Büyük Özgürlük (Great Freedom, 2021), savaş sonrası Almanya’da eş cinselliğin suç sayıldığı dönemi ve bu baskıcı düzen içinde var olmaya çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Evet, evet konumuz yine cinsel yönelimlerin yasak olduğu, insanların hapse atıldığı bir ortam. Bu defa Almanya’dayız. 1. saat 56 dakikalık filmi MUBI‘den izleyebilirsiniz.
Film, hem yasak aşk hem de insanın özgürlük mücadelesi üzerinen uzun zamana yayılan bir hapishane filmi. Size klasik “oyunculuklar güçlü, çekimler çok iyi” demeyeceğim. Size filmin alt metininden okuduklarımı yazacağım.
🏳️🌈👉 Küratör Önerisi: İzlemeye değecek LGBT filmleri
Great Freedom (Büyük Özgürlük) 2021 Filmi Konusu ve Özeti
Große Freiheit, Özgürlüğün ve aşkın sınırlarını zorlayan etkileyici bir LGBT dramı
2. Dünya savaşı bitmiş ve artık özgürlükler ve savaşların olmadığı bir dönem başlamıştır. Nazi kamplarındaki dehşet her ne kadar artık olmasa da eşcinsellere karşı yapılan suçlamalar değişmemiştir. Eşcinselliği yasaklayan ve suç olarak kabul eden 175. madde adeta eşcinsel avına yol açmıştır ve LGBT bireyler kolayca nefrete ve azılı suçluların olduğu hapishanelere atılmaktadır.
İzleyici olarak hapishane yaşamı ve suç dünyasına bu defa 175. maddenin gözüyle bakacaksınız. Ortada aslında bir suç falan yoktur. Sadece basit bir cinsel yönelim var. Suç tanımı sadece bir diğerinin ya da siyasi gücü eline alanların uydurması, yanlış kurgusu. “Benim inancıma ters geliyor” diye bir diğerinin yaşamını lanetleyip, hapse atmak ortada yaşanacak bir ülke bırakmaz. Ülke olmanın asıl amacı her inançtan ve görüşten, cinsel kimlik, din ayrımı yapmadan herkese eşit bir yaşam kalitesi sunmak değil midir?
Bir başkasının ne canına kastedilmiş ne toplumun yaşamını ve huzuru bozacak suçlar işlenmiştir. Gerçekten de eşcinselliğin suç sayıldığı yıllardan günümüze de bakacak olursak artık Avrupa’da eşcinsel evlilik bile serbesttir.Avrupa bu çılgınlık eşiğini atladı. Ülkemizde hiç bir zaman eşcinsellik suç sayılmadı. Fakat son 10 yıldır biz adeta geriye gidiyoruz. Avrupa’nın yaptığı insanlık facialarını tekrarlamak yolunda gidiyoruz.
Kanunlar, yasalar, ana yasalar hepsi kurgudur. Bazen inançlarımız bile kurgudur. En iyi kurguyu yapıp, bütün sorunlarını çözen ve insan ile uğraşmayan toplumlar yükselişe geçiyor.

Film İncelemesi ve Yorum
Ahlak ve ahlaksızlık gibi kavramlar bile kültürden kültüre, kurgudan kurguya değişiyor. Bu nedenle eşcinselliğin günümüzde suç olduğu ülkeler en rezil en yabani ve insana en az değeri veren erinçten yoksun yerler. Elit sınıf her istediğinin yaparken, yoksul bırakılan halkın da her şeyinin elinden alındığı ülkeler olduğu gerçeği var.
Film genelde yavaş ilerleyen bir yapıda. Viktor, hücre arkadaşı Hans’ın eşcinsel olması nedeniyle yanında kalmasını istemeyip ona şiddet uygular. 175. madde hapishanede bile insanları birbirine düşman etmiştir. Uzun yıllar boyunca hapiste kalan Viktor, zamanla arkadaş olacağı ve aralarında insani bağların kurulacağı Hans ile hapishanede yaşamaya devam edecektir.
Film uzun ve oldukça yavaş ilerlese de insanların bakış açısı değişince yasaların, kanunların ve toplumun da değişip LGBT+ gibi konulara ve cinsel yönelimlere odaklanmanın gereksiz olduğunu izleyiciye iyi mesaj olarak verecek. Film ortalama üstü bir izletiş sunacak.
Büyük Özgürlük, (Great Freedom/Große Freiheit) bireysel özgürlüklerin baskıcı yasalarla nasıl yok edilmeye çalışıldığını sert bir şekilde gösteriyor. Franz Rogowski’nin içten performansı, filmdeki duygusal yoğunluğu zirveye taşıyor. Yönetmen Sebastian Meise, hem aşkın hem de hayatta kalma içgüdüsünün bir arada sınandığı hapishane ortamını iyi yansıtıyor.
Yukarıda da değim gibi, her şey değişir ve gelişir. Geçmiş devirlerde insan belleği, hayal gücü, zihni öyle dardı ki! Bu dar görüş ile insan birbirini yok etti. Şimdi evrene, yaşama, insana bakışımız gemişteki gibi olmaya devam ederse ilerlemeyi rüyamızda bile göremeyiz. Yapay zeka çağında artık insan zihni, yaşam algısı değişti. Ve tek bir doğru yoktur. Doğru dediğimiz şey sadece beynimizdeki elektro kimyasal süreçler sonucunda ortaya çıkan izlenimler. Bu izlenimler ve inançlar bize özgüdür. Bir başkası için eşcinsellik “inancına” uymayabilir. O inancına göre yaşar. Diğeri de kendi inancına göre yaşar. Kimse kimseyi değiştirmeye ve öteki görmeye kalkışmaz. Bu bize sağlıklı bir toplumu verir.

Tarihin Utanç Kaynağı Eşcinselliği Yasaklayan Zalim Kanunlar
Daha önce sitede paylaştığım Netflix dizisi Someone Has to Die (2020) ile başlayalım. Franco Döneminde, şu anda ülkemizdeki nefret söyleminin tıpkısı olan, “eşcinsellik doğaya aykırıdır, ailenin düşmanıdır” propagandası ile “Social Danger” yasası çıkarılır. Sonuç toplumsal bir facia… Bu yasa daha sonraki demokratik iktidarca iptal edilir. İnsanlar için önemli olan huzurlu bir ülke ve herkesin kendince yaşamasıdır.
Örneğin Blue Jean (2022) filmine bakalım. 1988 İngilteresi’nde, Margaret Thatcher hükümetinin yürürlüğe koyduğu homofobik “Section 28” yasası da aynı teraneyi savunur. Amaç burada da Thatcher hükümetinin, fanatiklerden oy almak uğruna LGBT bireyleri yem olarak kullanmasıdır. Toplumsal çatışma ve insanların birbirini düşman görmesi ve kutuplaşma bir ülkenin en büyük düşmanıdır. Bir sonraki demokratik hükümet bu yasayı çöpe attı. Unutmadan Alan Turing’de devlet eliyle katledilen eşcinsellerden. Enigma’nın şifresini çözen ve resmen bilgisayar çağını başlatan bir dehaydı.
Fellow Travelers (2023) dizisinde de ana konu McCarthy’nin “Lavender Scare” adını verilen dönem konu ediliyor. Eşcinseller de komünistler gibi düşman görülüyor. Bir düşman yaratmak her zaman toplumu kutuplaştırmanın ilk kuralıdır.
Başka bir örnek Maurice romanın geçtiği Edward dönemi İngiltere’sinde yaşanıyor. (1901–1910 civarı) İngiltere bu konuda çok vukuatlı. Yine Amerika’da Stone Wall, ayaklanmaları var. Eşcinseller bu ayaklanma ile hem Onur Yürüyüşü’nü başlattı hem de haklarını söke söke aldı. Aslında dünya büyük bir simülasyon gibi, ülkelerin düştüğü bu yanlışlara bizim düşmememiz gerekiyor.
Ülkemizde LGBT, Osmanlı’dan beri hiç sorun olmadı. Şimdi biz sanki git gide eskinin Avrupa ülkelerine dönüşüyoruz. Eşcinseller üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Ülkede çözülmesi gereken ekonomik sorunlar, kadına ve çocuğa şiddet, ekonomik ve psikolojik nedenlerle yaşanan boşanmalar; kilitlenen sağlık sistemi; barınma; kalitesi gıda gibi ana sorunlarımız Siyaset bizi kutuplaştırıyor. Odağımızı LGBT bireylere çeviriyoruz, bu biraz da hedef şaşırtma Bu olmamalı. Bugün Almanya, İngiltere gibi ülkeler Avrupa’nın en huzurlu ve ekonomik olarak en güçlü ülkeleri. Onlar toplumsal sorunlarını çözdüler. Zenginliğe önem verdiler.









