Netflix’in 2019 yapımı dizisi Special, hem LGBT teması hem de serebral palsi ile yaşayan bir bireyin hayata tutunma mücadelesini anlatan bir komedi dizisi. Bazen dizide kara mizahı bile yakalamak olanaklı diyeceğim ama dizi zaten “kara mizah” üzerin kurulu. Dizi Ryan O’Connell’ın gerçek yaşam öyküsü diğer değişle otobiyografik bir yapım.
Kısa süreli bölümleriyle (her biri yaklaşık 15 dakika), bir oturuşta kolayca izlenebilecek bir diziydi. Ryan’ın hikâyesi; hem eşcinsel bir birey olarak toplumla, hem de fiziksel sınırlarıyla yaşadığı mücadeleyi “yaşamla dalga” geçerek anlatıyor. Ben bu temayı sevmiştim.
Bazen insan ağlanacak haline güler ya, bu dizi tam o dozda. Dizinin biyografik özellik taşıması da “bu adam bunları gerekten yaşamış” dedirtiyor. Dizinin bir aşk dizisi değil daha çok queer dizi olduğundan hoşuma gitti. Queer ağırlığı olan, alt metne sahip LGBT dizileri her zaman tercihim.
👉 Küratör Önerisi: İzlemeye değecek LGBT dizileri
Special (2019) Konusu ve İncelemesi
Dizinin merkezinde, serebral palsi ile yaşayan ve aynı zamanda eşcinsel bir birey olan Ryan var. Ryan’ın hayatı, küçük ve kara komediye dönüşüyor. Konu bir kazayla başlıyor. Bu komik bir kaza ama sonrasında “kişisel bir uyanış” öyküsü başlıyor” Artık başkalarının gölgesinde yaşamayı bırakmak, kendi evine çıkmak, bir işe başlamak ve bir sevgili bulmak istiyor.
Ryan, engeliyle baş etmenin ötesine geçip kimliğini sahiplenmek için bir şeyler yapmayı planlıyor. Bence dizinin en güçlü yanı da bu: eşcinsel olmanın zorluğuna bir de engelli bir birey olarak yaşama tutunma ekleniyor. Ama bu adım hiç de kolay değil, Ryan adeta dikenli bir yolda yürüyüşe çıkıyor.
Yeni işine stajyer olarak başladığında karşılaştığı çılgın patronu ve samimi iş arkadaşı Kim, onun dünyasını genişletiyor. İş yaşamı ona sadece yeni insanlar değil, değişik karakter de katıyor. Bence dizideki diğer önemli konu da ilişki kurduğu insanlar üzerinden yaşamı tanıması temasıydı. Yaşamı ve insanları tanımanın en kolay yolu insan içine karışmak değil midir? Ama Ryan bu yalnızlığı kıramıyor. Aslında bu yalnızlığın nedeni gay ve engelli bir birey olması da değil; modern kültür ve insan ilişkilerinin kırılganlığıdır. Ben ez azından diziyi biraz da böyle okudum. Kimsenin gelmediği partiler düzenlese de Ryan artık yalnızlığını değil, kendi varlığını kutlamayı öğreniyor. Her gün, içinden geçtiği ayrımcılıklara rağmen cesaretle kendini yeniden kuruyor. Önemli olan da insanın kendini “var etmeyi” öğrenmesi değil mi?
Dizinin en güçlü yanı da burada yatıyor: Ryan’ın gülümsemesinin ardında bir direniş var. Hem engelli hem eşcinsel bir birey olarak toplumun çifte standartlarıyla yüzleşiyor ve pes etmek yerine mizahı silah gibi kullanıyor. Mizah bir nevi Camus’nun absürt felsefesinden fırlamış gibi. O aslında kendi kişiliği ve gay kimliğiyle değil varoluşun olumsuzlukları ile dalga geçiyor. Hani felsefedeki o “dünyaya atılmışlık” teması var ya, Ryan adeta bu “atılmışlık”la dalga geçiyor. Aslında sadece LGBT bireyler değil insanların tümü yaşam içinde kendi varoluşu ile baş başa. Dizide “gay aşk” teması olmaması çok iyi. Çünkü aşktan daha önemli bir konu var o da: “nefretin arttığı bir toplumsal engelli bir gay bireyin varoluş” öyküsüdür.
Diziyi sevdim. Çünkü yaşamın içinden bir öyküsü var. İdealize edilmiş, steril bir evrende geçmiyor, hemen yanıbaşımızdaki bir öykü. Benim için iyi bir deneyimdi. İzlediğim ve belleğimde yer eden Netflix yapımlarından biri. Ayrımlar, kavgalar, homofobi ve benzeri her türlü nefretin nedeni aslında bir diğerini anlamak yerine kendimizi üstün görmekten kaynaklanıyor. Ryan da bu üstünlüğe adeta meydan okuyor.

LGBT Bireyler ve Empati
Special, sadece bir yaşam öyküsünü değil, aynı zamanda sistemin dışına itilmiş tüm kimlikleri görünür kılmayı amaçlıyor. Klişe toplumsal konulu queer yapımlarının alışılmış konularının biraz dışında bir yapım. En azından izleyicisine adeta bir “etik” sunumu yapıyor. Etik bir yaşam için “empati” gerçekten de önemli. Şunu da eklemeliyim ki engel aslında fiziksel değildir; engel insanların düşüncelerindedir. Değişim düşüncelerimizde başlamalı.
Serebral palsi gibi fiziksel zorluklar, toplumun görmezden geldiği cinsel yönelimlerle birleşince, Ryan’ın hikâyesi çok içten gelidi bana. Empati, kabullenme ve ortak bir yaşam ile varoluşumuzu sürdürmeliyiz. Engeller aslında duygularımızda. Sevgi, dayanışma ve özgüven bütün zorlukları aşıyor. Gerçekten de yaşamda engellilere, başkası olarak gördüğümüz herkese yeniden empati kurarak, anlayarak baktığımızda yaşamdaki karmaşa da bitecek. Ryan hem iç karmaşasını hem de etrafındaki kaosu bitirecek enerjide olması kara mizah içinde bir umut gibiydi.
Sonuçta Special, sadece bir komedi dizisi değil; yaşamın içinden çıkan, idealize edilmemiş saf gerçeklik. Ryan’ın hikâyesi, “kendi olma mücadelesi” diyebilirim. Ve bu mücadele absürtle dalga geçmekle başlıyor. “Ben tüm zorlukları yenebilirim” diyerek; bazen büyük bir ciddiyet ve gayretle önyargıları, toplumsal ve bedensel engelleri absürtle hafifleterek yaşamalıyız. Toplumun önyargılarına inat, hem engelli hem de LGBT bireylerin yaşamlarının da değerli, onurlu ve neşeli olabileceğini gözler önüne seriyor. Special aslında sadece LGBT dizisi değil herkesin kendinden bir parça bulacağı bir yapım. Çok abartmayayım tabii ki! Güzel bir diziydi. Benim için iyi bir deneyim oldu. Belleğindeki güzel yapımlardan.

Son Yorum
Önemli olan hayaller dünyasından çıkıp gerçekleri görmekse bu diziyi izleyin. Ryan’ın arkadaş çevresi, aşk hayatı ve kişisel gelişimi üzerinden toplumsal önyargılar ele alınırken, dizinin samimi tonunu da seveceksiniz. Kısa bölümleri ve akıcı anlatımı, özellikle genç yetişkin izleyiciler için keyifli bir izletiş sunan dizi hakkında yazacaklarım bu kadar. Daha fazla uzatmak istemiyorum. Dizi komedi ağırlıklı, dramaya gerek yok. Yaşamı bir “daram”a çeviren de aslında bizim bakışımız değil mi?
2 sezon 16 bölümlük diziyi gerçekten iyi bir şeyler izlemek isterseniz izleyin. Diziyi izlemek için illa eşcinsel olmaya da gerek yok ki! Yaşama ve farklılıklara dokunmak istemek yeterli. Ryan’ın bağımsızlık arayışı ve yaşamda tutunma inadı, cesareti izlemeye değer. Bu cesareti hepimiz kazanmalıyız.
Mini Bir LGBT ve Yaşam Manifestosu
Son olarak şunu söylemeliyim ki yaşama anlam katan ve bütün gerçekliğimiz beynimizin içindeki elektro kimyasalların ürettiği gerçeklikten ibaret. Zihnimizdeki simülasyonları gerçek sanıp, bir diğerini aşağılamak, LGBT bireyleri aşağı görmek insanın kendi beynini anlamaması demektir. Mutlak bir gerçek ve doğru değil, çoklu bir gerçeklik içinde birlikte yaşamaya odaklanmalıyız.








