Ana SayfaKitapBulantı - Jean Paul Sartre: Var Olmanın Ağırlığıyla Yüzleşmek

Bulantı – Jean Paul Sartre: Var Olmanın Ağırlığıyla Yüzleşmek

Anlamın çözüldüğü bir dünyada var olmanın huzursuzluğu

Bulantı, Jean Paul Sartre’in varoluşçuluk üzerine yazdığı harika romanı. Size felsefi bir derinlik sunamayacağım. Çünkü bir felsefe tarihçisici ya da felsefe araştırmacısıcı değilim. Ama yine de romanın bendeki yansımalarını sizinle paylaşabilirim diye düşündüm.

Varoluşçuluk, varoluş felsefesi, bilinç, insanın kendini keşfetmesi, varlığını sorgulaması konulu kült roman. Varoluşçuluk denildiği zaman ilk akla gelen yapıtlardan. Sartre felsefesinin temelleri, genel hatları bu kitapta özetlendiği bilerek okudum. Hümanizm, varlık, ölüm, bilinçli olma, insanın nesnelerle olan ilişkisi gibi konular çok iyi bir edebi dille anlatılıyor. Şimdi kitabın özetine ve konusuna geçeceğim ama dediğim gibi “kendimce” bir yorumlama olacak.

Küratör Önerim: Okunacak yeni bir kitap keşfedin

Bulantı - Jean Paul Sartre: Var Olmanın Ağırlığıyla Yüzleşmek
Bulantı – Jean Paul Sartre

Bulantı Jean Paul Sartre Kitap Konusu Özeti İncelemesi

Antonie Roquent’in nesnere karşı büyük bir tiksinti duymaya başlar. Nesnelere her dokunduğunda, onları her hissettiğinde midesi bulanır. Çevresindeki her şey onun için kalabalık, gereksiz ve varlık açısından tuhaf şeylerdir. Antonie bütün bu karmaşa içinde bir roman yazmaya karar vermiştir. Bu tarihi romanda 18. yüzyılda yaşamış M. de Rolebbon adlı bir önemli sanatçıyı konu alacaktır. Bunun için sürekli okur, kütüphaneden çıkmaz. Adeta bir sanatçı olmuştur.

Anny adındaki uzun süredir görüşmediği arkadaşı ile de bir an önce görüşmek ister. Uzun süre Hindistan ve Çin’de bulunmuş sonra dönmüştür. Bu sırada kütüphanede tanıştığı genç Otodidakt ile de çeşitli konuları tartışır. İçinde bulunduğu var olma sorununu, kimliğini kim olduğunu kısıtlı yaşamında bulmaya çalışır.

İnsanlardan tiksinir. Kalabalıkları ve hep aynı şeylerden hoşlanan birbirine benzemeye, ortak noktalar bulmaya çalışan insanları sevmez. Hümanistleri eleştirir. Arada bir gittiği meyhanenin sahibi kadınla sevişmeyi de ihmal etmez. Bütün bunların arasında, sürekli gerçekliği, varlığını sorgular Var olmanın ondaki mide bulantısını çözmeye çalışır. İnsanın özellikle sanatçının var olma kaygısını uzun uzun günlüklerine yazar. İnsan kendini var etmek için her şeyi yapar.

Roman günlükler şeklinde ilerliyor. Çok ağır ve art arda gelen felsefi paragraflar, sorgulamalar felsefe ve edebiyat meraklıları için müthiş bir okuma zevki verecek. Tabii ki varoluşçuluk için en temel bilgiler, sorular da romanda var. Roman günlükler şeklinde yazıldığından bazen monolog tarzında ilerlese de kesinlikle insan zihninin ürettiği baş yapıtlardan biri diyebiliriz. İnsan düşünmedikten sonra, zihinsel olarak ilerlemedikten sonra, varlığını sorgulayıp eski köhnemiş bilgilerini bir kenara atmadıktan sonra yaşamak nedir ki! Gerçekler ortay açıksın varsın midemizde bulantı, başımızda dönme yapsın?

Son bir Yorum

Varoluşun bu ‘boş biçim’ olması, aslında insana verilen en büyük (ve en korkunç) hediyedir. Çünkü biçim boşsa, içini neyle dolduracağın tamamen senin ‘zihinsel aydınlanmana’ ve yaratım gücüne kalmıştır.

Antonie Roquentin için varolmak bir tiksintidir, bir tepkidir; aslında o varoluş biçiminden ve nesnelerin gerçekliğinden tiksinir. Bu tiksinti, nesnelerin çıplak ve anlamsız varlığının bilince çarpmasıyla oluşan o meşhur ‘Bulantı’dır. Roquentin, evrende hiçbir şeyin bir ‘neden’ üzerine kurulu olmadığını, her şeyin sadece orada ve anlamsız birer ‘fazlalık’ olduğunu anladığında, aslında insanın kendi özünü yaratmak zorunda olduğu o korkunç özgürlüğü keşfeder. Sartre’a göre bu bulantı bir son değil; bireyin nesneleşmekten kurtulup, kendi seçimleriyle kendi anlamını inşa etmeye başladığı o hakiki varoluşun sancılı ama zorunlu başlangıcıdır.

Antonie artık her şeyi kendi anlamlandırmak zorundadır. Kendi varlığını da nesnelerin varlığını da kendi zihninde değerlendirip bir varoluş bağlantısı kurması gerekir. Her şeye anlamı kendi vermelidir. Bu hem bir “bulantı”dır aslında eğlencelidir de “her şeye anlamı insanın kendinin vermesi” bir nevi insan varoluş için bir tanrıya değil sadece kendi zihinsel varoluşuna ihtiyacı vardır. Sonra da nesnelerle ve diğer her şeyle yüklediği alamlarla iletişime geçecektir. İnsanın kendi varoluşunu yaratmasından korkan Antonie’nin varoluş bulantısı aslında kendi kendini vadetme sürecinin bir yan etkisidir. Tanrının değil insanın vadettiği bir bir var olma halinin adeta kimyasal tepkisidir. Tepkime bitince artık insan özgürlüğe ve kendi kurgusuna doğru gidecektir.

Ben romandan bunları anladım, biliyorum ki felsefe eğitimi alanlar daha derin yorumlar yapacaktır, benden bu kadar. Yaşamımda kitap olsun, felsefe olsun istiyorum. Karmaşaları ve gündelik tartışmaları istemiyorum, varoluşumuzda o kadar çok dip ses var ki! Kendi sesim.zi bile duyamıyoruz. Ben kendi adıma söyleyecek olursam “bulantı” aşamasından var etme, yaratım aşamasın geçtim diyebilirim. Romanı okurken içselleştirerek okumalısınız. Okumanızı yaparken bir yandan da Sartre felsefesini araştırıp, aslında varoluşun bir sorun olmadığını anladım. Sorun kesinlikle zihinsel aydınlanma yaşamamızda saklı. Umarım daha fazla aydınlanırım…

Aklıma Camus (Absürt’ü) geldi. Yazarken tereddüt ediyorum uzmanı olmadığım bir alanda yanlış yapmaktan korktum açıkçası. “Dünya anlamsızdır ve asla anlamlı olmayacaktır. Bu saçmalığı kabul et ama ona karşı isyan ederek yaşa.” diyen başkaldırı felsefesi ile Bulantı’daki “Dünya anlamsızdır, o halde bu korkunç özgürlüğünle kendi anlamını sen yaratmalısın.” biçimindeki sorumluluk duygusu birbirin çok benziyor. İkisinde de anlamsız ve tanrısız varoluşun kumandası bizim elimizde. Bu çok hoş. Bizim elimizde olan bir varoluş, kendi adımıza konuşmak…

Bulantı Romanından Alıntılar

Şeker niyetindeki alıntıları aşağıda. Varoluşun en kritik tartışmaları. Mutlaka okuyun. Okuyun ki olduğunuz kişiyi değiştirin. Yaşam değişimdir, gelişimdir. Aynı kalıp hep aynı tartışmaları yaptıkça o yaşam değildir.

 🍭 “Düşünüyorum da diyorum gülerek, hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa var olmaya devam etmemiz için hiçbir ama hiçbir sebep yok”

 🍭 “Demek ki Bulantı bu: Kör edici apaçıklık. Üzerine kafa patlattım. Yazılar yazdım. Şimdi biliyorum: Varım -dünya da var- ve dünyanın var olduğunu biliyorum. Hepsi bu. Benim için önemli değil. Benim için hiç bir şeyin önemli olmaması çok acayip, korkuyorum bundan. Denizde taş kaydırmak istendiğim gün yok mu işte o günden beri böyle. Çakıltısını atarken durup ona bakmıştım. Her şey işte o zaman başlamıştı. Onun var olduğunu hissetmiştim. Bunun sonrasında başka bulantılar da yaşadım. Ara sıra nesneler elimizde varoluveriyorlar.

 🍭 “Nesnelere uzun uzun bakman da iyi gelmiyor bana. Ne olduklarını anlamak için bakıyorum, sonra bakışlarımı çevirmem gerekiyor. Peki ne için? Tiksindiriyorlar beni.”

Varoluşun Nedenleri Neden Varız? Neden Var olduk? Jean Paul Sartre

 🍭 “Yani, varoluş zorunluluk değildir demek istiyorum. Var olmak burada ol maktır sadece, var olan şeyler ortaya çıkarlar, onlara rastlanabilir ama onları hiçbir zaman çıkarsayamayız. Bunu anlamış kimselerin olduğunu sanıyorum. Ama onlar bu olumsallığı, kendi kendisinin nedeni olan zorunlu bir varlık uydurarak aşmaya çalışmışlardı. Oysa hiçbir zorunlu varlık varoluşu açıklayamaz: Olumsallık bir sanrı, ortadan kaldırılabilecek bir görünüm değil mutlak olandır ve bu yüzden kusursuz bir temelsizliktir. Şu bahçe, şu kent, ben, her şey temelsiz ve nedensizdir. Bunun farkına vardığınız zaman yüreğiniz burulur; geçen akşam Rendez-vo- us des Cheminots’da olduğu gibi her şey dalgalanmaya başlar: Bulantı budur işte.”

🍭 Şu gereksiz varoluşlardan hiç olmazsa birini ortadan kaldırmak için canıma kıymayı düşündüm belli bemekten çok uzaktım: Bana bir dekor gibi görünüyorlardı. Onları elime alıyor, araç olarak kullanıyordum, dirençlerini önceden kestiriyordum. Ama bütün bunlar yüzeyde kalıyordu. “Varoluş nedir?” diye sorulsa, “Özlerini değişime uğratmadan, nesnelere dıştan eklenen boş bir biçimdir,” derdim. Sonra birden ortaya çıkmış, belirivermişti; apaçıktı: Varoluş kendini ansızın açığa vurmuştu. Zararsız, soyut bir kategori görünümünü kaybetmişti: Nesnelerin hamuruydu o, şu kök varoluştan yoğrulmuştu. Daha doğrusu kök, bahçe kapıları, bank, yer yer gövermiş çimenler ortadan silinmişti; nesnelerin çeşitliliği ve bireyselliği bir görünüş, bir ciladan başka şey değildi. Bu cila erimiş, geriye karmakarışık, devasa ve yumuşacık, çıplak kitleler kalmıştı, müstehcen ve ürkütücü bir çıplaklık.

🍭“Varoluş nedir?” diye sorulsa, “Özlerini değiştirme uğratmadan, nesnelere dıştan eklenen boş bir biçimdir,” derdim.”

Kitap bilgileri

Bulantı, insanın varoluşla ilk gerçek yüzleşmesini anlatıyor. Sartre, anlamın çöktüğü bir dünyada bireyin yalnızlığını ve tedirginliğini anlattığı romanı okurken çok zevk alacaksınız. Kesinlikle kendinizi geliştirmek istiyorsanız romanı okuyun, varoluşla kimyasal tepkimeye girin. Kitabın ilk yayın tarihi 1938. Orijinal Adı: La Nausée. Ben tek çeviri olan beyaz kapaklı kitabı Can Yayınları baskısını okudum.

Puanlama

Genel Puanlama
4

Puan Yorumu

roman karakteri Antonie Roquent varoluşu sorguluyor. Bu sadece bir roman değil Sartre felsefesinin de temelidir.
msonmez
msonmezhttps://www.mustafasonmez.com
Çılgın kalabalıkların karmaşasına katılmayan; bilim ve felsefeyi kendine yol edinmiş, kurgulanmış hiç bir inanca bağlı olmayan, kimseyi ötekileştirmeyen, insanları bir başkası ve "diğer" olarak görmeyen; her türlü ayrımdan, kavgadan, dogmadan uzak; duru düşünceyle yaşamaya çalışan biri. Belleğinde hiç bir hesaplaşma, gürültü ve beynini kemiren istilacı iç sesleri yok.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarlık ve Destek

  • ✍🏻 Sitede Yazar OL
  • ❤️ Sponsor Olmak İster Misiniz?

Değişken Kürasyon

roman karakteri Antonie Roquent varoluşu sorguluyor. Bu sadece bir roman değil Sartre felsefesinin de temelidir.Bulantı - Jean Paul Sartre: Var Olmanın Ağırlığıyla Yüzleşmek