Gerçeklik nedir? Bu sorunun yanıtı çok karmaşık ve kazananı yok. Yaşamın ve bütün gerçekliğimizin bir simülasyon olma olasılığı var. Yine evren bir hologram da olabilir. Bu konular 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde artık çerezlik oldu. Benim de sevdiğim konulardandı. Artık bilgi yapay zekanın elinde. İnternet üzerindeki web siteleri artık yavaş yavaş pazarlama ve haber odaklı olmaya başladı. Gerçeklik ve inançlar; özellikle nörolo-kimyasal süreçler sonucu oluşan gerçeklik benim ilgi alanım.
Dinler, sanat, müzik, algılarımız ne varsa hepsi beynimizin bir oyunu. Buna bilinç de dahil. Bir ruh, ayrı bilinç de yok. Sadece beyin üzerindeki elektrik dalgalanmaları var. Her şey bu kadar. Biliyorum bazen çok maddeci düşünebiliyorum. Ama doğaüstü, metafizik hiçbir şeye inanmıyorum. Bütün ruhsal deneyimler beynin nöro-kimyasallarının bozulmasınsan başka bir şey değil. Neyse konumuza geçelim. İnsanın nasıl inanç geliştirdiğini tanrıların nasıl ortaya çıktığını da bu koya dahil edeceğim. Çünkü tanrı da insan beyninin icadı ve evrimin bir sonucu. İnana Beyin ve Beynin Evrimi Tanrıların Ortaya çıkışı gibi kitaplarda bu süreç çok iyi anlatılıyor. İnsan beynindeki uyuşmalar, beyin bölgelerinin bir biri ile bağlantısının kesilmesi, apayrı bir gerçeklik ve inanç ortaya çıkarıyor.
Toplumsal gerçeklikler (!) dogmalar, aklımıza gelecek bütün çekişmeler de yine gerçeklik algımızla ilgili aşağıda buna da değindim. Beyninin gerçekliği ürettiğinin farkına varan her birey yaşamın gürültüsündeni boş kavgalardan, metafizik inanışlardan, ruhani beklentilerden, hırstan, etik dışı davranışlardan uzaklaşır. Kendini beyninin nöron-kimyasallarında bulur.
Tabii ki felsefi tartışmalar da var. Varlık ve tanrının olma olasılığı, evrenin amacı konularının şimdilik bir galibi yok. Herkes kendi yönelimine göre bir gerçeklik içinde yaşıyor. Burada felsefeden çok popüler bilimin verileri ve benim kişisel görüşlerim var. Felsefenin o derin dünyasına dalmak için geç kaldım.
🎁 Daha fazla benzer makale için buraya bakın

Gerçeklik Nedir?
Gerçekliği (reality) sorgulayacağız. Her şey hayal ya da insan beyninin kurgusu olabilir mi? (bence yaşam tamamen insan beyninin kurgusu) Uzay zaman boyutu nerden geliyor? Özellikle zaman, daha üst bir boyutun bizim uzay boyutumuzdan erişebildimiz bir bölümü olabilir mi? Her şeyin hologram ya da simülasyon olma ihtimali nedir?
Gerçeklik nedir? Bu sorunun cevabını hem bilim hem felsefenin konusu. Sicim teorisi, M Kuramı gibi modern kuramlara göre evren bir hologram olabilir. Biz insnalar daha üst boyuttaki ya da evrenin kenar fiziğinden ya da 5. boyuttan yansıyan hologramlarız. Gerçeklik çoğunlukla algılarımıza, içinde bulunduğumuz üç uzay ve bir zaman boyutuna göre, alışkanlıklarımız, beynimizin nesneleri örüntülemsine göre hatta yaşam görüşümüze göre bile değişebilir.
Gerçeklik bir algıdır. Oliver Sacks (beyin ve nöroloji öyküleri) kitaplarında bu konuyu çok iyi anlatır. Gerçekliğin yani renk algısaının, 3D algılarının nasıl değiştiğinden bahseder. Zaman algısını yitirenler, kör olup da kör olmadığını iddia eden yani körlük kavramını unutanlar, ölüm algısını unutanlar diye sıralanır bu öyküler. Bu insanlar tamamen farklı bir realiteye sahip dünyada yaşarlar.
Aslında deha ve sanat denilen şey beynin standart gerçekliğin dışına çıkmasıdır. Bütün sanatçılar gerçeklik duygularını çok daha üst seviyeye taşırlar. Dostoyevski Sendromu denilir bu duruma. Sanatkar olmak, deha olmak gerçekliğin ve algıların ağır tahribattan ötürü olabilir mi?
Yine yaşamın temeli bilgi ve enerjidir. Belki de başka bir boyuttan evrenimizi izleyebilsek her şeyi elektro manyetik dalgalar olarakalgılayacağız. Belki de Katı olarak gördüğümüz her şey bir anda enerji dalgacıkları ya da bilgi taşıyan kodlar gibi görünecek. Scim kuramı bize yaşamın temelini, bütün atom altı parçacıkları oluşturan iki boyutlu titreşen, enerji ve bilgi dolu parçacıkların oluşturduğunu söyler. Yani atom altı dünyada bizim gerçekliğimiz enerji ve bilgidir. Yine her şey elektromanyetik dalgalar denizinde yüzer. Ses, ışık, renk hepsi… Sadece bizim psikolojik yapımız ve algılarımız her şeyi katı olarak algılar ve gerçeklik verir.
Uzun süre kör olanlar artık görmeyi, renkleri, ışığı ve bütün imgelerini unuturlar. Gerçeklik artık farklı bir boyuttadır. Tekrar görmeye başlayan bu bireyler nesneleri, insnaları görürler fakar neye baktıklarını anlayamazlar. Bir insan ile bir kanepeyi ayırt edemezler. Çünkü gerçeklik burada biraz da deneyimlerimizle ilgilidir. Gördüklerimizin gerçek formu farklı olabilir.

Bir Simülasyonda ya da Hologramda mı Yaşıyoruz? Beynimizin Oyunları
Simülasyon yani benzetim içinde (mikroçip içinde, bir bilgisayardaki yazılım) yaşayabileceğimiz konusu aslında çok tartışmalı bir konudur. Hologram içinde yaşama konusunun da bundan yana kalır bir tarafı yoktur. Fakat düşüncenin de bir sınırının olmadığını biliyoruz. Evrenin bilgisayar benzetimi olabileceği düşüncesi 1960’lı yıllarda başlamıştır. Giderek güçlenen bilgisayarlar da aslında simülasyonlar yapılıyor. Benzetimler şuur ya da bilinç sahibi olabilir mi? Bütün yaşam bilgisayarda programlanmış olabilir mi? Bu sorulara cevap vermek şimdilik çok zor.
Örneğin bir benzetimde (simülasyonda) yaşadığımızı düşünelim ve biz de teknolojimizi geliştirip benzetim yapabiliriz. 13 Kat adlı filmin konusu da tam olarak bu. Güçlü bilgisayarlarla benzetim (simülasyon) yapan bilimciler daha sonra kendilerinin de bir benzetim içinde yaşadıklarını öğrenirler. Tabii ki Matrix’i unutmamak gerekli. Matrix felsefesi ayrı bir dünya sunuyor.
Simülasyonda mı Yaşıyoruz?
Çoklu evrenler aslında oluşturulan sayısız benzetimler (simülasyon evrenler) olabilir mi? Belki de deneysel bir simülasyon içinde yaşıyoruz. Evet, bu görüş üzerinde de duranlar var. Gizli Dosyalar (X Files) 11. sezonunda uzaylıların yaptığı benzetimi (simülasyon) konu alır. Uzaylılar bu benzetimler de insanların gelişimini ve davranışlarını öğrenmeye çalışırlar. Ve bu benzetim oldukça gerçektir. Bizim gerçekliğimizden hiç bir farkı da bulunmaz.
Uzaylıların Sümilasyon Deneyi miyiz?
Günün birinde insanlar bilgisayar temelli bir bilinç yaratabilirler mi? Ya da bilinç bizim düşündüğümüzün ötesinde bir olgu mudur? Şu anki dünyamız ver evrenimiz oldukça gerçek değil mi? Yine çok büyük bir bilgisayar gücü bize gerekecek. İnsan soyunun beynin bütünün işlenmesi için dünya büyüklüğünde bir bilgisayar gerekir. Yine insan dışındaki çevrenin de benzetimi oldukça fazla bilgisayar gücü gerektirecektir.
Toplumsal Gerçeklik ve Algılar
Toplumsal yaşamda, katı ve tek bakış açımızı bırakmalıyız. Yaşama, insana yüzlerce hatta binlerce bakış açısıyla bakıp bütün tartışılmaz doğruları ve katı kuralları bir kenara bırakınca sadece insanı görürüz. Sadece evreni görürüz, sadece diğer canlıları görürüz. Her şeyi net görmek apayrı bir şey olsa gerek.
Yaşamdaki bütün ayrımlar aslında gerçekliğimizin tek olmasındandır. Kendi yaşantımız dışına çıkıp, “faklı” yaşamları ve inançları; insanları; kültürleri; “farklı” cinsel kimlikleri algılamak gerçeklik duygumuzu da en üst seviyelere taşıyacaktır. Hadi yaşama ve insana farklı açılardan bakalım…. Zihin insanı aldatır.

Holografik Evren Teorisi
Sicim teorisine göre her atomu oluşturan bütün parçacıklar titreşen sicimlerden oluşur. Titreşim rengine göre de parçacıklar oluşur. Yani aslında her şey bilgi (enformasyon) ve enerjidir.
Bizim dünyamızda her şeyin bir sınırı vardır. Evrenin bir sınırı var mıdır? Daha doğrusu uzay-zamanın bir şekli var mıdır? Nasıl bir yapıdadır? Aslında evrenin bir sınırı olduğunu bize hacim fiziği söyler. Evrenin hacmine yapışık kapalı sicimler müthiş bir baskı ile kara delik gibi çekim kuvveti uygular. Bu sicimler evrenin temel bilgisini içerir. Hacim içinde dolaşan uzay-zamanı oluşturan serbest yani açık sicimler ise aslında kapalı sicimlerin farklı bir görüntüsü, kopyası gibidir. Asıl bilgi evrenin sınırındadır. Her şey oradan kopyalanır. Fakat evrenin içi yani uzay zaman ile evrenin sınırı birbirine benzemezler.
Hologramlarda da örneklenen nesne ile hologram diskindeki desenler birbirine benzemez. Ta ki lazer ile aydınlatılana kadar. Aynı bilgi farklı gerçeklik içindedir. Yani uzay zaman hologram yansıması olabilir.
Hologram da mı Yaşıyoruz? Her şey Hayal mi?
Maldecena ürettiği matematik ile evrenin hologram gibi davrandığını bulmuştu. Madecena’nın kuranın da evrenin sınır yüzeyindeki kuantum alan kuramı ile evrenin hacmindeki fizik kuralları benzer değildir. Ancak plastik hologramları anlamlandıran lazer ışığı gibi olan matematik sözlük ile yapılan çeviride her iki taraftaki bilginin bir diğerinin yansıması olduğu ve aynı bilgiyi içerdiğini Madecena’nın matematik formülü öngörmektedir.
Bu anlatılanlar henüz matematik formüller ile kanıtlanıyor. Bilim ve matematik; biraz da hayal gücü… Farklı fikirler insana aydınlık bir zihin ve aydınlık bir dünya bırakır…
Kaynaklar ve Okuma Listesi
- Michael Talbot: Holografik Evren
- Brian Greene: Saklı Gerçeklik
- Brian Greene: Evrenin Dokusu
- Marcus Chown: Kütleçekimin Yükselişi
- David Eagleman: Beyin
- Stanislas Demaene: Bilinç ve Beyin









