2017 yapımı Beach Rats, LGBT temalı gerçekçi bir film. Film genç bir erkeğin karmaşalarla dolu iç dünyasına odaklanıyor. Filmde, amaçsız bir eşcinsel gencin kendi gibi olmakla; heteroseksüel arkadaşları arasında sıkışmış benlik öyküsünü de izleyeceksiniz.
Aslında toplum baskısından ve aşağılanmaktan; şiddeten korkan LGBT bireylerin ikilemi bu filde var. Frankie karakterindeki genç gay ya kendini inkar edecek ya da cinsel kimliğini özgürce yaşayacaktır.
Konuyu önden az dah açacak olursam: Film, doğrudan eşcinsel ilişkiler üzerinden anlatılmıyor. Odakta, kimliğini anlamaya çalışan, bastıran, reddeden, belki de içten içe kendinden tiksinen biri var. En temel problem de burada başlıyor zaten. İnsan, kendinden nefret etmeyi öğrenirse, başka kimi sevebilir ki? Kendini kusurlu gören biri, hayatla nasıl barışsın? Şiddet şiddeti, nefret nefreti doğuruyor.
Çok iyi bir queer izletişi sunacak filmi izlemelisiniz. Hadi şimdi filme biraz daha yakından bakalım. unutmadan Prime Video üzerinden izlenebilen film, 2017 ABD yapımı. Harris Dickinson – Frankie rolünde. IMDb‘de teknik bilgiye bakabilirsin. Ben burada yorum yazacağım. Filmin alt metinlerini okuyacağım.
👉 Küratör Önerisi: İzlemeye değecek LGBT filmleri
Beach Rats (2017) Konusu ve Özeti
LGBT temalı film Beach Rats için kısa bir özet şöyle: Frankie, Brooklyn’in sert arka sokaklarında yaşamını sürdürmeye çalışan, amaçsızca savrulan bir gençtir. Hasta babasının ağır ilaçlarını çalıp arkadaşlarıyla birlikte uyuşturucu alarak geceyi geçirmekte, sabahlara kadar boş sokaklarda aylaklık etmektedir. Bu kötü yaşam onun aslında düşüncelerini yok etme yoludur.
Gündüzleri gölgelerde dolaşan bu genç, geceleri gizlice çevrimiçi gay sohbet sitelerine girer. Orada, yaşça büyük erkeklerle görüntülü cinsel sohbetler yapar. Fakat dışarıdan bakıldığında Frankie, bir kızla sevgili olan, arkadaş grubunun içinde “erkekliğini” ispat etmeye çalışan bir heteroseksüel gibi davranır. Oysa içindeki çelişki gittikçe büyümektedir. Bu çelişki ona hata yaptıracaktır.
Bir yanda hoşlandığı adamlar, diğer yanda “erkeklik” sınavı çeken ve her zayıflık belirtisini küçümseyen bir arkadaş grubu vardır. Cinsel yönelimini inkâr edercesine, gerçek benliğini bastırarak, kendisini mutlu sanmaya çalışır. Babasının ölümüyle beraber savruluşu daha da artar.

Tanıştığı bir eşcinsel adamla gizlice buluşmaya karar verir. Ancak Frankie’nin bu buluşmayı öğrenen serseri arkadaşları, planı şiddete dönüştürür. Frankie’nin hoşlandığı bu adamı soymaya ve dövmeye kalkarlar. Frankie, bu şiddete engel olamaz. Adama en büyük darbeyi kendi indirir.
Bu olay, Frankie’nin içinde bir kırılma yaratır. Bir eşcinseli hem arzulayıp hem de arkadaşlarına ezilmemek için onu harcaması, onun kimliğini paramparça eder. Bu sahnede hem pişmanlık hem tiksinti hem de boşluk hissi Frankie’yi adeta kemirir. Ve artık hayatını değiştirme vaktidir. Ya batacak ya da bir daha doğrulamayacaktır.
Film İncelemesi, Yorumları
Frankie’nin yaşadığı bu içsel çöküş, birçok LGBT bireyin sadece ergenlik döneminde değil yaşamının her evresinde yalnızlık ve karmaşaya dönüşebiliyor. Filmin en güçlü yönü ise karakterin duygularını bağırmadan, abartmadan, sadece bakışlarla ve boşluklarla anlatması. Film bize şunu gösteriyor: İnsan, sadece çevresiyle değil, kendisiyle de savaşır. Ve bazen en acı darbeyi, kendimize indiririz.

Frankie’nin yaşadığı ikilik, toplumun dayattığı heteronormatif kalıplar ile kendi arzuları arasında ezilmesinin dramatik bir sonucudur. Bir kız arkadaş edinmesi onun hem hetero gibi gözükmesi hem de içindeki aykırı ve uyumsuz gay kimliğini bastırması içindir belki de bir paravandır. Ama o kendinden uzaklaştıkça bir başkasına dönüşür.
Filmin görüntüleri çok iyi. Özellikle “sıçan” benzetmesi çok yerinde. Amaçsız, zararlı made bağımlısı serseriler için kullanılan bu ifade tabiri yerindeyse “cuk diye oturmuş” diyebiliriz. Özellikle belirsizlikle savrulan arkadaş grubu, güneşte yanmış bedenleri onların zihinsel dünyasını çok iyi yansıtıyor. Diyaloglar yerine bazen sadece doğal oyunculuk ve izlenimler yeterli oluyor. Özellikle Harris Dickinson’ın Frankie performansı oldukça etkileyici ve incelikli, adeta yaşıyor, oynamıyor.

Aidiyet ve Heteronormatif Şiddet
LGBT bireyleri önce kışkırtıp, bütün yaşam biçimlerini lanetleyip, zorbalık yapıp, karşı tepki alınca da yine LGBT bireyleri suçlamak aşağılık bir taktik. LGBT bireylere, sapık, aileyi tehdit ediyor, tecavüzcü yakıştırmaları ile yapılan haksız saldırılar sonucu LGBT bireyler daha da radikalleşiyor. Çözüm, kutuplaştırıcı dili bırakmakta yatıyor. Herkesin kendi gerçekliğinde, kendi yaşamına odaklanması gerekli.
Bir diğerini anlamaya ve merhamete; empatiye ihtiyacımız var. Yaşamda tek bir doğru, mutlak bir gerçeklik yok. Her şey insanın beynindeki zihinsel süreçlerin sonucudur. En iyi kurguyu yapan toplumlar kendini geleceğe taşır. Karmaşa ve kutuplaşma yok olmak demektir.









