Martin Eden, Jack London’ın okuduğum 5. kitabıydı kitabıydı. Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş, sonrasında Deniz Kurdu, Demir Ökçe vardı. Bu bu 4 roman da doğa ve insan arasındaki hırçınlığı, yaşamda kalma içgüdüsünü anlatması açısından bana göre baş yapıttır. Kitabın minik bi rozeti ve incelemesini yapayım dedim. Öyle popüler kültürün dürtüklemesi için değil gerçekten okumalarımı bir yapıttaki güçlü yaşamsal yansımalar için okurum. Yine Ademden Önce, Kızıl Veba kitaplarını da işin içine katınca epeyce bir London okudum gibi.
Jack London’ın (gerçek adı John Griffith London) işçi sınıfı ile burjuva arasındaki kültürel ve ekonomik çatışmayı bu romanda romanda kaleme alıyor. Sadece bununla da kalmaz felsefe, Evrim Teorisi de Martin Eden’in ilgilendiği konulardandır. Ölmeden önce okunacak kitaplar bize yaşamı ve kendimizi daha iyi anlamamız için çok yazılmış değerli bir klasik yapıt. Umarım abartmadım.
✅ Küratör Önerim: Belleğinizde yer edecek kitaplar

Martin Eden Kitap Özeti İncelemesi ve Konusu ve Ana Teması
Romanını kısaca özetlemek gerekirse: Jack London, sosyalist olsa da yarı biyografi olan romanda Martin Eden sosyalizm karşıtı biridir. Eden, işçi sınıfına ait genç bir denizcidir. Bir kavgada burjuva sınıfı bir genci dayaktan kurtardığı için gencin ailesi ve kız kardeşi Ruth ile tanışır. Martin ile Ruth arasında bir yakınlaşma başlar. Sosyal statü farkı bu durumu zorlaştırır.
Martin Eden artık işçi sınıfı ile burjuva sınıfını birbirine kıyaslar. Bir yandan da denizci olarak yaşamını sürdürmeye çalışır. Am asıl amacı iyi bir yazar olmaktadır. Yazılarını dergilere gönderir ve hepsinden red cevabı alır.
Bir odaya çıkarak orada yazarlık yapmaya başlasa da Ruth ile arası açılır. Ruth, Martin Eden’in babasını yanında çalışması kaydıyla birlikte olacakları gibi bir şart koyar. Martin onlarca öykü ve makalesini yazmaya devam eder. Bir yandan da parasızlık ve zorluklar içindedir. Kimse olan yardım etmez. Bir yandan burjuva sınıfını ve sosyalizmi yerden yere vururken diğer yandan da Herbert Spancer hayranlığı ile işçi sınıfının nasıl ezildiğini ve insanların birbirlerini nasıl ezdiklerini her yerde savunur.
Günün birinde ünlü biri olur. Fakat bu onu daha da yalnızlaştırır. Yazdığı eski yazılar kapış kapış gider. Bir zamanlar Martin’in yüzüne bakmayanlar ve açken ona bir kuru ekmek bile vermeyenler artık onu akşam yemeklerine, burjuva balolarına davet ederler. Git gide bireyselleşen, hırçın ve kavgacı genç Martin ünlüdür artık ve uzun bir deniz yolculuğuna çıkar. Her şeyin sonu bu yolculuktur.
Kısa bir yorum ve inceleme
Jack London, Martin Eden üzerinden bireycilik ideolojisini sorguluyor. Romanda bilgi, özgürlük ve öz-yaratım idealleri, çok iyi bir biçimde konu ediliyor. Bu bakımdan roman çok etkili. Özellikle insanın evrimi, sistemin eleştirisi var olmanın saçmalığına kadar anlatılar var. Sadece toplumsal adaletsizliğe, sınıf farkına meydan okuna bir genç beraberindeki aşk olarak görmemek gerekli. Fakat bu çatışma burjuva-sosyalizm-kapitalizm üçlüsünün bir kazananı da yoktur.
Martin, Aydınlanma düşüncesinin “akıl yoluyla kurtuluş” mitine inanır; ama öğrendikçe insanlığın çelişkilerini, adaletsizliğini ve kendi yalnızlığını fark eder. Yukarıda dedim ya “kazananı yoktur” diye.
Martin, kendi değerlerini yaratmaya çalışırken, toplumun hiçbir alanında barınamaz. Sonunda ulaştığı entelektüel doruk, ruhsal bir uçuruma dönüşür. O artık bir varoluş krizi içindedir. Romanın sonu bana hep Mai ve Siyah’ta ki Ahmet Cemil’in hazin sonunu anımsatır. Belki romanla arasında tematik bir bağ yok ama ikisinin de ümitlerini yitirmesi, yaşamla bağlantılarının zayıflaması tıpatıp aynı.
Martin Eden’den Alıntılar
🍭”Tanrım, ben o sıralarda aç karnına, paçavraların içinde yaşıyordum, diye düşündü Martin kendi kendine. Neden o zaman benim onuruma akşam yemeği vermediniz? İşler o zaman yapılıp bitirilmişti zaten. Eğer yaptığım işler için bana yemek veriyorsanız, yemeğe ihtiyacım olduğunda neden vermediniz? Ne “Çanların Sesi” ne de “Peri ve İnci” hikayelerinin tek bir kelimesi değişti. Hayır; şimdi yaptığım işler için bana yemek vermiyorsunuz. Diğer herkes bana yemek verdiği için ve bana yemek vermek bir şeref olduğu için veriyorsunuz.
Bana şimdi yemek veriyorsunuz çünkü hepiniz sürü hayvansınız; çünkü güruhun bir parçasısınız; çünkü güruhun aklındaki otomatikleşmiş tek bir kör düşünce var, o da bana yemek vermek. Peki Martin Eden’ın ve Martin’in yaptığı işlerin tüm bunların arasındaki yeri nerede? diye sızlanarak sordu kendi kendine; ardından zekice ve nazik bir kadeh kaldırmaya zekice ve nazik bir biçimde karşılık vermek için ayağa kalktı.”
Martin Eden Filmi
Martin Eden, Jack London’ın aynı adlı romanından uyarlanan 2019 yapımı İtalyan filmi. Yaklaşık 2 saat 9 dakika süren film için kitabın ruhumu %100 yansıtıyor diyemeyiz. Ama bireyin sınıf atlama mücadelesini, aşkın dönüştürücü ama yıkıcı etkisini ve entelektüel yalnızlığı anlatmakta başarılı. İzleyebilirsiniz ama Martin’in iç dünyasını anlamak ve düşüncelerinin dönüşümünü ve çöküş sürecini ancak kitapta daha iyi okuyabilirsiniz.
Romanın o fefesi anlatısını filmde bulamayabilirsiniz. Nietzsche‘den Herbert Spancer’ın etkisiyle, sosyalizm savunuculuğundan, Martin edenin yükseliş ve düşünü izleyeceksiniz. Filmin detayları için IMDb
Martin Eden Kitap Bilgileri
Martin Eden, Jack London’ın 1909’da yayımlanan en güçlü ve otobiyografik romanlarından birini okuyacaksınız. Yapıt, alt sınıftan gelen genç bir denizci olan Martin’in, entelektüel bir kimlik kazanarak “kendini yeniden yaratma” çabasını anlatıyor. Ancak bu yükseliş, onu ait olduğu dünyadan koparırken; girdiği yeni çevre tarafından da hiçbir zaman tam olarak kabul edilmemesi onu derin bir umutsuzluğa sürüklüyor. Roman 520 sayfa ve okuması uzun süren bir yapıt. Psikolojik ve felsefi kurgu kategorine de giren kitabı ben İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan okudum. Çevirmen Levent Cinemre çeviri akıcı, anlamsız ve yetersiz cümleler yok. Roman, idealizm, bireycilik, toplumsal sınıflar arasındaki uçurum, sanat, insanın varolması üzerine çok iyi bir anlatıma sahip, bu temalar çok güçlü.
Karakterler ve Açıklamaları
- Martin Eden: Romanın başkahramanı. Alt sınıftan gelen, kendi kendini eğiterek yazar olmaya çalışan bir genç. Zihinsel gelişimiyle toplumun sınıf ayrımlarını ve değer yargılarını sorgulayan bir figür.
- Ruth Morse: Martin’in âşık olduğu burjuva sınıfına mensup genç kadın. Martin için hem entelektüel bir ideal hem de sınıfsal bir sınırı temsil eder.
- Lizzie Connolly: Martin’e gerçekten değer veren, halktan bir kadındır. Saf sevgisiyle Ruth’un yüzeysel ilgisinin karşısında durur.
- Bernard Higginbotham: Martin’in eniştesi. Pratik düşünceleriyle Martin’in ideallerini küçümser ve sınıf farkının değişmezliğine inanır.
- Brissenden: Martin’in ruhsal yoldaşı sayılabilecek bir şair. Hayata karşı umutsuzluğu, Martin’in kendi geleceğini yansıtır.








