Kızıl Veba, Jack London’ın yine insan – doğa çatışmasını anatan uzun öyküsü. Bu defa eski bir profesör kıyamet sonrası dünyasında, torunlarına eski dünyayı anlatıyor. Virüs salgını temasını seviyorsanız bu novella tam size göre. Distopik bir gelecekte 2013 yılında geçen roman her şeyi yıkıp yok eden, insanın elleriyle kurduğu medeniyet, düzenini sona erdiren veba salgınını konu eder. Neyse şimdi ayrıntılara geçelim.
✅ Küratör Önerim:

Kızıl Veba Konusu
Eski dünyada, insanların ülkeler kurup birlikte yaşadığı günlerde Profesör olarak görev yapan Howard Smith, torunları Edwin, Hu-Hu, Tavşandudak’a 2073 yılında torunlarına veba salgınının nasıl çıktığını, ilk yıllarını ve medeniyetin nasıl çöktüğünü anlatır.
Kıyamet sonrası temalı romanda dünyada neredeyse hiç insan kakmamıştır. Yaşlı Smith nasıl ayakta kaldığını ve veba’ya yakalanmadığını torunlarına büyük bir heyecanla anlatır. Romanda medeniyetin, insanların kurduğu toplumsal ve ekonomik düzenin eleştirisi de vardır.
Jack London kıyamet sonrası temalı romanında yüzyıl sonrası için bazı tahminlerde bulunmuştur 2010 yılında dünyada 8 milyar insan yaşıyordu. İngiliz edebiyatı profesörü Smith, henüz 27 yaşındadır. İnsanlığın nasıl yıkıldığını tanık olmuştur. Aslında dünyanın sonu teması denildiği zaman aklımıza modern anlatımlarda genellikle virüs salgını gelir.
Kızıl Veba’nın Edebiyat ve Sinemadaki Eşleri
12 Maymun virüs salgını ve dünyanın sonu temalarında en iyi örnektir. Yine nükleer felaketler, dış uzaydan gelen uzaylılar ya da asteroidler Don’t Look Up filmin dolduğu gibi dünyanın ve insanlığın sonunu getirir. Silo gibi modern romanlar ve dizi uyarlamaları da bu yoldan ilerler. Hakkını yemeleyelim H.G Wells Dünyalar Savaşı romanı da dünya medeniyetine dış uzaydan gelen tehlike ile ilgili ilklerdendir. Snowpiercer insanlığın eşitlik, sınıf ve doğa dengesini unuttuğu dünyayı anlatır.
Burada ise kızıl veba yani bir virüs salgını dünyanın sonuna getiriyor bu açıdan kullanılan bu virüs teması gerçekten de bilim kurgu dünyası’nda ilklerden denilebilir bu açıdan bu tema çok önemli en azından ben öyle görüyorum. Bu filmlerdeki temalar — bilginin anlamsızlaşması, doğaya yenilgi, insanın yalnızlığı — doğrudan Kızıl Veba’nın mirasıdır. Jack London, insanlığın ilerlemeye körü körüne inandığı bir dönemde, “ilerleme bir yanılsamadır” diyerek yüzyıl sonrasının korkularını öngörmüştür.
Kitabın Özeti
Önceden profesör olan yaşlı adam James Howard Smith, Torunlarına kıyamet öncesi dünyasına insanların toplumsal yaşantısına eğitime teknolojiye dair adeta hayal niteliğindeki anılarını anlatır. İnsanın kurmuş olduğu sosyal düzen, teknoloji daha doğrusu medeniyete dair ne varsa hepsi kırılgandır ve insan iki yüzlülüğü dünyanın kaynaklarını israf etmeyi bırakmazsa eninde sonunda kendi kıyametini kendi elleriyle koparacaktır. Başta da söylediğim gibi doğa en sonunda kazanan olmuştur. Sil baştan yeniden başlanır.
Yaşlı adam torunlarının sorularına yanıtlar vererek eski mesleği olan profesörlükten bahsedecek, eskiden kurulu sosyal düzenin bozulması, savaş ve artık son kalan insanların kurduğu distopya medeniyetinden bahseder. Romanın baştan sona kronolojik bir özeti yok. Konu tamamen yaşlı adamın eski dünyayı torunlarına anlatmasından ibaret. Profesör yeni dünyada hiç bi şey bilmeyen biridir. Bilgileri bir zamanki unvanı da artık yok hükmündedir. Medeniyetin kalıcı bir özü olmadığı gibi profesör de artık medeniyet gibi çökmüştür.
İnsanlığa dair neredeyse hiçbir şey kalmamıştır medeniyet tamamen ortadan kalkmış ve yepyeni bir dünya kabileler halindeki bir avuç insandan başka bir şey kalmamıştır. Peki insanlık bundan sonra nasıl ilerleyecek? Teknoloji tekrar ileri seviyeye gelecek midir? İnsan daha önceki kurduğu medeniyetlerde yaptığı hataları tekrar düşecek midir? Bu bir döngü müdür?
Felsefi bir Değerlendirme ve Günümüz Toplumu
Burada biraz felsefe ve günümüzde insana bakacağız. Sorun dünyada değil insandadır. Çağlar boyunca değişmeyen zihinlerimiz, update almamayan insanlık bilincimiz insan olarak bizi her geçen gün yozlaştırmaya devam ediyor.
Günümüz ve İnsan
Günümüzde COVID-19 salgını günü gibi çok büyük zorluklarla i̇nsanlık çoktan sındı bile. Günümüzde teknoloji her ne kadar yapay zeka ile birlikte büyük ilerleme sağladıysa da insanlık ve medeniyet hala ilkel Çağlar’daki gibi gelişimini ilerletmemiş durumda. cek London’ın romanında insanlığı ve tüm medeniyeti kızıl veba yok eder.
Böylece ne tartışmalar ne de kavgalar kalır. 8 milyar dünya nüfusundan sadece yüzlerce kişi kalmıştır bunlarda çok küçük kabileler ayrılmıştır. Kim bilir belki de insanlığın sonu da bu şekilde gelecek.
Felsefi Yorum
Jack London’ın romanı, insanın uygarlıkla kazandığını sandığı özgürlüğün aslında bir tür zincir olduğunu gösterir. Profesör Smith, geçmişi anlatırken bilginin gücüne değil, anlamın yitirilişine tanıklık eder. Tüm teknoloji, düzen ve kültür bir anda silinince geriye yalnızca varoluş kalır — çıplak, yönsüz, sessiz bir varoluş.
Çabucak okuyacağınız kitaptaki gelecek vizyonuna da bayılacaksınız. Medeniyetin tekrar ayağa kalkması, yıkılıp yeniden kurulması teması Jack London’ın en sevdiği temalardan biri. Medeniyet, kurulur, gelişir, yıkılır… Bu bir döngüdür. Döngüsel tarihin içinde de güçlü olan yaşamda kalır. Yaşlı adam ve torunları yaşamda kalanlardan olmuştur. Onlar evrimin süzgecinden geçmiştir. Bir zamanların profesörü artık cahil, bilgisiz, işe yaramaz biridir. Kazanan hep vahşi doğadır.
Giovan Battista (Giambattista) Vico’nun dediği gibi: medeniyetler doğar, gelişir, “akıl çağına” ulaşır ama sonra yozlaşır ve bir barbarlık dönemine geri döner. Jack London tam olarak bunu anlatıyor.
Kızıl Veba Kitap Bilgileri
2073 yılında, “Kızıl Veba” olarak bilinen ölümcül bir salgın dünya nüfusunu yok eder. Yıllar sonra, eski bir profesör torunlarına yıkılan uygarlığı, bilimin ve insanlığın nasıl kendi sonunu hazırladığını anlatır. Ancak torunlar artık o dünyanın anlamını yitirmiştir. Roman, bilginin gücünün değil, doğanın sabrının galip geldiği bir insanlık destanıdır. Novella 72 sayfa. İlk yayın tarihi 1912, orijinal adı The Scarlet Plague yapıtı 4 saatte okuyabilirsiniz. Ben kitabı İş Bankası Kültür Yayınları çevirisinden okudum. Levent Cinemre çevirisi de gayet akıcıydı.
Uzun öyküde 2013 yılında çıkan ve medeniyeti bitiren virüs salgını sonrası 2070 yılında insanlık hala ayağa kalkamamış durumda. Basit bir roman gibi gözükse de felsefi değeri ayrıntılarda gizli bir yapıt. Ve biz bugünümüzü ve şu anki medeniyetimizi de sorgulamalıyız. Bizim de yükseliş ve yozlaşma devrimiz olacak mı? Batıp gidecek miyiz yoksa başka bir türe mi evrileceğiz. Bu soru günümüz insanın çok sorduğu sorulardan. Jack London’ın çok çabuk okuduğum ve sevdiğim bir romanı da buydu size de öneriyorıum, okuyun gitsin. Seveceksiniz.
Roman Kişileri ve Açıklamaları
- James Howard Smith (Profesör / Yaşlı Adam): Eski dünyanın bilgeliğini temsil eder. İnsanlığın ilerlemeye olan kör inancını eleştirir. Roman boyunca geçmişin hikâyesini anlatırken aslında insan aklının trajedisini dile getirir.
- Edwin: Profesörün torunu. Geçmişe dair hikâyeleri anlamlandıramaz; bilgi onun için yalnızca bir efsanedir. Yeni dünyanın kayıp kuşağını temsil eder.
- Hare-Lip (Tavşan Dudaklı): İlkel içgüdülerle yaşayan yeni neslin simgesidir. Akıldan ziyade güç ve hayatta kalma dürtüsüyle hareket eder.
- Hoo-Hoo: Çocuk masumiyetini ve insanlığın yeniden başlama ihtimalini temsil eder.








