Ana SayfaBeyazperdeSomeone Has to Die (2020) Mini Dizi: Franco Döneminin Baskısı Altında Bir...

Someone Has to Die (2020) Mini Dizi: Franco Döneminin Baskısı Altında Bir Aile Trajedisi

Netflix‘in mini dizisi Someone Has to Die, 2020 yapımı. Üç bölüm olması en güzel yanı. Kısa ve öz. Gerilim, suç, polisiye içinde bir dönem dizisi. Dönemin çılgınlığını insanların nasıl yozlaştığını anlamak adına iyi bir yapım. Tabii ki ana konu eşcinsel bir bireyin sadece ailesinin değil devletin de şiddetine maruz kalması. Devlet ve kanunlar koruyucu ve destekleyici omalı. Herkesin eşit ve ötekileşmeden yaşadığı bir toplum kendini geleceğe taşır. Şimdi karanlık bir aile trajedisi olan diziye dönelim.

Cinayet, sırlar, toplumsal statü ve insan hayatının değersizleştirilmesi gibi sert temalar, diziyi özel yapıyor. Özellikle büyükannenin, bir sırrı örtbas etmek uğruna torununu bile feda edebilmesi, dizinin en dramatik noktalardan biri.

Dizi tabii ki LGBT temasına sahip ve ana olay eşcinsellik ekseninde temelleniyor demiştim. Ayrıca mini dize size queer temalı bir izletiş de sunacak. Bir insanın bir diğerine kendi yaşantısını dayatması kadar insanlık dışı bir davranış olamaz. Böyle toplumlar devamlı çatışır ve bu çatışmadan sadece, bu çatışmaları çıkaranlar beslenir.

Someone Has to Die (2020)

Alguien tiene que morir, Gabino adlı genç bir adamın, on yıl önce terk ettiği İspanya’ya, yakın arkadaşı Lazaro ile birlikte dönüşüyle başlar. Ancak ailesinin geçmişinde karanlık bir cinayet yatmaktadır. Bu cinayet, evin büyükbabasının ölümüyle ilgilidir. O dönem kazaya kurban gittiği söylenen bu ölüm, aslında Gabino’nun gözleri önünde gerçekleşmiştir. Cinayeti bilen Gabino, olayı unutturmak için Meksika’ya gönderilir. Yıllar sonra geri döndüğünde ise başka bir hesap başlar.

Babası ile ticari ortaklık kurmak isteyen bir iş adamının kızıyla evlenmesi beklenmektedir. Ancak Gabino’nun eşcinsel olduğu söylentileri yayılmaya başlar. Söylentilerin fitilini, onun sevgilisi olduğunu sanan Cayetana adında genç bir kadın ateşler. Gabino’nun babası, emniyet müdür yardımcısıdır ve aynı zamanda oldukça otoriter ve acımasız bir adamdır.

O dönemde eşcinsellik bir suç olarak görülmekte, tedavisi ise işkence ve kapatılma ile sağlanmaktadır. Gabino, arkadaşı Lazaro ile birlikte kaçmaya çalışırken büyükannesi tarafından ihbar edilir. Çünkü Gabino, yıllar önce işlenen ve gizlenen cinayetin gerçek failini açıklamak üzeredir. Ailenin sırrını korumak isteyen büyükannesi, hiç düşünmeden torununu kurban eder.

Someone Has to Die (2020) Mini Dizi: Franco Döneminin Baskısı Altında Bir Aile Trajedisi
Someone Has to Die (2020)

Dizi İnceleme ve Yorum

Someone Has to Die Dizisinde Eşcinsellik, Homofobi ve Irkçılık

Dizide sadece eşcinselliğe dair değil, aynı zamanda ırkçılığa dair de pek çok sahne mevcut. Lazaro’nun dansçı olması ve bu sebeple “feminen” görülerek doğrudan eşcinsellikle yaftalanması, toplumun önyargılarını ve acımasızlığını gözler önüne seriyor. Bu, sadece geçmişte kalan bir mesele değil. Bugün hâlâ birçok ülkede (Endonezya, İran, Malezya, Afganistan gibi) eşcinselliğin bir suç olarak görülmesi, işkence ve cezalandırmaların devam etmesi dizinin mesajını daha da güncel ve evrensel kılıyor. Ülkemizde de git gide baskılar artıyor ve toplumsal barışımız adına iyi bir durum değil.

Kapitalist sistem eleştirisi de dizide yer buluyor: alt sınıflar gecesini gündüzüne katarak çalışırken, üst sınıf burjuvazi keyif içinde yaşamakta. Burjuvanın bir etiği, kuralları da yoktur. Burjuvanın eşcinsel olması da önemsizdir, onlar paranın dolayısıyla gücün sahibi. Para varsa güç vardır. Güç varsa siz dokunulmazsınız. Her şey fakirler içindir.

Ailenin sırları, bireylerin cinselliği, toplumun baskısı ve ikiyüzlülüğü, üç bölüme sığan ama çok şey anlatan bir yapıyı ortaya koyuyor. Yapım, bir dönem dizisi ama günümüzde aynı sorunları yaşıyor olmamız insanlık olarak hala geçmişte kaldığımızı gösteriyor.

Politik drama seviyorsanız diziyi izlemelisiniz. Olaya sadece LGBT ve eşcinsellik üzerinden yaklaşmamak gerekli. Önemli olan herkes için yaşanılır bir dünya kurgulamak olmalı.

Someone Has to Die (2020) Mini Dizi: Franco Döneminin Baskısı Altında Bir Aile Trajedisi
Someone Has to Die (2020)

Franco Dönemi ve LGBT Üzerindeki Baskı (1939-1954)

Dizinin belki de gözden kaçan siyasi yönü de var. Hiç bir ülke zulümle ve bir başkasını baskı altın alıp düşman ilan etmekle kendini ilerlememiştir. kavgalar ve bir diğerini tehdit görüp sadece dine dayalı kendi yaşantısını dayatan iktidarlar her zaman bir anda tarihe gömülmüştür. Bunlardan biri de Franco dönemi.

Franco döneminde, “geleneksel aile” yapısı diye bir kurgu uyduruldu. Eşcinsellik, “doğaya aykırı” ve “rejim düşmanı” bir sapkınlık olarak ilan edildi. Bununla da bitmiyor. Eşcinseller “toplumsal tehlike” olarak görülüyor ve toplama kamplarına “rehabilite” adı altında cezaevlerine atılıyor. Dünyada bu kadar kötülük varken, paslı ve hastalıklı düşünceye sahip olanlar gücü eline alınca ilk olarak en zayıf gördükleri LGBT bireylere saldırıyorlar. Bu aslında çok acınası.

Kilise ve devlet el ele vererek kurduğu bu düzende, dizide de yazdığım gibi üstünler sınıfı olan burjuva her istediğini y aparken ve hiç bir etik tanımazken, ailelere eşcinsel çocuklarını ihbar etmeleri için baskılar yapılmış. 

Franco’nun ölümüyle ne oldu? Bu zulüm bitti. O kadar öldürülen, işkenceye tabi tutulan insanlar ise zulmün ve şiddetin adsız kurbanları oldu. “Zulümle kimse abad olmaz” derler ya bu çok doğru. Bugün İspanya’da ve Avrupa’da kimse LGBT gibi konularla uğraşmıyor. Çünkü eşcinsellik özendirimeyle, sonradan kazanılan bir durum değil. Bunun yerine ortak bir kültür, ortak bir yaşam alanı kurulup insanın özüne değer veriliyor. Cinsel kimliğin, inancın önemli değil, önemli olan yaşama kattığın değer, önemli olan insan olman. Geri kalan sadece insanın beynindeki elektrik kimyasal süreçler, kimyasal tepkimeler… 

Umarım bizde de toplumsal barış sağlanır ve kimse bir diğerini öteki olarak görmez. Devletin asıl amacı herkesi ekonomisi iyi, güçlü bir ülkede erinç içinde yaşatmak olmalı. Ekonomik zorluklar içinde doğup, baskı altında yaşayı, kavgaların içinde yaşamaya devam edip ölüp gitmek 21. yüzyıl insanına yakışmıyor. Yapay zeka çağında artık inançlar da değişti, insana ve insanın belleğine bakışımız da değişti. Yeni bir zihin ve yaşam anlayışımız olmalı yoksa geleceğe kendimizi taşıyamayacağız. 

1979’da, eşcinselleri hedef alan o meşhur “Social Danger” yasası yürürlükten kaldırılır ve eşcinsellik suç olmaktan çıkar. Tarihte bu tip işe yaramaz ve sadece insanları katletmek için kullanılan psikopat siyasetçilerin çıkardığı yasalar çoktur. Örneğin Blue Jean (2022) filminde de yazmıştım 1988 İngilteresi’nde, Margaret Thatcher hükümetinin yürürlüğe koyduğu homofobik “Section 28” yasası vardı. Ne oldu yıllar sonra çöpe atıldı. Fellow Travelers (2023) dizisinde de ana konu McCarthy’nin “Lavender Scare” adını verilen dönemde komünist ve eşcinselleri hedef almasıydı. İngiltere’de daha eski bir tarihte Alan Turing’de İngiliz hükumeti tarafından eşcinsel olduğu için “yok edildi.” bilgisayar çağının başlanıcı ve makine öğrenmesinin babası sayılır kendisi. İnsanlığa yaptığı bütün yarar karşısında eşcinsel olması vardı. Başka bir örnek Maurice romanın geçtiği Edward dönemi İngiltere’si (1901–1910 civarı) ve bu dönemdeki eşcinsel cinayetleri… Aslında dünya büyük bir simülasyon gibi. Ülkemizde LGBT, Osmanlı’dan beri hiç sorun olmadı. Şimdi tam tersini yapıyor gibiyiz.

Daha Fazla Bilgi: IMDb

msonmez
msonmezhttps://www.mustafasonmez.com
Çılgın kalabalıkların karmaşasına katılmayan; bilim ve felsefeyi kendine yol edinmiş, kurgulanmış hiç bir inanca bağlı olmayan, kimseyi ötekileştirmeyen, insanları bir başkası ve "diğer" olarak görmeyen; her türlü ayrımdan, kavgadan, dogmadan uzak; duru düşünceyle yaşamaya çalışan biri. Belleğinde hiç bir hesaplaşma, gürültü ve beynini kemiren istilacı iç sesleri yok.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarlık ve Destek

Değişken Kürasyon