Yaşamdan beklentilerimiz ne olmalı? Ayrışmalarımız ve yaşam tanımı üzerine bir şeyler… Bir manifesto gibi… Sıradan bir yazı, uzun bir makale değil. 21. yüzyılın ikinci çeyreğindeyiz, yarıya doğru gidiyoruz. Peki yaşam tanımımız ve zihin kuramlarımı nerede? Hangi yüzü yıllarda rehin tutuluyor?
✅ Önerim: Daha fazla yaşam ve insan yazıları
Yaşamdan Beklentilerimiz ve Yaşam Tanımım
Yaşamandan ne beklemeliyiz? Bu konu burada iki satırda mı dile getirlecek? Sanmam. Yaşamdan beklentilerimiz belki de yaşantılarımıza ve isteklerimize bindirdiğimiz gereğinden çok değerden kaynaklanıyor. Yaşam neden sonuç ilişkisine bulanmış içinde kaybolduğumuz ağır bir reçine girdabı gibi…
İnsan Tanımım ve Yaşama Bakış
Biz yaşama 21. yüzyılda hala eski insanın düşünce kalıplarıyla bakıyoruz. Daha odalarını aydınlatacak ışığı bile hayal edemeyen insanın belleğinin ürettiği evren, yaşam tanımıyla olayları değerlendiriyoruz. Oysa insan zihni evrim geçirir. Artık varlık tanımımız çok değişti. Biz kendimizi varoluşun daha belirgin bir yerinde buluyoruz. Yaşam kurgumuz tamamen değişikliğe uğradı.
21. Yüzyıl insanını 500 yıl, 100 yıl, 2000 yıl öncenin çok gitmeyelim 50 yıl önce yaşayan insanın psikolojisine göre evren yaşam kavrayışına göre şekillendiremezsiniz. Aslında tartışmaların temalı bu insan yeni, düşünceler eski… Yapay zekanın fitilini ateşledik. Artık insanın yapay zekayla birleşeceği bir geleceği çok uzakta hayal etmeye gerek yok, o an çok yakın. Psikolojimiz, inanç kavramlarımız da değişti. Simülasyon teorileri, holografik evren, M Kuramı, Sicim Kuramı, 11 boyutlu uzay zaman kuramlarıyla, evrenin ve gerçekliğin sorgulandığı bir zihinsen evredeyiz.
Biz hala 500 yıl, 2000 yıl öncenin inanç kavgalarını yapıyoruz. O zamanın insanını tatmin eden düşünceler bizi tatmin etmiyor. Biz başka devrin çocuklarıyız. Bu nedenle dinler artık git gide etkisini yitiriyor, insanlar inanç yerine bilmeyi tercih ediyor. Yapay zekanın eşliğinde transhümanizm, posthünamizm, teknolojik tekillik, insan bilincinin kalıplarına sığmadığı ve silikon çiplerle birleştiği bir geleceği hayal ederken bizi 500 yıl öncenin ya da 50 yıl öncenin düşünce biçimi ve inanç tanımı nasıl tatmin etsin? Dinler ve inanışlar artık eskide kaldı yeni insan zihni bu evreyi geçti…
Ayrışmalarımız ve Kavgalarımız
Yaşam sadece bir gözlemler bütünün. Nedenler ve sonuçlar bizim onlara verdiğimiz anlamlardan ibaret. Aradan en iyilerini seçip almadıkça yaşamda hep kargaşa olacak. Biz hala eski insan belleğinin ürettiği karanlıklardan gelen gerçeklikleri aşamadık. Bu nedenle cinsel yönelimler üzerinden insanı insanla çatıştırıyoruz. İnancımızı bir diğerinin inancından üstün görüyoruz? Yaşam hep bir çatışma, ötekileştirme, kendimize bir düşman yaratmayla geçiyor. Bunların nedeni de eski insanın zihinsel kuruntusundan kaynaklanıyor.
Yapay zeka ile birlikte artık insana yeni bir bilinç kapısı aralandı. İnsan “biz kimiz” sorusunu artık dini bir anlamda sorgulamıyor. İnsan artık kendini aşmanın peşinde. Kabullenmenin değil. Bize hep şükür ve kanaat öğretilirken elimizden zenginliklerimiz, yaşam konforumuz değil; inançlarımız ve gelecek vizyonumuz da alınıyor. Ayrışmalarımız da kavgalarımız da bizi geleceğe taşımayacak, günün birinde yok olup gideceğiz bu yüzden…
İnançlar ve Ötekileştirme
Artık insanlar sosyal medyadaki tamamen ötekileştirmeye, yıkmaya, üstünlük sağlamaya yönelik dini sohbetlerden bıktı. Sürekli ayrım, sürekli gerilim… Hep eski insanın derinlikli düşünemeyen belleğin için üretilmiş içerikler… Bu kurgular artık 21. yüzyıl insanı için tatmin edici değil ve bir sorunu da çözmüyor.
Bize sorunlarımız için sabır dileyenler, hastalıklarımız için dua önerenler, en lüks tedavileri yapmıyorlar mı? Hala ekmek kırıntılarının her birinin “huri” olduğunu vaaz etmiyorlar mı? Uçan, keramet gösteren, tanrıyla sohbet eden “büyük zatlar” sonra kadının kıyafeti üzerinden yapılan tartışmalar? Hiç dilden düşmeyen LGBT tartışmaları sizce bizi nereye götürüyor? İleriye mi? Yoksa daha çok çatışmaya mı? İnsanın biyolojik bedeninde hapsolduğu, odasını aydılatacak ışığı olmadığı gibi zihin odasında da ışıksız olduğu, dar evren ve varlık görüşün devirlerinden kalma düşünceler bizi karanlıkta tutmaya devam edecek. Biz yapay zeka devrinin çocuklarıyız. Gerçeklik ve varlık algımız artık maddeyi ve biyolojik bedenimizi aşıyor.
AI ile gerçekliği altüst ettiğimiz, gördüklerimizin ve hissettiklerimizin gerçekte neler olduğunu tartıştığımız uzun felsefe teorilerinin resmen içinde yaşıyoruz. Ve biz hala geçmiş zaman insanlarının sorunlarını aşmamakta ısrarcıyız, sorunları çözmüyoruz. 500 yıl önceki bir insan ile şimdiki yeni kuşak insan aynı zihinsel evrende değil, aynı gerçekliği paylaşmıyorlar…
Statik Dogmalar Yerine Dinamik Gerçeklik
Burada bahsettiğim bilimsel dayanaklar, dini bir dogma gibi körü körüne bir kabul değildir. Bilimsel ‘inanç’, dogmanın aksine, yeni bir veriyle her an tersyüz olabilme cesaretine ve esnekliğine sahiptir. Biz, binlerce yıl önceki statik metinlere değil; hatalarından ders çıkaran, kendini sürekli güncelleyen ve saniyeler içinde yeni bir hakikate evrilebilen dinamik bir değerler bütününe odaklanıyoruz. Zihinsel Kürasyon’un en büyük gücü de budur: Yanlışlanabilir olanın peşinde, her an güncellenmeye hazır bir bilinç.
Bilimsel inanç her an yanlışlanabilir. Dogmatik değildir. Bilim her an yeni bir veriyle tersyüz olabilir. Ama bir inanç asla değişmez, güncellenmez, hep aynıdır. Bu nedenle ben burada “bilimsel inanç” ile “dogmatik inanç” arasındaki farkı da yazmaya gerek duydum. Bilim Tek ve mutlak bir açıklama yerine yanlışlanabilirliğe de hazırdır.
Yaşamdan beklentilerimiz neler olmalıdır sen de yorumla! Birbirimizi ötekileştirmeden herkes için yaşanılacak bir ülke oluşturmak bizim elimizde mi?. Artık bizi eskinin inanışları ve nasihatleri, evren ve insan tanımları gerçekten de tatmin edemez mi?








