85 Yazı (Orijinal adıyla Été 85 ya da global adıyla Summer of 85) Aidan Chambers’ın “Dance on My Grave” adlı romanından uyarlama. Roman uyarlamaları her zaman LGBT edebiyatının gücünü de gösteriyor. 1982 yılında yayımlanan bu yapıt, altı kitaplık bir serinin parçası. Ne yazık ki kitabın Türkçe çevirisi henüz yok; bu yüzden filmle kitap arasında doğrudan kıyaslama yapma olanağım yok.
Film başlı başına etkileyici. Bu etki tabii ki kayıplar, geçlik döneminin sancıları ile daha da artıyor. IMDb puanına bakmayın siz, oradaki puanlamaya asla güvenmem. Ben filmi etkileyici buldum. Homofobiyi, önyargıyı bir kenara bırakıp filme odaklanırsak, izlenmeye değer bir queer sinema örneği olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
👉 Küratör Önerisi: İzlemeye değecek LGBT filmleri
85 Yazı (Summer of 85) Konusu ve Özeti
Queer edebiyat (roman) uyarlaması olan 85 Yazı, bir yaz aşkının coşkusunu ve trajedisini Fransız sinemasının klişeleriyle yansıtıyor. Bunu olumsuz anlamda söylemedim.
Alexis, edebiyatta başarılı bir lise öğrencisi. Yaşamı ve geleceği hakkında kafa karışıklığı yaşadığı bir dönemde, bir gün yelkenliyle denize açılır. Fakat teknesi alabora olur. Yardımına karizmatik ve özgür ruhlu David yetişir. David onu kurtarıp evine götürür ve bu tanışma aralarında bir yakınlaşmayı başlatır.
İki genç zamanla sevgili olur. Alexis, David’e tutkuyla bağlanır; adeta büyülenmiş gibidir. David ise daha rahat, özgür ruhlu bir karakterdir. Onu bazen sever, bazen uzaklaşır. Alexis’in ölüm takıntısı, ilişkilerine gölge düşürür. Aralarında bir anlaşma yapılır: Kim önce ölürse, diğeri onun mezarında dans edecektir.
David, Alexis’in kendisine bağlandığını fark ettikçe uzaklaşmaya başlar. Yeni biriyle ilişki yaşadığını açıklar. Aralarında büyük bir tartışma çıkar. Alexis’in hiddetle terk ettiği ortamdan David motosikletle ayrılır ve geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeder.

Alexis, verdiği sözü tutar. Sevgilisinin mezarında dans eder, ama yakalanır ve mahkemeye çıkar. Savunmasında, yaşadıkları aşkı yazıya döker. İşte biz de o anlatımla filmi izleriz: Dolu dolu, ama kısa bir aşkın güncesini izleyeceksiniz.
85 Yazı – ve Kısa Bir Değerlendirme
Film İncelemesi ve Yorum
LGBT temalı filmler arasında ortalama bir yerinin olduğunu düşündüğüm 85 Yazı, özellikle müzikleri ve görsel atmosferi ile dönem ruhunu da yansıtan bir film. Bu nedenle dönem filmi bile sayılır.
Rod Stewart şarkıları, mezarlık sahnesinin duygusal yoğunluğu gerçekten de filmin en etkileyici sahnesi. 1980’lerin kıyafetleri, renkleri ve genel havası çok iyi yansıtılmış. Zaten Fransız sinemasının en iyi yaptığı şeylerden biri bu: duygu ile estetik arasında sağlam bir köprü kurmak değil mi?

Alexis karakteriyle birlikte “aşkın ne olduğu” üzerine düşünmeye başlıyoruz. Gençlik, tutkular, geçicilik… Her şeyin bir yaz kadar kısa sürmesi ne kadar acı verici değil mi? Fakat önemli olan, o kısa sürede yaşananların derinliği. Az daha gününüze gelirsek bu kısacık yaşamımızda öyle karmaşalar yaşıyoruz ki anlatamam. Özellikle LGBT bireyler üzerinden yapılan kirli politik ve ideolojik güç gösteri tamamen anlamsız.
Eş cinsel ya da LGBT bireylerin, ya da nasıl tanımlarsanız, dünyadaki varoluş sancısı sadece aşk değil; kimlik, kabul görme, toplumla çatışma gibi birçok katmandan oluşuyor. Film de bunları tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Bu nedenle filmde yaşamın gerçekleri var size pembe dünyaların aşkını sunmayacak.
LGBT bireylerin sıkıntı çektiği ülkelere bir bakınca, karşımıza hep politik tek düzen, gücü elinde bulunduran tutucu düşünceye sahip grupların eziyetini görüyoruz. Oysa kutuplaşmak ve ayrışmak bir gurup elitin işine yarıyor, egemenliklerini pekiştiriyorlar. Geriye kalan herkes cinsel yönelimi ve inanışı; yaşam biçi farketmezkisin karmaşa ve ekonomik zorluk içinde yaşarken saçma sapan LGBT tartışmalarını yapıyorlar.

Tekrar filme dönecek olursam;
Film, yaz romantizminin masumiyetini ve ergenliğin keşif sürecini, ölüm ve kaybın ağır gerçekliğini size hissettirecek ortalama bir yapım. Dönemin atmosferini de çok iyi yansıtıyor. 80’lerin giyim kuşamı, müziği kusursuz
Yapım, queer filmleri arasında gerçekçi ve sonu mutlu bitmeyen öykülerden. Bu nedenle bulutların üstünde bir aşk öyküsü yenine duygusal yoğunluğu ve psikolojik derinliği olan bir coming of age izleyeceksiniz. Duygusal yoğunluğu yüksek bir yapım.
Filmden dramatik bir alıntı
“Alexis: Beliki de onu sevdim, sevdiğime inandım. Onu o kelimenin anlamını anladığım kadar sevdim. Tek bildiğim ona doyamadığımdı. Zamanımın her saniyesini onunla geçirmek istiyordum. Ama onunlayken bu bile yeterli gelmiyordu. Ona bakmak, dokunmak, dokunduğumu hissetmek istiyordum. Sürekli beraber olmak istiyordum. Tam 3 milyon 62888 saniye boyunca.”









