Körler Ülkesi H.G. Wells’in kısa öyküsü. Kitabı yıllar önce okumuştum. İlk okuduğum Wells kitabı Zaman Makinesi’ydi. Bir zamanlar zamanda yolculuk konusunun tutkunuydum. Körler ülkesi de gerçekliği sorguluyor.
Bizim gerçek olarak bağlandıklarımız, algılarımız acaba tek ve tartışılmaz bir gerçek midir? Yaşam sadece bizim düşüncelerimizden ibaret midir? Bulunduğumuz gerçeklik içinde acaba bir başkasından daha mı üstünüz? Üstünlük de gerçeklik gibi bir yanılgı olabilir mi?Gerçeklik nedir? Yanılgı mıdır? Bu koyla ilgili detay için: 👉 “Gerçeklik Algısı: Her Şey Hayal mi, Yoksa Zihnimiz mi Yaratıyor?“
Körlerin yaşadığı tuhaf bir ülkede geçen öyküde tek gözlü olan adam kral olur. Dünya yüzünde böyle bir ülke acaba var mıdır? Bu sorunun yanıtı ban göre ever. Çünkü hepimiz yeri gelince yaşama, gerçeklere “kör” olabiliyoruz.

Körler Ülkesi Özeti ve Konusu
Körler Ülkesi, Herbert George (H.G.) Wells’in bir öykünün adıdır. Öyküde dünyadan izole edilmiş, yeri bilinmeyen bir ülkeden bahsedilir. Bir gün genç dağcı Nunez, dağ tırmanışı sırasında düştüğü derin vadide bulduğu bir yolu takip ederek bu ülkeye ulaşır. Körler ülkesindeki halk muazzam derecede çalışkan, üretken sağlı insanlardır. Fakat dünyayı köylerini sınırlayan kayalıkların arkasındaki boşluk, hiçlik olarak tanımlarlar.
Dağcı Nunez, karanlık penceresiz evlerde yaşayan, gece çalışıp gündüz uyuyan bu insanlara görmeyi anlatmak ister. Renkleri, güneşin batışını, mavi gök yüzünü… Fakat onlar körlük diye bir olmadığını savunurlar. Bu Nunez’in uydurduğu saçma bir kelimedir. Nunez, işe yaramaz biridir. Yürümeyi bile bilmeyen bir yaratılış ucubesidir. Nunez, gördüğü için onlardan üstün olduğunu sansa da hisleri, duyuları o kadar gelişmiştir ki Nunez onlara ayak uyduramaz.
Şifacı, Nunez’in hastalığının gözlerinin fazla kabarık olmasına ve göz kapaklarının açılıp kapanmasına bağlar gözleri ameliyatla alınırsa Nunez, normal bir insan olacaktır… Nunez yenilgiyi kabul eder. Kör olmaktansa kaçmayı tercih eder. Kaçmak hiç de kolay olmayacaktır. Nunez kral olamamıştır…
Körler Ülkesi Ne Anlatıyor, İncelemesi ve Gerçeklik Nedir?
Kendi gerçekliğimize ne kadar inanır ve bağlanırsak; tek doğru kabul edersek o zaman yaşamı sadece kendi yaşamımızdan ibaret zannetmeye başlarız. Gerçeklik ya da gerçek nedir? Anlayamadığımız yaşamları yanlışlamaya hakkımız var mı? Gerçeklik sadece bir algı ve yanılgıdır…
Bize anlamsız gelen bir şey başkası için çok anlamlı olabilir… Aslında her şey yaşamı anlamlandırmakla ilgilidir… Dünyadaki bütün kargaşaların asıl nedeni de birbirimizi anlamadan, bir diğerinin yaşam tarzına ve inancına saldırı değil midir? En çok tartıştığımız konular neler? Özellikle din, inanç, cinsel yönelim tartışmaları tam da bizim “Körler Ülke’mizdir.” Örneğin LGBT tartışmaları öyle saçmadır ki! Tek amacı toplumu bölmek, insanları birbirine düşman etmekten öteye geçmez. Oysa gerçeklik ve hakikat dediğimiz olgu tamamen tartışmaya açıktır. Bu tartışmalar eski dünyanın, gelişmemiş ülkelerin ve toplumların sorunları. Bu sorunları aşan gerçekliğin ne demek olduğunu bilenler olsa gerek.
Dağcı Nunez, güneşten, gün doğumundan bahseder. Gördüğü dünyanın güzelliğini aslında o ülkede bir hastalık olarak adlandırılır. Birini güzel dünyası diğeri için şeytani bir illettir. Biz de o dünyadan izole edilmiş ülke gibi düşüncelerimizi de izole edip her şeyden üstün görürsek bitmeyen tartışmalarda bocalar dururuz. Din tartışmaları, etnik kimlik tartışmaları, LGBT tartışmaları dünyadaki hangi ülkeyi medeniyetin tepesine çıkarmıştır? Yanıt: hiç birini. Toplumsal kavgaları bırakıp gerçekliğin öznelliğini anlayınca herkes kendi dünyasında yaşar.
Ben Körler Ülkesi’nden bunları anladım. Gerçek dediğimiz şey bazen izlenimlerdir. Biz nesneleri değil, sadece onlardan gelen duyum demetlerini (izlenimleri) görürüz. İzlenimlerden anlam çıkarır, birbirine bağlar neden ve sonuçlar üretiriz. Gerçeklik dediğimiz şey sabit değil sadece bizim alışkanlıklarımızın ürünü. Hume büyük ihtimalle böyle düşünürdü. Gerçeklik sadece zihnimizde oluşur, dış dünya ile bizi bağlayan gerçeklik aklın ürünüdür derdi Kant da…
Dış dünyayı filtrelerle götürürüz ona göre. Kısacası gerçekliğin ne olduğunu felsefe ve bilim hala tartışıyor. Biz ne mi yapıyoruz hemen en doğrunun bizim gözlemimiz olan inancımız ya da yaşam tarzımız olduğunu iddia ediyoruz. Nunez’in gözünü oymak tek çareydi. Onun gerekliğini yıkmak am tek çare değildi, sadece “zulüm”dü. Nunez de gördüğü için kendini üstün sanıyordu. Rengarenk, aydınlık bir dünyaya baktığından egosu tavan yapmıştı. Ama körler çetin cevizdi.
H.G. Wells bilim kurgunun babaları arasında bir yazar olarak bu ayrıntıya kısacık bir öyküde değinmiş. Dünyada ne kadar insan varsa o kadar gerçeklik vardır. Biz insanlar bu gerçeklikler ve değişik yaşamları eleştirmek ve kendi hayat felsefemizi, inancımızı tek doğru kabul ederek yeryüzünde karmaşa çıkarıyoruz.
Yaşamı ışık ve renkler, şekiller olarak algıladığımız mor ve kırmızı ışık frekansları (tayfı) ötesinde acaba ne vardır? Yaşamı görünür ışık dışında başka bir görsel gerçekliğe geçer. Renk körleri yaşamı ve çevreyi daha farklı bir gerçeklikte algılar. Bizim o heyecanla beklediğimiz kızıl gün batımları renk körleri için gri ve renksiz bir yağlı boya tablo gibidir. Oliver Sacks, Renk Körleri Adası kitabında renkleri göremeyen bir ada halkının gerçeklik algısından, doğayı tanımlamalarından bahseder. Müthiş bir kitaptır. Yine Düzülke (Flatland) romanında da bu öyküdeki gibi çok sıkı bir eleştiri vardır. Toplumsal eleştiri ve gerçeklik orada boyutlar üzerinden yapılıyor.
Kuantum boyutlarında ise belirsizlikler arasında hiç bir gerçeklik bulamayız. Gerçeklik sürekli bölünür parçalanır. Ünlü Schrödinger’in Kedisi teorisinde gerçeklik üst üste binmiştir. Kedi aynı anda hem ölü hem diridir. Sonucu gözlemci belirler. Biz de aynı anda bütün gerçeklikle yaşamdaki bütün insan halleri ile aynı anda var olabiliriz. Gerçeklik bizim kendimizi körü körüne inandırdığımız tartışılmaz doğrularımızdan ibaret olmamalıdır.
Körler Ülkesi Kitap Bilgileri
Gözleri olmayan ama kendi düzeni, kültürü ve değer sistemi olan bir toplumun içine düşen Nuñez, görme yetisini üstünlük sandığı için trajik bir çatışmanın içine çekiliyor.. Wells, algı–gerçeklik ilişkisinin sınırlarını müthiş bir alegoriyle tartıştığı kitap 40 sayfa. Distopya da diyebileceğimiz bu başyapıt ilk olarak 1904 yılında yayımlanıyor. Orijinal adı The Country of the Blind olan kitap nereden okunur derseniz buraya bakabilirsiniz.
Uzun Öykü Karakterleri ve Açıklamaları
- Nuñez: Dağcı, kazayla Körler Ülkesi’ne düşer. Gören bir insan olarak kendini “üstün” sanarken, yanlış varsayımlarının onu yanılttığını acı bir şekilde öğrenir.
- Medina-saroté: Körler Ülkesi’ndeki genç kadın. Nuñez’e karşı duygusal bir yakınlık duyar; toplumun katı kurallarına rağmen anlayışlı ve yumuşak bir ses olarak anlayışı ve barışı simgeler.
- Yaluma: Körler Ülkesi’nin yaşlı ve saygın figürü. Toplumun inançlarını, düzenini ve geleneklerini temsil eder.
- Pedro ve Correa: Nuñez’in fikirlerine karşı çıkan, onun “gören” olarak anormal olduğuna inanan ve statükoyu koruyan kişiler.








