“Maurice, E.M. Forster’in 1913–1914 yıllarında yazdığı ve ölümünden sonra yayımlanan bir roman olarak, Edward dönemi İngiltere’sinde eşcinsellik temalarını işleyen nadir yapıtlardan biri. Kitap, romana adını veren genç Maurice’in çocukluktan gençliğine kadar geçirdiği aşamaları, iç çatışmalarını; toplumsal ve sınıfsal baskıları konu ediyor.
Edward dönemi, Victoria’nın toplumsal kurallarının hâlâ etkili olduğu ama bazı modernleşme eğilimlerinin başladığı bir geçiş dönemi olarak, eşcinsel bireyler için ciddi sosyal ve yasal zorluklar barındırıyordu. Forster, romanında aşk, kimlik ve bireysel özgürlük temalarını işliyor. Sadece bu kadar değil sosyal statü, korkular, şantaj ile tam bir kaos vardır.
Kitabı kısa zamanda okuyup bitirdiğimi söyleyemem biraz uzun sürdü. Mutlaka okumalısınız ama romanı sadece sadece LGBT ya da eş cinsellik bağlamında değil, bir devrin ruhunu anlamak okuyun. İnsanı anlamak için okuyun.
👉 Küratör Önerisi: Dünyanızı aydınlatacak kitaplar

Maurice, E.M. Forster Roman Konusu ve Özeti
Edward Morgan Forster’ın hem edebi bir tür ve anlatım olarak hem de içindeki eşcinsel aşk ve yine sosyal statü farkları bakımından da eleştirilen yapıtı Edward dönemi İngilteresi’nde eşcinsel özellikle (o zamanlar henüz türetilmemiş bir tabirle gay olmak) ağır bir suçtur. Şimdi romanın konusu ve özetine geçeceğiz. Maurice’in çocukluğundan yetişkinliğine kadar geçen zamanı anlatacağız.
Maurice, annesi ve iki kız kardeşi ile birlikte yaşayan orta sınıfa ait bir çocuktur. Eğitim alması gerekmektedir. O da babası gibi çok katı bir eğitim veren, disiplinli eğitmen olan Mr. Abrahans’ın okulun başlar. Burada adeta ilk kadın erkek ilişkilerini ve cinseliğini öğreneceği Hristiyan geleneklerinin koruyucusu Dr. Duce de Maurice’i etkiler. İlk okuldan sonra özel okula giden Maurice sıradan bir öğrencidir. Üniversiteyi bitirip babasının mesleği olan finans-borsa işine girecektir.
19 yaşına geldiğinde üniversite eğitimini almak için Cambridge’e girer. Burada oldukça asi ve kurallara uymayan bir öğrencidir. Oda arkadaşı liseden arkadaşı Chapman’dır. Bu sırada Clive Durham ile tanışır. Durham, Maurice gibi orta sınıftan değil üst sınıfa ait bir ailedendir. Babası siyasetçi ve millet vekilidir.
İkili tanışır tanışmaz sıcak bir ilişki içinde arkadaş olurlar bu arkadaşlık zamanla aşka dönüşecektir. Bu yasak aşk üniversite yurt odasında gizliden devam ederken eşcinsel olmak onlar için inanılmaz derece de zorlayıcı olacaktır. Bunun duyulması onların üniversiteden atılmalarının nedeni bırakılacaktır. İlk olarak Clive, bu ilişkiden korkar ve geri çekilir ikiler arasındaki gerginlik sonucu tekrar birleşirler.
Okul bittiği zaman herkes iş hayatına atılır fakat Clive, evlenmek istediğini söyler ve artık kadınlardan hoşlandığını söyler. Hall için bu tam bir yıkımdır binlerce kendine gelemez. Artık ikili sadece arkadaş olarak takılırlar. Daha sonra Maurice, arkadaşına evindeki bekçi yakışıklı genç Alec ile gizlice buluşacaktır. Alec, alt sınıfa hazır olduğundan Maurice, tehdit edilmekten de şantajdan korkar fakat bu sırada artık eski sevgilisinin kendine geri dönmeyeceğini anlar ve sonsuza dek ondan ayrılır.

Maurice, Romanı İncelemesi ve Edward Dönemi Eşcinsellik
Edward döneminde geçen roman toplumun baskısını konu eder. Genç için de cinsel yönelimleri hem kanun hem bir suçtur hem de toplumsal bir suçtur. Bu şekilde anlaşılmaları onların kariyerlerini ve sosyal statülerinin sonsuza kadar değişecek ve mahvedecektir. Bu bağlamda Clive, cinsel yönelimini ve mutluluğunu, sosyal statü ve içinde bulunmuş yaşantısına tercih eder.
O iyi bir siyasetçi ve belki de temsilci olacaktır ileride milletvekili olma ihtimali de vardır. Bunun tam tersi olarak Maurice kendi gibi davranmaya çalışır ve olduğu kişi olmayı dener ve gözü hiçbir şeyi görmez onun için önemli olan insanların ya da toplumun dilediği gibi yaşamak değil kendi gibi yaşamaktır bu orada altta bakılan biri olan Alec ile olan ilişkisini derinleştirmemeye karar verir.
O devirde eşcinsel erkek olmak çok zordur. Gizli gizli yapılan bu eylem çoğunlukla insanların şantajla sonuçlanır. Oscar Wilde buna en güzel örneklerden biridir. Bu dönemde yeni bir kanun düzenlenmesi istenmemektedir eşcinsellere yönelik daha ağır cezalar verilmesi planlanmaktadır. Bu dönem çok karanlık bir dönemdir.
Çok para getiren bir işte çalışan Maurice, tüm kariyerine yerle bir etmek ve sadece kişi gibi gözükmek istemektedir. Evlenen ve siyasete giren sevgilisinden artık ümidi tamamen kesmiştir. Romanın en etkileyici kısmı belgede son bölümüdür. Maurice, son bir defa Clive ile konuşacaktır bu konuşma daha çok Maurice’in kendin düzeltmesi ve heteroseksüel gibi davranması ve topluma kanunlara ayak uydurması zorundadır. Çünkü kendi böyle yapmıştır ama bu onun için inanılmaz bir yıkım, bir içsel çatışmadır o kendi olmayı reddetmiştir.
Maurice, bunu yapmadığın gibi kendinden çok aşağı bir tabakada olan bir işçi tabakasından biriyle birlikte olmayı planlamaktadır. Alec ilan ilişkisi de oldukça karmaşıktır. Çünkü alt tabakadan bir hizmetçinin onu tehdit etmesi, para koparmak için Şantaj yapması olasıdır. Bu aslında Maurice için büyük bir kumar gibidir. Fakat Hall, sessizce gitmeyi tercih eder işte romanın o en etkileyici sahnesinde Clive bahçesindeki ağaçlık alanda yapayalnız kalır.
Toplumsal Baskılar ve Kimlik Mücadelesi
Romanın asil ve asıl hedefi aslında toplumsal baskılar ve kimlik mücadelesidir. Hall’ın ilk olarak başvurduğu aile doktoru Dr. Barry, oldukça anlayışsız biridir ve Hall’ın bir ay önce yanlışımdan dönmesini ve bir kadınla evlenmesine hatta kadınların bol bulunduğu ortamlarda olmasını tavsiye eder.
İkinci doktor Lasker Jones, her ne kadar bu olayı tasvip etmese de Hall’ın cinsel yönelimi pek umrunda değildir daha çağdaş düşünür hatta Hall’a Fransız medeni kanunun geçerli olduğu İtalya gibi ülkeler gitmesini söyler oralarda eşcinsellik, bir erkeğin bir erkeği sevmesi suç değildir. Hall, Dr. Barry’ye ilk olarak içini açtığı zaman kendinin Oscar Wilde gibi olduğunu söylemiştir.
Greek kültürünü seven antik Greek’teki eşcinsel serbestliğinden ilham alan Clive bir süre Yunanistana gitmiştir. Bu da romandaki diğer bir ayrıntıdır.
Edward Dönemi ve Eşcinsellik
- Edward dönemi İngiltere’si (1901–1910 civarı), Victoria dönemi normlarının hâlâ etkili olduğu ama bazı modernleşme eğilimlerinin başladığı bir geçiş dönemidir.
- 1885 Criminal Law Amendment Act hâlâ yürürlükteydi; erkekler arası cinsel ilişkiler suç sayılıyor ve ciddi cezalar öngörüyordu.
- Kadınlar arası ilişkiler yasalarca yasaklanmamış olsa da toplumsal baskı nedeniyle gizlilik zorunluydu.
- LGBT+ bireyler kimliklerini saklamak zorundaydı; aşk, kimlik ve bireysel özgürlük temaları bu dönemde sıkça içsel çatışmalarla birleşiyordu.
- Edebiyat ortamında eşcinsel karakterler genellikle gizli veya imalı biçimde gösterilirdi; ya da rezil bir suruma düşerler talihsizlikler yaşarlardı. Maurice bu normlara karşı bir duruş açık bir başkaldırı olmuştur.
Edebiyatta Eşcinsellik
Edward Morgan Forster, romanının hemen yayıllayamamıştır bunu cesaret edememiştir. O dönemde yani Edward dönemi ve öncesindeki Victorian dönemde eşcinsellik genellikle alaya alınır ya da toplumun ibret alması için karakterlerden bir ya da her ikisi ya ölür ya öldürülür ya da intihar ederdi. (Tıpkı günümüzde eşcinselleri kötü göstermek her hareketlerini sorgulamak gibi…)
Fakat Forster, bunlardan hiçbirini yapmamıştır o her şeye rağmen ayakta duran ve gerçek kimliği ve kişiliği için kariyerini ve sınıfını bağlı sosyal statü hiçe Sayan Maurice karakterini yaratmıştır. Bu öyle bir karakterdir ki işçi tabakasından bir eşcinsel erkek olan Alec adındaki gençle ilişki yaşar.
Roman yazar öldükten sonra 1972 yılında yayınlanmıştır kendisi de eşcinsel olan Forster bu romanını ” Daha mutlu bir yıla” ithaf eder. Roman az çok otobiyografik nitelik de taşıyor. “Maurice, banliyö ise, Clive Cambridge’dir. Üniversiteyi daha doğrusu bir köşesinin gayet iyi tanıdığım için, onu zorluk yaşamadan ortaya çıkardım ve ilk cikardığım sırada az çok tanıdığım bir akademisyenden örnek yaptım…” diyerek aslında kitapta kendi yaşantısından çok fazla anlatı olduğunu da kitabın bitiş notunu da yazar size sunacak.
Kitaptan Alıntılar
- Kitaptaki en dramatik diyaloglardan biri Hall ile Dr. Lasker Jones arasındaki şu konuşmadır:
“Ben ne olacağım peki?” dedi Maurice, sesinde ani bir düşüşle. Umutsuzluk içinde konuşmuştu, ama Mr. Lasker Jones’un her soruya bir cevabı vardı. “Korkarım size yegâne tavsiyem, Fransız Medeni Kanunu’nu benimseyen bir ülkeye yerleşmeniz olacaktır,” dedi.
“Anlamadım.”
“Orneğin Fransa veya İtalya. Bu ülkelerde eşcinsellik artık suç sayılmıyor.”
“Yani, bir Fransızın, bir arkadaşıyla beraber olabileceğini ve bu yüzden de hapse atılmayacağını mı söylemek isti-yorsunuz?”
“Beraber olmak mı? Birleşmek mi demek istiyorsunuz?
Eğer her ikisi de reşitse ve alenen ahlâk dışı davranmıyorlarsa gayet tabii.”
“Ingiltere’de böyle bir kanun hiç yürürlüğe girecek mi?”
“Hiç sanmam. Ingiltere, her zaman insan doğasını kabul etmekten kaçınmıştır.”
Maurice anlıyordu. Kendisi de bir İngilizdi ve sadece kendi dertleri onu uyanık tutabilmişti. Mahzun, gülümsedi. “O zaman iş şuraya geliyor: Benim gibi insanlar hep olmuşlar ve daima da olacaklardır ve bu insanlar genellikle kovuşturmaya uğrayacaklardır.” S237
- Yine Hall’ın Dr. Barry’ye eşcinsel olduğunu söylediği sahne de çok dramatiktir. Doktor bun kabul etmez ve inkar eder. Dr. Berry daha katıdır.
“Demek tahmin edemediniz,” dedi Maurice, sesinde dehşetle karışık bir alayla. “Ben Oscar Wilde türü günahkâr-lardanım.” Gözlerini kapadı, yumruklarını gözlerine daya-yarak, Sezar’dan aman dilemiş biri gibi, hiç kıpırdamadan oturdu.
Sonunda konuşabildi doktor. Kulaklarına inanamıyor-du. “Saçmalık, saçmalık!” oldu tepkisi. Her şeyi beklemişti Maurice ama bunu asla; eğer sözcükleri saçmalık ise, yaşamı da bir düştü.
“Dr. Barry, açıklayamazdım-“
“Şimdi beni dinle Maurice, bu kötü sanrının, bu şeytani dürtünün bir daha sana görünmesine asla izin verme.” Doktorun sesinden etkilenmişti, üstelik konuşan “Bilim” değil miydi?
“Kim soktu bu yalanı senin kafana? Sen ki, biliyorum, gö-rüyorum, dürüst bir insansın! Bir daha asla bu konudan söz etmeyeceğiz. Hayır – bu konuyu tartışmayacağım. Tartışma-yacağım. Sana yapabileceğim en büyük kötülük bu konuyu tartışmaktır.”
“Ben öğüt istiyorum,” dedi Maurice, terbiyesini korumak için büyük güç harcayarak. “Bu benim için saçmalık değil, benim yaşamım bu.”
“Saçmalık,” dedi doktor kestirip atarak. S185

Edward Dönemi İngiltere’sinde LGBT+ Mücadelesi ve Günümüz
Hall ile Dr. Lasker Jones’un sözlerini hatırlayım doktor şöyle demişti: “Hiç sanmam. İngiltere, her zaman insan doğasını kabul etmekten kaçınmıştır.”
Günümüze baktığımızda, 21. yüzyılın başlarında İngiltere’de eşcinselliği cezalandıran yasaların 1960’ların başında tamamen kaldırıldığını görüyoruz. Bu yasaların kurbanlarından biri, modern bilgisayarların öncüsü ve Enigma şifrelerini çözen Alan Turing’dir. Turing, devlet baskısı nedeniyle trajik bir şekilde hayatını kaybetmiştir.
Bugün ise Amerika Birleşik Devletleri’nde eşcinsellik federal olarak yasallaşmış ve evlilikler mümkün hâle gelmiştir. Kanada, Tayland ve Hollanda gibi ülkelerde cinsiyet rollerine dayalı siyaset büyük ölçüde sona ermiştir. Teknoloji ve akıl, bireysel özgürlükleri öncelik hâline getirerek toplumsal ilerlemeyi desteklemektedir.
Buna rağmen hâlâ eşcinselliğin yasak olduğu ve LGBT bireylerin şiddet ve işkencelere maruz kaldığı ülkeler var. Modern LGBTQ edebiyatı hâlâ bu temel sorunları işlerken, Dr. Lasker Jones’un sözü az çok güncelliğini koruyor: “İngiltere, her zaman insan doğasını kabul etmekten kaçınmıştır.” Burada İngiltere yerine LGBTQ karşıtı ülkeleri ve siyasetleri koymak yeterli olacak.
Günümüzde transhümanizm ve posthümanizm gibi düşünceler, insanı yeni bir tür olarak değerlendiriyor. Gelecekte insan, saf düşünce ve evrenle bütünleşmiş bir varlık hâline gelebilir; bireysel özgürlük ve bilinç, biyolojik cinsiyetten bağımsız olarak medeniyetimizde yükselecek. Ancak bu değişime ayak uyduramayan ülkeler hâlâ LGBT üzerinden siyaset yapmaya devam ediyor. Belki de insan, bilgi ve bilincini evrensel boyutlarda geliştirdiğinde, geçmişin baskıları ve toplumsal kısıtlamaları aşacak; bedensel cinsiyetin artık bir anlam taşımadığı, düşünsel ve bilinçli bir varlık hâline gelecektir: hormonların ve insan bedenin arzularının bir anlamı kalmayacak.
Geleceğe dair hayallerimizi, insan olmanın değerlerini; yapay zeka çağının başlangıcında artık biyolojik varlığımızın sınırlarını tartıştığımız bir zaman diliminde eşcinselliği, LGBTQ+ konularını tartışmak bizi insanlığın ilk basamağının da altındaki bir zemine sabitleyecek.
Film Uyarlaması
1987 yapım film uyarlaması gerçekten de bir baş yapıttır. Romanın ruhuna uygun bir filmdir. He rne kadar romanın anlatımı daha edebi olsa da filmi de kaliteli bir yapım. Roman yer yer sıkıcı ve ilerlemesi zor olan ayrıntılara dolu olsa da film gayet akıcı. Maurice Filmi için buraya bakabilirsiniz.
Maurice
Maurice Roman (Kitap) Bilgileri
Maurice, Edward dönemi İngiltere’sinde eşcinsel kimliğini keşfeden bir gencin, toplumsal baskılar ve yasalar karşısında yaşadığı kimlik çatışmasını, yasak aşkını ve özgürlük arayışını konu ediniyor. Romanın temel temaları arasında eşcinsellik, bastırılmış duygular, toplum–birey çatışması ve aşkın dönüştürücü gücü yer alıyor bütün bu olaylar bize 298 sayfada anlatılıyor. Kitap yayıncısı İletişim Yayınları. Nereden Okunur derseniz Goodreads size yeter. Film Uyarlaması var mı? Evet var ve çok iyi bir uyarlama. 1987 Maurice Filmi’ni izlemelisiniz. Nereden İzlenir: Resmi ve yasal olarak neredenizlenir hiç bir bilgim yok. Bu konuda fazl bilgi de veremem. Yazar Hakkında meraklandınız mı E.M. Foster kimdir? Sorusu için de bağlantı hazır.
Karakter Analizleri
- Maurice Hall: Maurice, romanın merkezinde kimlik arayışı, bastırma ve özgürleşme temalarını temsil ediyor. Genç yaşta toplumun ahlaki kalıpları ile kendi içsel dürtüleri arasında sıkışır. Önce Clive’e duyduğu duygularla kimliğini sorgular, sonra Alec ile yaşadığı ilişki sayesinde benliğini kabulleniyor am ilişkileri çok kötüdür. Maurice’in yolculuğu, Edward dönemi İngiltere’sinde eşcinsel kimliklerin gizlenmek zorunda bırakıldığı koşullardan özgürleşmeye giden bir direnişi anlatıyor. Yüz yıllardır aynı olan değişmeyen bireysel cesaretin, toplumsal baskıyı aşma arzusunun ve aşkın dönüştürücü gücünün bitmeyen bir karakteri gibidir.
- Clive Durham: Clive, Maurice’in gençlik yıllarında hem duygusal hem de entelektüel bir çekim odağı Ancak onun hikâyesi aynı zamanda Edward dönemi İngiltere’sinde güvenlik ve toplum onayı uğruna aşkını inkâr eden bireylerin örneğidir. O aşkı ve gerçek kimliğini değil, gizlenmeyi, rol yapmayı, evlenmeyi kendini inkar etmeyi seçmiştir. Bu tercih, sadece kişisel bir kırılma değil, dönemin eşcinsellik karşıtı yasalarının ve sosyal baskısının bir sonucudur. Clive’in karakteri, bireysel mutluluk ile toplumsal uyum arasındaki trajik çatışmayı gösterir, çok yazık.
- Alec Scudder: Alec, romanın en özgür ruhlu karakteridir. Maurice’in aşkı ve özgürlüğü seçmesinde belirleyicidir. Alt sınıflardan gelen Alec, toplumsal hiyerarşiyi aşarak Maurice ile eşit bir ilişki kurar. Bu bağ, Edward dönemi İngiltere’sinde hem sınıf hem de cinsel kimlik bariyerlerini kıran radikal bir birlikteliktir, böyle bir durum söz konusu bile değildir. Alec’in varlığı, aşkın toplum tarafından konulan sınırları yıkabileceğini gösterir. Ama gerçek yaşamda hiç de böyle değildir.








