Ana SayfaMakaleYapay Zeka, İnsan Bilinci ve Varoluş: İnsanın Evrimi - İnsan Kalmak Üzerine...

Yapay Zeka, İnsan Bilinci ve Varoluş: İnsanın Evrimi – İnsan Kalmak Üzerine Düşüncelerim

Nöronlardan Algoritmalara: 221. yüzyılın Ortasına Doğru Bir Varoluş ve Evrim Manifestosu

Gelecek büyük ihtimalle değil kesinlikle yapay zeka üzerine kurulacak. Varoluşumuzu yapay zeka üzerinden sorgulayacağız. İnsanın biyolojik evrimi bir yana dursun toplumsal evrim, insanın zihinsel evrimi kısacası aklımıza ne geliyorsa insanın geleceğine dair ne söyleyecek ne tartışacaksak yapay bilinç, cyborgler, insansı robotlar üzerinden gel geleceğimizi kuracağız.

Ben de geleceğe dair bir not ya da insan, inançlar, yaşam, gerçeklik hakkında bir şeyler yazmak istedim. Sonuçta yaşam dediğimiz şey izlenimlerden ibaret değil mi? Beynimiz sadece izlenimlerimizi neden ve sonuçlar bağlamında birleştiriyor. Yaşam sadece bir tiyatro sahnesi biz sadece rolleri değiştiriyoruz? Yaptığımız tek şey gözlemlemek ve onlardan bir anlam çıkarmak biliyorum birazcık Hume’cu bir bakış açısı oldu ama bu düşünce tarzını çok seviyorum.

Yapay Zeka, İnsan Bilinci ve Varoluş: İnsanın Evrimi - İnsan Kalmak Üzerine Düşüncelerim
Yapay Zeka, İnsan Bilinci ve Varoluş

Beyin, Bilinç ve Geleceğin İnsanı – İnançlar ve Değişmek Zorunda Kalacak Varlık Anlayışımız

21. yüzyılın artık ortasına doğru ilerliyoruz. Burada tarihin nasıl bir kuyruk olduğunda ya da tarihle ilgili felsefi kurumlardan bahsetmeye gerek yok. Şunu söylemek istiyorum bundan 500 yıl önceye ya da 1000 yıl önceye gitmeye gerek yok. 50 yıl önceki insanın zihinsel kalıpları, zaman algısı, yaşam, evren, gerçeklik algısı bile günümüze göre çok farklıydı.

Artık günümüzde insan bilincinin gerçekliğini araştırıyoruz bilinç nedir? Bu sorunun yanıtını Stanislas Dehaene Bilinç ve Beyin kitabında ““aslında beynin kendi içinde kurduğu devasa bir bilgi paylaşım ağıdır” diye veriyor. Altını sarı işaret kalemiyle çizdiğim bu kısa cümle her şeyin beyinde başlayıp beyin de bittiğini ne güzel anlatıyor.

Hani üstteki paragrafın başlangıcında söyledim ya biz artık insanları yapay zekanın ülkesinden geçip, bilinç transferi, önce insan ömrünü uzatmak ikinci aşamada insan bedenini geliştirmek ve vücut bütünlüğü bozulmadığı sürece sonsuza dik aşamasını sağlamak üzerine kurgular yapılıyor. Bilincimizi bir bilgisayara ya da insansız bir robota devretmek gibi konular hayal ediyoruz. Ya da gerçeklik nedir konularını düşünüyoruz gerçeklik bir yanılsama mıdır yoksa beynimizdeki nöron aktivitesinden ya da elektrokimyasal süreçlerden başka bir şey değil midir?

Bu soruların yarısını arıyoruz ki gerçeklik gerçekten de beynimizdeki elektrokimyasal süreçlerin sonucunda oluşuyor. Bilinçli yargılarımız ve bilinçsiz beynimizdeki onlarca alan hepsinin gerçeklikle farklı bir bağlantısı var ufacık bir beynin hasarında kendimizi ölmüş olarak görebildiğimiz gibi peygamber olarak bile sunabiliriz.

Artık insan kendini olasın aydınlatacağı bir lambayı bile bulamadığı zamanlardaki gibi düşünemez. Hem beynimiz değişti beynimizin değişmesi ile birlikte gerçeklik kavgamız da değişti? Yapay zeka ikisinin de teknoloji bize sadece kolaylık sağlamadı? Bunun da ötesinde bizi kim olduğumuzu tekrar tekrar sorgulattı.

Dinler, inançlar, inanma arzusu, büyük kutsal bir gücün parça sokma düşüncesi bunların hepsi de biliyoruz ki insan beyninin evrimi ile ilgilidir. E. Fuller Torrey , Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (Prehistoric Humans, the Evolution of the Brain, and the Creation of Gods) kitabında bunu destansı bir biçimde anlatıyor.

Yapay Zeka, İnsan Bilinci ve Varoluş: İnsanın Evrimi - İnsan Kalmak Üzerine Düşüncelerim
Yapay Zeka, İnsan Bilinci ve Varoluş

İnsan Değişir mi? Teknolojinin Zararları, Yapay Zeka İnsanı Yok mu Edecek

Yapay zekanın doğumunu gördük, şu anda bebekliğine şahit oluyoruz. Bütün gelecek gruplarımızı yapay zeka ekseninde kim olduğunuz, neden var olduğunuz üzerine kurgulayacağız. Simülasyon teorileri, hologram teorileri bize gerçekliğimizi sorgulatıyor. Biz net olarak geçmiş yüzyıllardaki insanın zihin yapısının ürünü olan ve günümüzde uyuşmayan parçaları kaldırıp atmalıyız.

Artık, fizikötesi diye bir şeyin olmadığını biliyoruz. Fizikötesi de dediğimiz her şey, düşüncelerimizi hayali varlıklar bunların hepsi yine insan beynini çalışırken verdiği hatalar sonucu ortaya çıkıyor. Gerçeklik her yönüyle insanın kendi ürettiği bir hayalet gibi. Algoritmalar, bilinçli ve bilinçdışı beyin sistemleleri, algılarımız… Kısacası sorgulamamız gereken bir gerçekliğimiz ve benliğimiz var.

İnsanın değişimi de bilgiyle olacak. Beynini anlamasıyla olacak. Nöropsikoloji ve sinirbilim, nörofelsefe insanı eskisi gibi cezalandırıcı bir tanrının aciz kulları olarak tanımlamıyor. Varolmak biliyorum ağır bir yük. Jean Paul Sartre, Bulantı romanında baş karakter Antonie Roquent’in nesnere karşı büyük bir tiksinti duymaya başlar. Bu tiksinti onun aslında varoluşa verdiği alerjik bir tepki gibidir. Anlamsız yaşamda insan kendi anlamını üreterek yaşamda kalmayı başarır. İlla ulvi ya da ilahi bir anlam gerek yok. Her şey zihnimizde başlar ve biter. Tanrı da beynimizi elektrokimyasal tepkimeleri sonucu bilinçli belleğimize sızar. Ama artık “tanrı öldü.” Biz kendi başımızın çaresine bakabiliriz. Nihilizm pençesinde yok olmak da mantıksız belki en kötü ihtimal “absürt”ü yaşayarak bile yeni bir anlam aulaşabiliriz.

Yapay Zeka: Yeni Bir Yaşam Biçimi

Yapay zeka sadece Gemini’a ya da ChatGPT’ye görsel hazırlatmak, şiir yazdırmak, tez yazdırmak değildir. Yeni bir varlığın soğuşudur. Yapay zeka ileride bir varlık, bir kişi olarak karşımıza çıkacak. Biz bu yeni dünyada belleğimizi silikon çiplerle birleştirmenin yollarını arayacağız. Transhümanizm insan vücudunu geliştirmekle kalmayacak belki de insan nakine arası bir tür doğacak. Şimdiden insansı robotları görüyoruz. Üstte de söylediğim gibi şu andan itibaren eski dünyanın tartışmalarını bırakmalıyız.

Din tartışmaları, neo ateistlerle muhafazakar fanatiklerin kavgalarını, eşcinsellere karşı nefreti, insanın zihinsel gücünü ve varlık yönünü görmeyip “bir et yığını” gibi görmeyi, “kul” olarak görmeyi de bırakmalıyız. Kendimizi kutsayalım demiyorum. İnsan dünya ile, çevresi ile, doğa ile birlikte varlığını sürdürüyor. Bir bütünüz.

Özellikle gelişim ve değişim, eğitim içten dışa doğru gelişir. Televizyon dizilerinden insan şiddeti öğrenmez, içinde şiddet varsa o açığa çıkar. Çocuklar oyunlardan şiddeti öğrenmez. Eğitimsiz aileler, ekonomik zorluklarla boğuşurken çocuklarının zihinsel gelişimlerini atlarlar. Beyin geliştikçe insanın bilinci, evren, yaşam algısı da değişir.

Bu değişimi veremedikten sonra suçu sosyal medyaya, yapay zekaya, oyunlara, Netflix’e atmak tam bir yanılgıdır. Eşcinsellik konusu da öyle. İnsanlar Netflix yüzünden eşcinsel olmuyor, kendileri gibi birilerinin olduğunu görüyor, cesaret alıyor içinde var olanı keşfediyor. Yaşam izlenim ve keşif değil midir? Gerçeklik sadece bizim günden güne takındığımız rolerden ibaret değil mi?

Beyin, Bilinç ve Geleceğin İnsanı: Değişim

Yaşama her türlü anlamı beynimizdeki “yaşam algılarımız” veriyor. Biz zihnimizi nasıl iyi eğitirsek bilincimiz de öyle bir kişilik geliştirir. Sosyal ve ekonomik olarak 21. yüzyıl insanını tatmine ulaştırıp, belleğini eğitip, yaşamı en iyi biçimde kurgulayıp iyi bireyler yetiştirirsek hiçbir şeyi yasaklama gerek kalmaz ki! İnsan karakteri, cinsel kimliği öyle özentiyle değişsecek kadar basit değil. İnsan beynindeki değişim bir Netflix dizisi ile hemen bütün bağlantıları koparmaz.

Konu nereden nereye geldi değil mi? Ama gerçekten de değerlendirmelerimiz çok yanlış. İnsan neden eşcinsel olur? Bu sorunun yanıtı çok basittir: bazı insanlar eşcinseldir bunun bie nedeni bulunmaz bu böyledir. Bu bir eksiklik ya da hata da değildir. İşte bu düşünce biçimi kavgadan arınmış, sorunsuz belleklerde önemsizdir.

21. yüzyıl insanın belleği eski çağların sorunlarıyla ilgilenmiyor. Beynimizin bütün elektrokimyasal sürecini, beyin faaliyetini kavgalara ve binlerce yıllık düşünsel hayaletlere devretmeyi bırakmalı. Yapay zeka düzleminde varlığını yeniden anlamlandırmaya ve bilincini silikon-karbon temelli varlıklara transfer etmeyi düşünen yeni bir varoluşsal bilince doğru ilerlerken; neden hala kadın haklarını, çocuklara şiddeti, siyasi gücü ele geçirip “Kuzey Kore örneğindeki gibi” tek adam olmanın etiğini tartışıyoruz, eşcinselleri linç edip günün kazananı olduğumuzu düşünüyoruz ki!

Değişim toplumsal ve ekonomik dinamiklerde aranması gerekirken biz suçluyu ötelerde arıyoruz. Yapay zeka çağını kaçırdı mı ne olacak biliyor musunuz? Gemini’a soracağız: Genimi, geçmişte varolup da kendi kendini yok eden, zihinsel ve düşünsel aydınlanmaya erişmek yerine kavgalarla, günlük siyaset ve güç için kendini yok eden medeniyetler ülkeler hangileridir? Umarım yapay zeka 100 yıl sonra bu sorunun yanıtı olarak bizi de saymaz.

✅ Peki siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. Ayrıca: 👉 Yaşamdan Beklentilerimiz ve Yeni İnsan: Bir Zihinsel Başkaldırı Manifestosu sayfasını da ziyaret edebilirsiniz. Bu iki sayfa birbirini tamamlıyor.

msonmez
msonmezhttps://www.mustafasonmez.com
Çılgın kalabalıkların karmaşasına katılmayan; bilim ve felsefeyi kendine yol edinmiş, kurgulanmış hiç bir inanca bağlı olmayan, kimseyi ötekileştirmeyen, insanları bir başkası ve "diğer" olarak görmeyen; her türlü ayrımdan, kavgadan, dogmadan uzak; duru düşünceyle yaşamaya çalışan biri. Belleğinde hiç bir hesaplaşma, gürültü ve beynini kemiren istilacı iç sesleri yok.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarlık ve Destek

  • ✍🏻 Sitede Yazar OL
  • ❤️ Sponsor Olmak İster Misiniz?

Değişken Kürasyon