2015 yapımı Belçika filmi Le Tout Nouveau Testament (Yeni Ahit), Ne zaman, nerede ve nasıl öleceğimizi bilseydik hayatımız değişir miydi? sorusuna absürt bir komediyle anlatıyor. Film sınırları zorluyor.
Tanrı, din ve ölüm kavramlarını bu sertlikte anlatmak da izlemek de her izleyiciye göre değil, eminim. Yönetmen Jaco Van Dormael iyi işler çıkarmış. Film; işleri karıştıran tanrının, ölüm tarihlerini insanların cep telefonlarına mesaj olarak göndererek, kurulu düzeni bozmasıyla başlıyor.
Film Tanrı inancını ve insan – tanrı arasındaki uyumu sorguluyor. Eğlenceli bir film. Tabii ki bazıları için “dinle alay” olarak nitelendirilebilir. Ama ben öyle görmüyorum. Daha çok mitolojik bir anlatımı var. Dinler insan belleği ve nörolojisi için zaten gerekliydi. Dinler olmadan galiba yaşamı kuramazdık. Bunları inanan biri olarak söylemiyorum. Herhangi bir din beni kendine çekmiyor. Sadece bilim ne derse onu söylüyorum.
Film aşağıda da söylediğim gibi “kurumsal ve politik din, zoraki bir tanrı” karakteri üzerinden eleştiri yapıyor. Neyse hadi şimdi ayrıntılara özet, inceleme ve yorum geçelim. Daha fazlasını istersen IMDb sayfasına bakabilirsiniz.
🎁 Küratör Önerisi: En değerli filmler ve diziler
Yeni Ahit (Le Tout Nouveau Testament) Filmi Konusu, Özeti
Aslında bu film herkesin izleyebileceği türden bir yapım değil. Çünkü Tanrı ve din kavramı öyle doğrudan, öyle açık bir şekilde eleştiriye tutulmuş ki, özellikle dindar izleyiciler rahatsız olabilir. Ama işin güzel tarafı şu: Yeni Ahit kendini çok da ciddiye almıyor. Zaten absürt komedi türünde bir film.
O yüzden bu sert eleştiriler bile bir yerden sonra eğlenceli hâle geliyor. “Ne zaman öleceğimizi bilsek ne olurdu?” diye soruyor film. Ve bu sorunun cevabını da epey yaratıcı bir şekilde veriyor: İnsanlar, cep telefonlarına gelen bir SMS ile ölüm tarihlerini öğreniyorlar…
Ne Zaman Öleceğimizi Bilsek Ne Olurdu?
Peki ya biz? Biz ne zaman, nerede, nasıl öleceğimizi bilmiyoruz. Ama tek bir şey kesin: O gün gelecek. Morgdan gasılhaneye, oradan toprağa ya da inanca göre küllere karışacağız. İşin garibi, bu soruların — “Ne zaman?”, “Nerede?”, “Nasıl?” — gerçek bir anlamı da yok. Çünkü zaman, bizim sandığımız gibi lineer bir şey değil. Psikolojik bir algı, belki de sadece bizim icadımız. Gerçekte zaman ilerlemez, sadece dönüşür. Sebep-sonuç ilişkisi de, belki de koca bir illüzyon.
Aslında yaşamla ölüm arasında düşündüğümüz kadar büyük bir fark yok. Ölüm bir son değil; dönüşümün kendisi. Bilim henüz bu gizemi çözemedi ama mitolojiler asırlardır bunun peşinde.
Ölümsüz tanrılar, insanlara sonsuzluk bahşediyor, firavunlar bedenlerini mumyalatıyor, çünkü bir gün tanrıların geri döneceğine inanıyorlar. Bugün geldiğimiz noktada ise, ölüm tarihini önceden tahmin eden yapay zekâlar geliştiriliyor. Genetik kodlara bakıp, hangi hastalıktan kaç yaşında öleceğimizi hesaplamak mümkün. Ama asıl soru hâlâ aynı: Gerçekten ne zaman? Gerçekten nasıl?
İşte Yeni Ahit tam da bu soruların içine bir taş atıyor.

Yeni Ahit (Le Tout Nouveau Testament) Filmi Ne Anlatıyor?
Film vardı, değil mi? Unutmadık. Eğer “tövbe tövbe çarpılırız” deyip hemen uzaklaşıyorsan, hiç devam etme. Hatta Google’da da aratma, boş ver. Ama eğer sorgulamayı seviyorsan, sınırların dışına çıkmaktan korkmuyorsan bu film tam senlik. Çünkü seni biraz sarsacak, düşündürecek ve güldürecek.
Filmde Tanrı rolünde bir adam var (Dieu). Bildiğin sert, huysuz, acımasız biri. Sürekli insanlara bela yağıyor, hayatlarını karıştırıyor, kurallar koyuyor. Tanrı dediğin böyle mi olur? Film bu soruyu açık açık soruyor. Sadece Tanrı’yı değil, din algımızı, inandığımız düzeni, kutsal sandıklarımızı da sorguluyor. Hristiyanlık özelinde din eleştirisi yapılıyor ama evrensel mesajlar da veriyor.

Tanrı’nın kızı EA, (ki bu isim Sümer mitolojisindeki su ve bilgelik tanrısı Enki’ye de gönderme) evden kaçmak istiyor. Yardım için İsa’ya danışıyor. Bilgisayardan “mucize” klasörlerini karıştırırken yanlışlıkla insanların ölüm tarihlerinin olduğu dosyayı açıyor. Ve hepsini bir anda cep telefonlarına gönderiyor! Düşünsene, aniden telefonuna ölüm tarihin geliyor.
İnsanlar bir anda değişmeye başlıyor, hayatlarına yeniden anlam yüklemeye çalışıyor. EA ise, yeni bir din kurmak için yeryüzüne iniyor. Kendi havarilerini toplamaya başlıyor. Babası Tanrı da peşinden dünyaya iniyor ama işler pek de planladığı gibi gitmiyor…
Tanrı’nın da öğrenmesi gereken şeyler olabilir mi? İnsanlar ölüm gerçeğiyle yüzleştiğinde daha mı dürüst, daha mı cesur, yoksa daha mı bencil olur? Din dediğimiz şey, gerçekten insanın ruhuna mı hitap ediyor yoksa sadece bir sistemin parçası mı?

Son olarak başka bir yöne dikkat çekmek istiyorum: Din eleştirisi barındırdığı için muhafazakâr izleyiciler için rahatsız edici olabilir. Fakat dizi bence kişisel inancı ya da dinin manevi yönünü değil de daha çok kurumsal ve siyasi yönünü eleştiriyor. Saf bir inancı ve kişilerin bağlantılı olduğu dinlerini eleştirmek zaten saçmalık. Bir başkasının inancı, yaşamı onun özelidir. Din zaten kişisel bir gelişme, farkına varma olmalı, saygıdeğer olmalı. İşte dini inançları kurumsallaştırıp bir de siyasi görüşler katıp dallandırdığımızda bu filmdeki gibi saçmalıklar ortaya çıkar.
Film kara mizah ve felsefi alt metni ile belki de “kült” olacak bir yapıda. Ben de küratör kimliğimde filmi siteye ekledim. Size de öneriyorum. İzleyip yorumunuzu yazın.
Ve belki de en önemlisi şu: İnandığımız Tanrı gerçekten bizimle uyumlu mu? Yoksa Tanrı fikrini de biz mi yarattık? Bu da bitmek bilmeyen ayrı bir felsefi tartışma. Yine bizim kurguladığımız “öfkeli ve cezalandırıcı tanrı” görüntüsünü de film çok iyi yansıtıyor. Fakat bunun tam tersi olmalıydı, değil mi?









