Kozmik takvime bakarsak, varlığımız sadece birkaç saniyelik bir ‘hata’ gibi duruyor. ‘13.8’ adını verdiğim bu şiirimde; evrenin %96’sının karanlık bir hayalet olduğu gerçeğiyle, bizim o hantal kütlemizin kibrini karşı karşıya getiriyorum.
Sicimlerin o ihtişamlı dansından, idam sehpasındaki bilincimizin celladından istediği ‘sonsuzluk’ sigarasına kadar uzanan bu metin; aslında bir yolculuk hikayesi değil, bir ‘var olmama’ kanıtı. Matematikçilerin oyuncağı olan sonsuzluk kavramını, beynimizin elektrik fırtınalarında oluşan o parazit sinyallerle sarsmaya hazır mısın? Gel, yıldız tozuna dönüşmeden önce bu kozmik tiyatronun perdesini birlikte aralayalım.
Şiirdeki ‘orgazm’ benzetmesi; sonsuzluk kavramının fizik ötesi bir erişilemezlik değil, beynimizin biyolojik elektrik fırtınalarında anlık olarak uydurduğu yoğun bir ‘ebediyet simülasyonu’ olduğunu vurgulamak içindir. Fizik ötesi bir güce ait olanı olanı biyolojik olana indirgemek, evrenin o soğuk gerçekliğine daha yakın durmamı sağlıyor.
Bu şiir Google Play Kitaplar’da “İnsan Kalmanın Anısı” adlı kitabın içinde. e-Pub formatındaki kitabı satın alarak katkıda bulunabilirsiniz. Kitap için buraya dokunun.
Yine Vangelis, bu defa Starstuff dinleyerek şiiri okumanızı öneriyorum
13.8
Beynimin elektrik fırtınalarındasın,
Evrende tutsak,
Uzay zamanın kölesisin.
13.8 milyar yıl içinde
Birkaç saniye önce var olduk,
Ama kendimizi sanıyoruz
Uzay zamanın en ender yolcusu,
Evrenin başyapıtı,
Tek sakini,
Sahibi…
Kuantum belirsizlikleri arasında,
Bütün olasılıkların çılgın karmaşasında,
Işık hızının o ulaşılmaz yalnızlığında,
13.8 milyar yıl içinde
Var olalı sadece birkaç saniye oldu.
Ne olduğunu bilmediğimiz
Sonsuzluğun peşinde koşan ahmaklarız.
Anlamadığımız her şeyden korkan ödlekleriz.
Sonsuzluk denilen o karanlıkta,
Yolumuzu bulmaya çalışıyoruz…
Varlığımız bilincimizin bir kara mizahı,
Muzip bir tanrının yaptığı
Eşek şakası gibi bir şey var olmak.
Varlığımız beynimizin
Elektrik alanında oluşan,
Hayalet bir sinyal,
Bir parazit…
Var olmak kimin işi?
Evrenin %96’sı varlığını hissetmediğimiz,
Bir türlü dokunamadığımız bir hayalet gibi…
Yıldızlardan saçılan tozun içinde
Buldu bilincimiz, bedenlerimizi…
İhtişamlı bir dansla
Titreşiyordu maddenin temelinde,
Rengarenk giysileriyle sicimler,
Bitmek bilmeyen bir enerji ile…
Milyarlarca yıllık evrim içinde,
Var olmak, kuşkulu ve tekinsiz,
Güvensiz, apaçık bir göle oyunu
Evrenin tiyatro sahnesinde.
Evrenin bu muhteşem varoluş gösterisi,
Sadece bizim gerçekliğimizin uydurması,
Ortada yok bir gösteri,
Yok, öyle bize kendini ağırdan satan
Bir sanatkâr, ne de sanat…
13.8 milyar yıl içinde
Biz, zaten bu kısacık zaman diliminde,
Asla var olmadık…
Şimdiden kibir içinde,
Kütlemiz evrende bir nokta bile değilken,
Sahiplendik bütün uzay zamanı.
Var olmak bilincin bir yanlış hesabı,
Evrenin üst boyutlarından yansıyan,
Acınası bir yan ürün, bütün bu evrensel şölen.
Sonsuzluk, denklemlerin bir oyunu,
Matematikçilerin eğlencesi,
Sayıların uydurması…
Sonsuzluk bir fantezi,
Sonsuzluk yanlış bir hesaplama,
Sonsuzluk kış ortasında açan
İnsanı ısıtmaktan aciz
Yalancı bir güneş.
Belki de sonsuzluk
Hiç bitmeyecek sanılan bir orgazm.
Bilincimizin bir oyunu,
Sonlu bir varoluşun
Daracık mezarının hacmine,
Hapsetmeye çalıştığımız,
Hiçbir sınırı olmayan,
Hacimlere, sayılara sığmayan
Yüzünü bize hiç göstermeyecek bir yabancı…
Belki de idam sehpasındaki bilincimizin,
Celladından istediği,
Bir sigara tüttürmek kadar anlamsız,
Son isteğidir, sonsuzluk…
Biyolojik bedenlerimiz,
Hantal kütlesi ile tekrar yıldız tozu olacakken,
Belki de zihnimizdeki yıldırımların
Yarattığı bilincimiz sonsuzluğun kendisi olacak,
Ama asla ulaşamayacak…
Gidilecek bir yer değil,
Bir yolculuk değil sonsuzluk,
Tıpkı yaşamanın da bir yolculuk olmadığı gibi.









