşcinsel avı ve lezbiyen bir beden eğitimi öğretmeninin zorlukları
Günümüzde düşüncelerini tamamen ters yönde değiştiren modern ülkelerde, eşcinsel evlilik bile kanunlaşmıştır. Bu ülkelerde bundan 40-50 yıl önce söylenenlerin hiç biri olmamıştır. Eşcinsellik ne ailenin ne toplumun sonunu getirmiş ne de (hetero) gençler eşcinsel olmuştur. Sadece insanlar özgürce mutlu bir biçimde yaşamaya başlamıştır. Doğu toplumları ise tam tersine kurguladıkları toplum düzeninde insanlara cehennemi yaşatmaya devam ediyor.
Film genel olarak anlaşılır, politik ve toplumsal mesajlarla dolu. Margaret Thatcher döneminde çıkarılan eşcinsel yasa ile homofobi artık kurumsal alan taşınır. Dram ve tarihi temaları da yeterli olan film bir parça yavaş ilerleyebilir. İzleyicisi için ortalama bir izleme kalitesi verecek olan filmi siz de izleye bilirsiniz.
Blue Jean, sıradan hayatların arkasına gizlenmiş olağanüstü cesaretleri ve baskı altındaki bireylerin varoluş çabalarını görünür kılan, sade ama derin bir film. Jean’in yaşadığı içsel ikilemler sadece onun değil, geçmişte ve bugün benzer koşullarda yaşayan pek çok insanın evrensel duygularına ses veriyor. Film biraz sakin ilerliyor ama anlatmak istediğini bize usulca fısıldıyor. Özellikle politik alt metni çok iyi. Rosy McEwen – Jean rolünü çok iyi oyunuyor.

Yaşamı zorlaştıran siyasilerin tek amacı sadece oy almak ve daha çok iktidar ve gç oluyor. Bunun için de en koyu tutucu kesme ihtiyaçları oluyor. Jean, kendi halinde bir öğretmenken, bütün başarısı ve insani yönü eşcinsel kimliğine kurban gidiyor.
İş yerinde sessiz, özel hayatında ise bastırılmış bir yaşam süren Jean içsel ikilemleri, toplumsal baskıyı ve dönemin İngiliz siyasetini çok iyi yansıtıyor. Film 1988 yılında geçiyor. Teknik bilgiler için IMDb‘ye bakabilirsiniz. Benden bu kadar.
LGBT Hakları – Eşcinselle Neden Hedefte?
Çer çöp yerine kaliteli yapımları izlemek isterseniz bu filmi listenize alın. Filmi izlemek için illa lezbiyen ya da gay olmanıza gerek yoktur. İnsanların sadece cinsel yönelimleri için uğradıkları şiddeti anlamak için filmler iyi iş çıkarıyor. Yaşamda her şey insan beyninde oluşan elektro kimyasal süreçlerin örüntüleridir. Bütün inançlarımız, dogmatik düşüncelerimiz, kendimizce sıkı sıkıya bağlandığımız doğrularımız sadece beynimizde oluşur. Mutlak bir doğru olmayı bırakın gerçek bile değillerdir.
LGBT bireyleri öteki gösterip, en akıl almaz şiddeti ve ayrımcılılı hak ettiklerini söylemek de insan beyninin o dogmatik örüntülerindendir. Beynimizi, yaşamımızı yapay zeka çağına göre değiştirip geliştirmeliyiz. Artık eski inanışlar eski yargı kavramları yerle bir oldu. Bilim sadece teknolojiyi değil insan olmanın anlamını da değiştirdi.
Şiddete başvuranlar ise yerinde saymaya devam ediyor. Eşcinsellerin aileyi dağıttığı, kötü örnek olduğu gibi her bir düşünce de insan beynindeki aynı çarpık, yozlaşmış örüntülerden ibarettir. Eşcinsellikle ilgili bütün iftiralar, yakıştırmalar sadece kendi yaşantısını en yüce görüp, bir diğerini ezmek ve alt etmek için ortaya atılır. İşte asıl “sapkınlık” bu zihinsel ve düşünce yozlaşmanın sonucundaki “sapkınlıktır” o da şiddeti, bir başkasına acımasızlığı hak görmeyi meşrulaştırmayı beraberinde getirir. LGBT bireyler hakkında söylenen her şey “şehir efsanesi” saçma sapan uydurmalardan ibarettir.








