Mini diziler, kısa sürede güçlü hikâyeler sunabiliyor ve izleyiciyi sıkmıyor da.. Kent Masalları, (Tales of the City) 2019 yılında Netflix’te yayınlanan ve LGBT temalı diziler arasında. Dizi, bir grup arkadaşın yaşadığı gerçeklikleri, dostluğu, dayanışmayı anlatıyor. Belki de dizideki en iyi tema aile kavramını yeniden tanımlaması. Tabii ki güçlü toplumsal mesajını da unutmamak gerekli.
Dizi Armistead Maupin’in aynı adlı romanlarından uyarlama. Roman diziye ne kadar yansımıştır onu bilmiyorum. ABD 🇺🇸 yapımı dizi nereden izlenir? Sormanız ayıp 🙂 Netflix‘ten tabii ki, başka nereden olacak! Ama derseniz ben çer çöp bilgi de isterim o zaman IMDb‘ye bakın derim.
👉 Küratör Önerisi: İzlemeye değecek film ve diziler
Kent Masalları – Tales of the City Konusu ve İncelemesi
Netflix’in LGBT karakterlere yer vermesi bazı çevrelerce eleştirilse de, eşcinselliğin insanlık tarihindeki doğal ve bilimsel gerçekliğini unutmamak gerekir. Eşcinsellik bir hastalık değildir; tedavi edilmesi gereken bir durum asla olmamıştır. Bu basit biyolojik yönelimin, binlerce yıldır baskı, dışlanma ve zulümle karşılık görmesi, insanlığın önyargılarıyla yüzleşmesi gerektiğini gösteriyor. İşte Tales of the City, tam da bu yüzden çok değerli bir anlatı sunuyor.
Dizi, size önyargılarınızla yüzleşme olanağı da sunacak. LGBT+ bireylerin dışlanması tarih boyunca hep siyasi olmuştur. LGBT düşmanlığı tarih boyunca, fanatizmi kullanmıştır. Eşcinsel düşmanlığı, toplumsal çatışma ve ayrışma ile oy toplamak için kullanılan politik bir manevradan başka bir şey değildir. Bunu adeta bir simülasyon deneyi gibi olan tarihi olaylar bize gösteriyor.
Dizi, 90 yaşındaki trans kadın Anna Madrigal’in evinde bir arada yaşayan; gay, lezbiyen, biseksüel, trans ve heteroseksüel bireylerin öyküsünü anlatıyor. Dizi arkadaş grubunun ya da bu queer topluluğun hayatına, aşklarına, kayıplarına, aralarındaki sorunlara odaklanıyor. Kısacası karakterlerin iç dünyalarına, ailevi sorunlarına odaklanacaksınız.

Bu insanlar, aralarındaki güçlü bağlar sayesinde bir aile haline gelmişlerdir. Dizi, kan bağının aile olmak için tek koşul olmadığını, sevgi ve dayanışmanın her şeyin üzerinde olduğunu çok iyi anlatıyor. Bu bakımdan dizi değerli bir izletiş sunuyor diyebilirim. Dizi hakkında bu nednele yazmak istedim. Saçma sapan, aşk dizileri, hiçbir alt metni olmayan BL sektörünün öykülerine odaklanmak yerine bu tip dizileri izlemek daha iyi bir deneyim sunuyor.
Biraz daha detay
Ancak Anna’nın gizemli bir sırrı vardır ve bu sır, evlerini ve aile gibi kurdukları bu topluluğun varlığını tehdit etmektedir dizi bu tema üzerine devam ediyor: topluluk dağılmak üzeredir. Aynı zamanda Anna, 90. yaş gününe hazırlanmaktadır. Topluluk bir yandan dış dünyanın homofobik ve ayrımcı tutumlarıyla mücadele ederken, diğer yandan kendi iç sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Kendini kabul etmenin zorluğu, aileyle yaşanan çatışmalar, ilişkilerin karmaşıklığı ve geçmişin yükleri karakterlerin derinlikli bir analiziyle karşınız açıkacak. Duygu aktarımı aktarım gayet başarılı ve dozunda. Ne çok ağlak bir dram var ne de çok yüzeysel, tam dozunda. Psikoloji daha ağırlıklı.

60’lı yıllardan kalan toplumsal baskıların, eşcinsel düşmanlığının ve LGBT bireylere yönelik şiddetin gölgesinde, Anna’nın sırrı yavaş yavaş gün yüzüne çıkacak. Her karakterin kendine özgü bir hikâyesi, acısı ve arayışı vardır. Ancak her şeye rağmen birbirlerine tutunmayı başarırlar.
Bu yönüyle Kent Masalları, yalnızca LGBT bireylerin değil, insan olmanın ne demek olduğunu sorgulayan ve izleyicisine empatiyi hatırlatan özel bir yapım. Burada her karakterin teker teker analizini yapacak değilim amacım size dizinin ruhunu vermekti.









