The Fosters, 2013–2018 yılları arasında yayınlanmış, güçlü bir mesaj taşıyan LGBT temalı bir gençlik ve aile dizisi. Dizi biraz eski gibi gelebilir, ama çok iyi bir öyküsü var. Dizi, sadece eşcinsel ve trans bireyleri değil; sevgiyle kurulan aile bağlarını, toplumsal önyargılarla mücadeleyi de konu ediyor.
En önemlisi de çeşitli insanların, cinsel yönelimlerin, farklı düşünen insnaların bir arada nasıl barış içinde yaşayabileceğini anlatıyor. Dizi bu bakımdan zihin açıcı ve belki de bize olması gerekeni gösteren bir izletiş sunacak. Ben de diziyi bu nedenle siteye aldım. Yıllar önce izlediğim en iyi dizilerden ve deneyimlerden biriydi.
“Aile olmak için biyolojik bağ şart mı?” gibi önemli soruları irdeleyen queer dizi, farklı yönelim ve kimliklere dair farkındalık yaratarak sıcak, samimi ve duygu dolu bir hikâyeye sahip. LGBT temalı dizi, Freeform ve HULU üzerinde var. Şu an nereden izlenir bilmiyorum. Belki IMDb‘ye de bakmak istersiniz.
Aile ve eşcinsellik tartışmaları için His (2020) filminde düşüncelerimi yazdım. Bu dizinin sayfasına giderek ayrıntılara oradan bakabilirsin. Tekrara girmek istemiyorum.
👉 Küratör Önerisi: İzlemeye değecek film ve diziler
The Fosters Dizi İncelemesi Ve Konusu
Evli bir lezbiyen çift olan Lena ve Stef, Stef’in ilk evliliğinden olan oğlu Brandon, evlatlık aldıkları Mariana ve Jesus’la birlikte sevgi dolu bir hayat sürmektedir. Zamanla yetimhanede tanıştıkları Callie ve onun küçük kardeşi Jude’u da ailelerine katarlar.
Bu geniş aile hem kendi iç dinamikleriyle hem de dış dünyanın baskı ve önyargılarıyla yüzleşirken, size de gerçek hayattan kesitler sunacak. Stef’in eski eşi Mike da aileyle sıkı bir ilişki içindedir; birlikte çalıştıkları polislik meslekleri ise geçmiş bağları güçlendirmeye devam edecek.
Dizi sadece LGBT karakterleri değil, farklı etnik kökenlerden bireylerin bir arada yaşamasının önemini de anlatıyor. Siyahi, Asyalı ve Latin karakterlerle birlikte ırkçılığa karşı da açık bir duruş sergiliyor. Jude ve Connor’ın eşcinsel gençler olarak yaşadıkları ilişkiler, hem duygusal hem de gerçekçi biçimde anlatılıyor ki önemli olan da izleyicinin o doğallık havasını alması değil mi?

Callie’nin tanıdığı transgender genç Cole ise, farklılıkların anlayışla karşılanması gerektiğini bize anımsatıyor. Dizi, ötekileştirmek yerine karşımızdakinin yaşantısına dahil olmamız gerektiğini gösteriyor. Böylece anlamadığımızı anlayabileceğiz. Biraz empati, bağışlama her sorunu çözecek. Özellikle başkalarının yaşantısını ve dünyasını, duygularını anlayabilmek adına güçlü bir yapım. Dünyadaki tüm karmaşanın nedeni bir diğerini küçük görmek ve fanatizm değil mi?
Biraz daha detay
Dizi, LGBT bireyleri klişelerden uzak bir şekilde, normal, sevgi dolu, duyarlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak gösteriyor. Kısacası LGBT bireyler “sapık ve aklı fikri cinsellikte olan insnalar değildir.” Lena ve Stef’in örnek ebeveynlikleri, size sadece bir “lezbiyen çiftin yaşamı”nı değil, gerçek anlamda aile olmanın değerini de gösterecek.
Ayrıca dizide gençlik hataları, aşkın doğası ve aile bağlarının nasıl şekillendiği gibi evrensel temalar da işleniyor. Bu yönüyle The Fosters, sadece LGBT izleyicilere değil, farklılıkları anlamaya açık tüm izleyicilere hitap eden içten ve samimi bir dizi.

Son yorum
The Fosters, aile bağları, aşk ve kimlik arayışını dengeli ve samimi bir biçinde sizinle telepatik bir bağlantı kurar gibi aktaracak. Karakterler arasındaki ilişkiler, hem romantik hem de ailevi boyutlarda gelişmesi dizinin en güçlü yanı çünkü bu konular insanların evrensel ortak problemleri.
Dizinin queer temaları, gençlik ve aile hikâyeleriyle birleşince size yaşamdan gerçek kesitler sunuyor. Karakterlerin içsel çatışmaları ve toplumsal zorluklarla mücadelesi size sorunsuz, rüyalar aleminde yaşanan aşk dolu yaşamları değil, gerçek toplumsal ve kişisel sorunları gösterecek.
Özellikle finalde aile bireyleri büyüyor, kimi okula kim işine devam etmek için yollarını ayırıyor. Fakat hepsinin her zaman iletişimleri ve kardeşlikleri sürecektir. Bence bu dizinin en vurucu yönü günümüzde sıkça tartışılan “aile” kavramı. Aile denildiği zaman genellikle akla siyasetçilerin kendi ideolojilerini ön plana çıkararak kurguladıkları ve zorla kabul ettirmek istedikleri bir kavram karşımıza çıkıyor. Bu dizi bu önyargıların hepsini yıkıyor bir tarafa atıyor. Aile olmak ne demek? Aile olmak için illa kan bağı mı gerekir? Bağlılık, sevgi, hoşgörü, merhamet gibi kavramlar günümüzde tamamen politik hırsızlara kurban gidiyor. Aslında bu söylediklerimin tümünü bu dizide görmek mümkün. Diziyi son bölümüne kadar izlemiştim. Biliyorum aradan uzun yıllar geçti ve eski bir dizi fakat hâlâ hakkında bir şeyleri yazmak ve paylaşmak istediğim yapımlardan.
Çünkü biz kendi zihnimizdeki kavramları, kuralları mutlak doğruymuş gibi başkalarına dayatmayı çok seviyoruz. Hani vardır ya “aile yapısı” tamam ama aile yapısını kim belirleyecek? Herkesin yaşam görüşü farklı. Ben şu ifadeyi de karşıyım ” Türk aile yapısı” bu ifade tamamen siyaset kokuyor. Hangi aile yapısı bu? Muhafazakar aile yapısı, doğuda yaşayan birinin aile yapısı mı, batıda yaşayan birinin aile yapısı mı, seküler yaşayan birini aile yapısı mı? Yani siyasetçiler kafalarındaki ideolojiyi dayattıkları zaman büyük SORUNLAR yaşanıyor ve gözlerini ilk kestirdikleri kişilerde tabii ki kolay lokma gördükleri LGBT bireyler oluyor.
Dizide lezbiyen çift, evlatlık kaldıkları çocukların sadece sorunlarını çözmüyor. Onlara sıcak bir aile, bir gelecek, sağlam bir iç dünya, hata yaptıkları zaman onları bağışlayacak ve arkalarında duracak “anneler” veriyorlar. Bu söylediklerimin çoğunu hiçbir aile yapamaz yapamıyorlar da. Karısının çocuklarını döven sarhoş babalar, aile içi cinayetler, aldatmalar, ekonomik zorluklar, boşanmalar peki bunları nereye koyacağız bunların sorumlusu da mı LGBT bireyler?
Kişisel bir yorum: LGBT ve aile olmak
Dizi pek çok konuya değiyor bu nedenle yaşamın içerisinden çıkan bir dizi olduğundan The Fosters’ı çok sevmiştim. Hemen çıkacağı haftayı günü beklerdim çıktığı günde izlerdim. Benim için gerçekten çok iyi bir deneyimdi. Bazen cayımı yapardım, bazen kahvemi yapardım, bazen hiçbirini yapmaz giderken de bir puding yapar puding yiyerek izlerdim sadece bu diziyi değil tüm dizileri bu şekilde izlerdim. Dizüstü bilgisayarımın önüne kor ayağımı uzatırdım. Gerçekten de yaşama iyi anılar biraktigimiz zaman ileride bu anılar bizi çok rahatlatıyor. Zamanımızı, günlerimizi, kötü getirir geçirmektense, bağışlama ile öz kabul ile merhamet ile bir başkasına anlamak ile gerçekten aile olmanın değerini bilmekle geçirdiğimiz zaman bu ömür boş geçmemiş oluyor.
Aile ve aile bağları, ailenin anlamı ya da “aile yapısı” dediğimiz şey kesin kesinlikle tek bir kalıpta değildir. Önemli olan yukarıda soyledigim gibi aile bireylerinin birbirlerini anlayabilmeleri, merhamet edebilmeleri, zor günlerde beraber olmaları, bir gün herkesi kendi yoluna gidinceye kadar harika anılar biriktirmelerdir. Ailenin başındaki büyük ya da büyükler kimse bunlar da geçmişteki deneyimlerinden yararlanarak henüz büyümekte olan çocuklarını en az hasarla ailede tutmaya ve yanlışlarını gidermeye, onları her şekilde kabullenmeye, kötü yola düşmemelerine gayet etmeli. Bu dizide tamamen bunları gördüm ben. Neyse çok oldu bence bu kadar yeterli. Söylemek istediklerim aslında dizinin ötesinde bir şeylerdi. Basit bir şekilde bir diziyi özetlemek konusunu çıkarmak ona göre değil. Kurguyu gerçek hayatla paralel bir hatta incelemek gerekiyor.
🏳️🌈 Aşağıda aile bağları ile ilgili LGBT film ve dizileri paylaştım.
- A Distant Plase (2022)
- His (2020)
- Fathers (2016)
- Chosen Home (2025)
- The Fosters (2013) (bu yapım)
- Kent Masalları (2019)









