Başka birinin gözünde kendini ilk kez görmenin ne demek olduğunu anlatan Danimarkalı Kız (The Danish Girl), 2015 Birleşik Krallık 🇬🇧 yapımı LGBT filmi. Bu film David Ebershoff’un aynı adlı romanından uyarlama.
Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan LGBT+ bireyler için cehennemden farksız olan 1920’li yıllarda geçiyor. Einar’ın Lili’ye dönüşüm süreci sadece fiziksel değil, derin bir ruhsal özgürleşmeyi de temsil ediyor diye kestirip atmak çok robotik bir ifade olur. Toplumsal normlar ve devlet eliyle yapılan şiddet karşısındaki duruş daha derin bir anlam ifade etmeli.
Evet, gençlik yapımlarının dışındaki neredeyse bütün LGBT filmleri ve dizileri devletlerin yaptığı zalimliği, çıkarılan cinayet gibi kanunları konu ediyor. Birleşik Krallık bu konuda karanlık bir tarihe sahip olsa da geçmişten ders alıp artık LGBT konusunu sonsuza dek tartışma konusu yapmaktan çıkardılar.
Film, trans kimliğe oldukça dramatik bir izletiş sunuyor. Film, sevginin koşulsuz hâlini, eş olmanın ötesinde ruh eşi olmayı gösteriyor. Önemli olan cinsel kimliklerimiz midir? Yoksa görünüşün altında yatan gerçek bir öz müdür insanı var eden? Bu sorunun yanıtını da bulacaksınız. Yine zorbalık ve kendi inanıcını ve yaşam biçimini “tek doğru” tek kutsal” sayıp LGBT bireylere her kötülüğü hak görmenin de ne denli bir toplumsal sorun yarattığını da göreceksiniz.
👉 Küratör Önerisi: İzlemeye değecek LGBT filmleri
Danimarkalı Kız (The Danish Girl) Konusu ve Özeti
Bir bedenin ötesinde, ruhun gerçekliğine yapılan dokunaklı bir yolculuk.
Einar Wegener ile karısı Gerda Danimarka’da yaşayan ressam çifttir. Gerda, resimlerini bir türlü resim galerilerine kabnul ettiremeyez. Sürekli başarısızlık içindedir, Kocası da resimler çizer. Kocası ile mutlu yaşarlar. Bir gün Gerda çizdiği bir kadın portresi için kocasından kadın elbisesi giyip model olmasını ister.
Einar, elbiseyi giyer ve çok hoşuna gider. Daha sonra anlaşılacağı gibi çocuklu arkadaşı Niels ile de gençken ilişkisi olmuş babası tarafından yakalanmışlardır. İçinde bastırdığı duyguları tekrar ortaya çıkan Einer kendi, gibi olmaya karar verir.
Her şeyin öncsinde karısı ile bir oynamak isterler. Einar kadın kılığına girip bir davete gidecektir. Kimse onun bir erkek olduğunu anlamamıştır. Baloda bir erkekle öpüşmesi karısı tarafından hoş karşılanmaz. Artık Lili adını alan Einar ve kaısı zor anlar yaşar. Yeni cinsel kimliğini kabulettiremeyen Lili zorluklar çeker. Gittiği doktorlar ona çağ dışı tedaviler yaparlar.
Şizofren tanısı konularak hapsedilmek istenilir. Sonunda karısının ve eski erkek arkadaşının da desteği ile dünyada bilinen ilk cinsiyet değiştirme amelyatı olur. Ameliyat sonrası ortaya çıkan enfeksiyon ve çok kan kaybettiği için ölür. Bu trans bireylerin verdiği mücadelenin ve cinsiyet değiştirme ameliyatlarının başlangıcıdır.

Film İncelemesi ve Yorumu
Dizi duygusal olarak güçlü bir yapım. Görüntü yönetimi, sanatsal bakış, yansıttığı duygular bir insanın dönüşüm öyküsü çok iyi bir biçimde yansıtılıyor. Bireysel bir kimlik keşfi ve değişiminin yanı sıra sosyal baskılara, yerleşik inançlara, dogmalara tabii ki devlet eliyle yapılan zulme de bir direniştir. Aslında Lili, kendiyle barışık ve bir sorunu yok sadece yeni bir keşif yapıyor. Lili ile kavgalı olan heteronormatif baskılar, akıl dışı insalığa sığmayan davranışlardır.
Gerçek bir hayat hikayesi demiştim zaten. Biyografi filmleri sevenler için iyi bir seçenek olacak. Filmin sonunda şunlar yazıyor: “Gerda yaşamı boyunca Lili’nin portresini yapmaya devam etti. Cinsiyet değişimi hareketinin ilham kaynağıdır. Cesareti ve öncülüğü bugün de hâlâ cinsiyet değişimi hareketinin ilham kaynağıdır.” bu tarih yazmaktır.
Lili Elbe’nin günlüğü, 1933’te yayınlanan erkektenkadına adlı hatırtın temelleri olmuştu. Cinsiyet rolleri, eş cinsellik LGBT topluluğu, trans bireyler uzaylı değildir. Cinsiyet rolleri ve ve transseksüellik ne bir hastalık ne de bir eksikliktir. Hele hele sapıklık ve sapkınlık hiç değildir. İnsnalar kendi düşüncelerini ve yaşam tarzlarını bir diğerine zorla dayatmak ve kabul ettirmek istiyor.
Tarih boyunca LGBT bireyleri kötülemek için “aileyi ve toplumu tehdit ediyor” “doğal değil” “ahlaksızlık” savlarıyla saldırılar yapılmış. Sonuçta çıkarılan kanunlarla sadece masum insanların canına kıyıldı. LGBT bireyler vardır ve özentiyle, görerek taklit edilmez de. Lili de özentiyle değil kendini ve gerçek kişiliğini keşfederek bir değişim yaşamıştı. Hem insan neden isteyerek eşcinsel olsun ki! Bu kadar karşıtı varken ve LGBT bireyler sürekli aşağılanırken insan isteyerek bu seçimi yapacak?

Beynimizdeki LGBT
Kendi düşünce ve yaşam tarzımızı tek doğru hatta mutlak doğru görünce gerçeklik kavramının önüne kocaman bir duvar örüyoruz. Yaşamı anlamak için dogmalara veda etmeliyiz. Film genç bir erkeğin toplumsal baskı ve şiddet arasında verdiği mücadelesini anlatıyor. Empati kurmak ve bir diğerini “öteki” görmeyerek işe başlamalıyız.
Siyasetin bizi kutuplaştırmasına izin vermemeliyiz. LGBT bireylere yapılan her türlü şiddet ve insan dışı tavır ya politiktir ya da inanç temellidir. Oysa herkes kendi içinde kendi doğruları ile yaşar. Mutlak bir gerçek yoktur. Hepimizin yaşantısını temellendiren düşünceleri, inanışları, yaşam görüşü ve ürettiği bütün düşünceler beyindeki elektro kimyasalların ürettiği örüntülerden ibaret.
Bir diğerinin yaşam alanına girmedikten sonra ister LGBT bireyler olsun isterse dindar biri olsun, isterse LGBT karşıtı olsun herkes kendini ifade edebilmeli ve kendi doğrularını bir diğerine zorbalık yapmadan yaşamalı. Sonuçta hepimizin doğruları ve inanışları; yaşam görüşüşü beynimizdeki nörolojik süreçlerin örüntüsü. Yukarıdan inme, insan üstü hiç bir olgu yok. İyiyi de kötüyü de yaratan biziz. Bu nedenle en iyi kurguyu yapan ülkeler kazanır. Tartışmayı bırakıp birlikte yaşamayı öğrenen toplumlar kendini geleceğe taşır.









