Ana SayfaListelerFelsefi Film Önerileri: Kimlik ve Bellek, Gerçeklik ve İzlenim Üzerine Hume'cu 12...

Felsefi Film Önerileri: Kimlik ve Bellek, Gerçeklik ve İzlenim Üzerine Hume’cu 12 Yapım

İzlenimler, neden sonuç ilişkileri ve gerçekliği, benliğimizi sorgulatacak derinlikli sinema yapıtları.

Felsefi film önerileri arayanlar için, her ne kadar çok kapsayıcı olmasa da en azından benim izlediğim ve sevdiğim filmleri bu listeye aldım. Psikolojik fillerden tutun da Hume’cu zaman algısı, benlik, izlenim ve gerçeklik algısı gibi konulardaki izlemeye değer en iyi filmleri aldım.

Doğal olarak bu konuyu sevenler için Başlangıç (Inception) ya da Split, Zindan Adası gibi çok bilinen ve önünde saygıyla eğileceğimiz klasikleri bu listeye almadım, amacım daha özel bir (niş) izleme listesi yapmak. Algı ve gerçeklik konusunu burada sadece Hume’cu bir nedenselliğe göre listeledim, bu konuda çok fazla film var ve birini diğerinden ayırmak zor. Yazıyı devasa bir ansiklopediye çevirmemek için bu kadarını verebildim.

Şimdi çok uzatmadan felsefi filmlere başlayalım. Unutmadan bu postu hazırlamak için 1 hafta uğraştım filmleri izlemem 6 ayımı aldı. Umarım birileri çıkıp sayfayı olduğu gibi kopyalamaz 🙂 Unutmadan nurada felsefi ve akademik bir dil değil sıradan bir izleyicinin izlenimleri var.

👉 Küratör Önerisi: Harika filmler kataloğum

Felsefi Film Önerileri: Kimlik ve Bellek, Gerçeklik ve İzlenim Üzerine Hume'cu 12 Yapım
Felsefi Film Önerileri

Zihin, Algı ve Gerçeklik: İzlenimleri Konu Edinen Felsefi Film Önerileri

Hume’un felsefesinde zihnimiz, birbiri ardına gelen algıların oluşturduğu bir tiyatro sahnesi gibidir. Olayların birbiri ardına gelmesinin sadece alışkanlık olduğu düşüncesi özellikle en sevdiğim konulardan biri. Biz nedensellik sandığımız şeyi aslında yalnızca tekrar eden izlenimlerin alışkanlığı olarak kurarız. Beklentilerimizi de bu neden sonuca göre ayarlarız. Bir kurşun silahtan çıktıysa hedefe ulaşacaktır gözlemimiz bu olayın sıralı algılanmasından dolayıdır. Bazen silah ateşlenir ama biz gerisiyle ilgilenmeyiz, kurşun kimin umurunda!

Bu listede yer alan 22 film, tam olarak o sahneyi kurcalayan, bazen hafızamızı silip bazen de kim olduğumuzu baştan tanımlatan cinsten yapımlar. İzlediğim her karede, aslında dünyayı nasıl algıladığımızın ve zihnimizdeki o “saf izlenimlerin” nasıl birer kimliğe dönüştüğünün peşine düştüm.

Felsefi filmler denildiğinde bu başlık altında bilinç, benlik, psikoloji ve gerçeklik gibi kavramlar da ister istemez devreye giriyor. Bir de bu filmlerin tamamında doğrudan Humcu olmayabilir, bazen dolaylı anlatımlarda var. Bu filmleri Ağustos ayında başlayıp bir sonraki yılın Ocak ayının sonuna kadar ancak izlemiştim. Onlarca film, saçma sapan süper kahraman yapımları ya da aksiyon değil felsefenin ta kendisi… Size de önermek istedim. Yaşam bir izlenimse bunlar da benim izlenimlerim. Felsefi Film Önerileri listemiz sizinle.

Aşk Zamanı (In the Mood for Love) – 2000

Zamanın Akışında Kalan İzler: Alışkanlığın ve Özlemin Hume’cu Dokusu

Bu listenin başındaki Felsefi filmlerden en derini ve ünlüsü bu yapım. Film 1960’larda Hong Kong’da geçiyor. Oldukça katı kuralları olan bir toplumda İki komşu Chow ve Su aldatıldıklarının farkın varıyorlar. Fakat ne Chown karısından ne de Su kocasından intikam alma peşindedir. Normalde olması gereken hem intikam hem de aldatan kadın ve erkeğin de filme dahil olmasıdır. Filmde aldatan çiftler hiç gözükmez.

“Biz onlar gibi olmayacağız” söylemleri ile film adeta sessizlik içinde geçer. Uzun sessiz sahneler, yağmur bazen filmle hiç ilgisi olmayan bir sahne araya girer. İkili aldatılmalarının cinnetini yaşamazlar. İhanet + kavga + ayrılık + intikam normalde olması gereken beklentilerdir. Filmde neden sonuç ilişkisi kırılıyor. “Neden-sonuç sadece zihninin bir uydurmasıdır.” diyen Hume’cu bir bakışla “Canlı İzlenimler” (Impressions) var. Mantıklı ve bilerek kurgulanmış bir nedensel zorunluluk yok sadece izlenimler var. İzlenimler de bir sıraya göre değil, mantıklı değil. Bu nedenle bir bakıyorsunuz bir sahnede ilgisiz olarak kadın sigara içerken, adam yağmuru izliyor. Benlik bir tiyatro sahnesiyle Chow ve Su da bu tiyatro sahnesinde aslında karı-kocacılık oynuyorlar. Kısacası film diyor ki: olay akışında mantıklı bir neden aramayın, nedenler yanıltır her şey izlenimdir.

Chow’un bir duvar deliğine neden mi fısıldar? Çünkü her şey izlenimdir, kalıcı değildir tarihsel anlamı yoktur. Bir nefes üfürmesi gibi dağılır, uçar gider. Yaşam bir nefestir, gibi bir anlamı da olabilir. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Blue Velvet (Mavi Kadife) – 1986

Bilinç ve benlik, gerçeklik üzerine felsefi bir David Lynch baş yapıtı: Nedensellik Yanılsaması 

Her şey izlenimdir. Sıralı olaylar sadece bizim beklentilerimizden kaynaklanır. Bulunan kulak da böyledir. İzleyici kulak için DNA testi ve diğer adli tıpa iletmelerini beklerken olay orada kesilir. Beynimiz, sadece geçmişteki alışkanlıklarından dolayı o kulağın bir soruşturmaya yol açacağını ‘zanneder’, oysa gerçeklikte her an bir öncekinden tamamen kopuk ve bağımsız olabilir. Lynch de bu alışkanlığımızı kullanarak olay akışını orada keser. Biz filmden anlamıyorsak “saçmalık” “mantık hatası” deriz ama doğru ifade ne “saçma” ne de “mantık hatası”dır doğru ifade “felsefi” olmalıdır. In the Mood for Love‘da aldatan eşlerin yüzü de adları da geçmez. Onlar sadece izlenimin bir parçasıydı. Burada da mafya geçmişi, polis hazırlık aşaması, baskın öncesi deliller gözükmez. Polis baskının da mayfa çatışmasını da belirgin bir nedeni bulunmaz. Sadece olay ve akış vardır olayları ve akışları anlamlandıran art arda dizen bizim beynimizdir.

Nedensellik yanılsaması Jeffrey Beaumont bir kulakla karşılaşınca başlar. Mafya olayları ve şarkıcı Dorothy Vallens’in yaşamına da bir anda dalar. Sabit bir kimlik algısının olmadığını da Jeffrey karakteri üzerinden film sonuna kadar izleriz. Film, aşk, mafya, suç üçgeninde gelişen bir mayfa filmi gibi gözükse de değildir. Sabit bir benlik yoktur ve dış dünyadaki algılarımız yanıltıcı olabilir. Dorothy’yi sürekli izleyen, gözlemleyen Jeffrey aslında tam da filmin felsefi temasının canlı örneğini oluşturuyor: her şey gözlemdir, algıdır. Tutkularımız ve aşk da bundan fazlası değildir. Hepsi birer izlenim yumağıdır biz onları duygu ya da aşk olarak algılarız. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Holy Motors (Kutsal Motorlar) – 2012

Zihin Tiyatrosunun En Vahşi Hali: Maskeler, Roller ve Olmayan ‘Ben’

Leos Carax filmi tam anlamıyla izlemeden geçilmemesi gereken bir yapım. Yine çoğunluk “saçma ya da mantık hatası var, ne boş bir film” yorumu yapacak çünkü filmin felsefi altyapısını bilmiyorlar. Limuzinde dolaşan Oscar için limuzin bir sahnedir. İçeride istediği kılığa, karaktere bürünür. Gün botunca adeta bilinçten bilince, yaşamdan yaşama atlar. Sürekli farklı bir karakteri canlandırır. Yaşam bir sahnedir. Her şey birbirinden bağlantısız olaylardan ibarettir bütün diye bi şey bulunmaz.

Oscar’ın bir benliği yoktur. Sürekli değişir. Aile babası, katil, dilenci, müzisyen her kılığa girer. Onun kostüm odası limuzini sahnede dünyadır. Biz de aslında izlenimlerin peşinden koşan sürekli değişen bir benliğe sahibiz aslında Oscar gibi hiç kimseyiz. Filmde kutsal olan eylemin kendisidir. Her şey birbirinden bağımsız eylemlerden oluşur. Bir anlamı, nedeni de bulunmaz. Nedeni daha doğrusu neden sonuç bağlantısını biz zihnimizde kurarız. Her şey art arda gelen birbiriyle bağlantısız sahnelerden ibarettir her şeyi biz anlamlandırırız. Filmde restoranda Oscar’ın birini öldürmesi de öyledir. İzleyici bir neden arar? Neden öldürdü diye soracaktır. Yanıtı ” sadece eylemin kendisi için olacaktır.” Burada sadece eylem var. Eylemleri sonuca, nedene bağlayan beynimiz ve psikolojimiz. Yine mağarada ereksiyon olan Oscar’ın kadınla cinsel ilişkiye girmesi beklentisi varken o kadını ne zorlar, ne ona dokunur ne de kadın bakarak kendini tatmin eder. Öylece yatar uyur. Burada da İzleyicinin beklentisi yıkılır. Hume’un benlik, süreklilik, neden sonuç felsefesini filmde bulmak çok zevkli.

Oscar, kendine benzeyen birini öldürür o da Oscar’ı ağır yaralar. Fakat limuzine dönüşte canlı kanlı Oscar kendini yeni rolüne hazırlar. O sahnede Oscar hem katil hem de kurban. Her şey izlenimdir zihin bir tiyatrodur, sahneler değişir. Benlikler de sürekli değişir. Oscar, ne ölüyor ne de öldürüyor sadece rolünü oynuyor. Sadece izleyici bu olaya bir anlam katıyor, izlenimleri birbirine bağlıyor. Oysa orada olaylar birbirinden bağımsızdır. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Being John Malkovich (John Malkovich Olmak) – 1999

7,5. Katta Benlik Avı: Algı Portalı ve Malkovich Labirenti

Charlie Kaufman’ın senaryosunu yazdığı beğendiğim, felsefi altyapısı olan filmlerden biri. İçinde yine Hume’cu felsefeyi arayacağız. Kuklacı Craig, yeni bulduğu tuhaf işte John Malkovich’in zihnine açılan gizli bir kapı bulur ve insanlara 15 dakikalığına “başkası olma” şansı satmaya başlar. Ünlü oyuncunun deneyimlerini yaşamaya başlar. Yeni deneyimler edinen Craig, aslında bu yeni bedende her şeyin algı olduğunu sunar. Ben dediği şey sadece algılar, izlenimlerdir. Craig geçitten geçince, John MalkovichSaf benlik yerine algılarla karşılaşır. Artık öyle alışır ki geçitten çıkmaz ve adeta yeni bir kimliğe sahip olur. Fakat işle istediği gibi gitmeyecektir.

Craig Schwartz (John Cusack), Malkovich’in zihnine girdiğinde neler oluyor diye düşününce her 15 dakikalık zihin paylaşımında gördüğü ve algıladığı sadece deneyimler ve izlenimlerdir. Malkovich’ın zihninde bir ruh ya da öz, karmaşık bir duygusal yapı yerine anlık hisler, duygular vardır. Craig de aslında bu izlenimleri gözlemler.

Bir önceki film Kutsal Motorlar’da gördüğümüz gibi “yaşam bir tiyatro sahnesidir” savını Oscar, limuzin içinde yaşıyordu. Burada da o tiyatro sahnesi, algılar ve deneyimler dünyası Malkovich’in zihni. Sadece Craig değil, diğer yaşlılar da o sahnede rol kapmak ve yaşamlarını sürdürmek için zamanlarını bekliyorlar. Malkovich, Malkovich, Malkovich… Kendi zihnine girmek için geçidi kullanan Malkovich, zihninde sadece kendini buluyor. Say bir ruh değil, kendinin değişik biçimlerdeki izlenimlerini buluyor. Yüzlerce çeşitlilikte sadece kendi. Kendi içinde kendinden başka bir kavram, izlenim kalmıyor. Kuklacı Craig, Malkovich’i de bir kukla gibi oynatıyor. Kuklalar nasıl kendi benliğine sahip değilse Malkovich de tam bir “kukla”dır. Ve belki de filmde en dikkat ettiğim yer Craig ile Malkovich’in kim olduklarıdır? Bir benlikleri bile olmaz, sadece Craig, yeni bedenin deneyimlerinin bütünüdür, Malkovich’de kuklacının deneyimlerinin bütünüdür. Kırılgan benliğimiz ile sadece algılarımızın bütünüyüz. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Synecdoche, New York (New York Yanılsamaları) – 2008

Dev Bir Sahne, Kaybolan Bir Hayat ve Ölümün O Son ‘Komutu’

Tiyatro yönetmeni Caden Cotard, yaşamını iyileştirmek ve hayalindeki tiyatroyu kurmak için New York’un tıpatıp aynı olan büyük bir tiyatro sahnesi hazırlayacaktır. Bu büyük tiyatro adeta yaşamın bir yansımasıdır. Oyuncular sürekli değişir. Hepsinin yerine kopyaları geçer. Filmde sahneler yani izlenimler bir anda değişir. Zaman sıralı ve neden sonuç ilişkisine bağlı değildir, caden bir anda yaşlı, bir anda genç olduğu zamana atlar. Bu da benlik gibi zamanın da sabit olmadığı sadece izlenimlerden ibaret olduğunu anlatır.

Caden aslında bir kimlik bunalımındadır. kim olduğunu arar. Dev sahnede kendini oynayacak birini bulur. Sahte Caden, orijinal Caden’i gözlemler ve onun gibi davranır. Benlik sadece yanılsama, izlenimdir. İçimize ya da yaşamımıza baktığımızda sadece rollerimizi görünür. Yaşam sahnesinde sadece oynarız. Neden sonuç sadece bir yanılsama ve zihinsel alışkanlıktır. İnsan beyni rastgele olayları bir sıraya sokar ve neden sonuç ilişkisine göre öncesi ve sonrası diye art arda gözlemler. Depodaki her şey sahtedir, oyundur ve anlıktır.

Caden artık komutları kulağındaki kulaklıktan almaya başlar. Caden artık yönetmen değildir, yönetilen konumundadır. Olaylar artık kendi elinde değildir. Her geçen gün depodaki oyuncular azalır, en sonunda kendi ve yönetmen kalır. Özgür iradesiyle değil komutlarla yaşar. Ölümü de dış sesin komutuyla gerçekleşir. Beyaz ışık belirir ve algılar demeti, deneyimler, ve benlik denilen rol ya da oyun tamamen biter. Caden ölür. Caden, temizlikçi kadın rolündeyken de kendi benliğini oynamakla temizlikçi kadını oynaması arasında bir fark da bulamaz. Roller, benlikler süreli değişir. Film tam bir Hume ve benlik şöleni. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Chungking Ekspress (Chungking Ekspresi) – 1994

Neon Işıklar, Son Kullanma Tarihli Aşklar ve Kopuk İzlenimler

Film Hong Kong’da çok dar bir yerde polis memuru 233 ve polis memuru 663’ün aynı mekandaki benzer aşk, yalnızlık ve anılarının öyküsü. Aslında iki karakter arasında bir bağlantı yok. Tek bağlantı mekanlar ve izlenimler; aynı yerler, daracık sokaklar… Filmi izlerken çoğunlukla bağlantı bulamayacaksınız, ama saçma diyip kapatanlar büyük bir felsefi söleni, zihinsel eğlenceyi kaçırdı. Wong Kar-Wai felsefeyi adeta görselleştiriyor.

Film polis 233 ve kaçakçı kadınla başlar. Her şey bir izlenimdir ve neden sonuç bağı sadece bir alışkanlıktır. Olaylar zihnimizde kurguladığımı sürekliliğe ve neden sonuç ilişkisin göre ilerlemez. Kaçakçı kadının ne yaptığını, olayların nasıl geliştiğini tam olarak anlayamayız. Nedensellik kırılması ile olayların birbirini takip etmesi de gerekmez bu da zihnimizin bir oyunudur. 233, kadına normal beklentilerimize göre “ne güzelsiniz” ya da “benimle çıkar mısınız, çok çekicisiniz” demesi gerekirken “ananas sever misiniz” diyor. Bu ifade alışkanlıklarımızı yıkıyor. Hume’cu görüşe göre neden sonuç arasındaki bağlantı sadece alışkanlıktır. 1 Mayıs tarihi de öyle bir alışkanlık. 233, zamana anlam yüklüyor. Oysa zaman kutuların üzerindeki bir etikettir ve vakti geçince çöpe atılır. Polis 233’ın 1 Mayı sile aşkının bitmesi arasında kurduğu bağlantı sadece zihinsel bir bağdır, gerçekte öyle bir bağlantı bulunmaz. Bu sadece bir rutindir, alışkanlıktır. Neden sonuç ilişkisi de zihinsel bir alışkanlıktır. Geçmiş deneyimlerden yola çıkan genç polis memuru geleceği kurgular.

Hume’a göre dünya birbiriyle alakasız, kopuk izlenimler yığınıdır. Filmde biz he şeyin birbiri ile bağlantılı olmasını bekleriz ama böyle değildir. 233 sürekli bir yerleri arar ama bu aramaların bir nedeni olmadığı gibi nedensel bağlantısı da yok. Yine duş alan adam ve seks sahneleri, yağmurlu sokaklar da birbiriyle alakasız izlenim yığınıdır, biz anlamı zihnimizde kurgularız. Polis memuru 663’e gelelim. Özellikle mektup sahnesinde 663 kendine yazılan mektubu merak bile etmez ve adresine postalanmasın ister. Merak etmek insanın baş edemediği en keskin alışkanlığıdır. Burada bunu göremiyoruz. 663’ün evindeki eşyalar değiştikçe aslında akendi de değişir, bir şeyler hisseder. Benliğimiz sabit değildir. İzlenimler değiştikçe biz de değişiriz. Filmin sonunda 663’ün lokantacı olması, kızın pilot olması kimliklerimizin, kişiliğimizin bir öz olmadığı ve izlenimlere göre şekillendiğine göndermedir. Hume der ki; “İçine bakınca sabit bir ‘ben’ bulamazsın, sadece gelip geçen algılar bulursun” filmin sonu bunu anlatır. Bu temayı en güzel John Malkovich Olmak’ta görmüştük. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Aslı Gibidir (Certified Copy) – 2010

Kopyanın Orijinal Kadar Gerçek Olduğu O An: Benlik Sadece Bir Rol mü?

Aslı Gibidir, Abbas Kiarostami, Caroline Eliacheff filmi. Yine genel izleyicinin filmi “anlamasızlık”la suçlayıp hemen kapatacağını bildiğimden buraya yazıyorum: durun, kapatmayın! Film sanat tarihçisi James, “kopyanın orijinal kadar değerli olabileceği” üzerine bir kitap yazmıştır. Bu kitabı bir hayranı ile tartışırken ikili birden 15 yıllık evliymiş gibi karşımıza çıkar. Film boyunca kesik kesik sahneler, izlenimler ile ikilinin evliliğinin ve yaşamlarının gerçekliğini sorgulayacağız. Orijinal mi yoksa sahte mi?

Film ne anlatıyor? Buna odaklanacağız, özet bizim için önemsiz bir izlenim sadece. Hume’a göre nesnelerin veya insanların bir “özü” (essence) yoktur; biz sadece onların yarattığı izlenimleri (impressions) algılarız. Eğer bir “kopya”, orijinal ile aynı duyusal izlenimi veriyorsa, zihnimiz için o artık orijinaldir. Filmde izleyicinin karşısında bir anda çıkan evlilik de böyle bir kopyadır ve aslından ayrılamaz. Film boyunca izleyiciyi gördüğü her şeyde bir başlangıç (neden) ve bir bağlantı zinciri ve sonuç aramak istese de bulamayacak. Benlik bir “rol”den ibarettir. Burada asıl ya da kopya diye bir şey yoktur, he şey sadece izlenimdir. Bu kalıbı gerçeklik için de söyleyebiliriz. Gerçeklik de sadece bir izlenimdir. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Akıl Defteri (Memento) – 2000

Hafızasız Bir “Ben”, Dövmeler ve Parçalanmış Algılar Demeti

İzleyebileceğiniz iyi filmlerden biri. Aslında televizyonda hafta sonu film kuşaklarında da gösterilen bir dizi çoğunuz bileceksiniz ama ben biraz daha bellek, anılar, benlik temalarını kovalayacağım. Karısının katilini arayan Leonard Shelby’nin çok nadir görülen, tedavisi olmayan bir hafıza kaybı vardır: Yeni anılar oluşturamaz. Her 15 dakikada bir zihni sıfırlanır. Bu yüzden vücuduna dövmeler yapar, polaroid fotoğraflar çeker ve notlar tutar. Film, Leonard’ın bu kopuk parçaları birleştirerek “gerçeğe” ulaşma çabasını anlatır. Günümüzde olsaydı akıllı telefon kameraları ile işi belki daha kolay olacaktı belki yapay zekayı da kullanırdı, video çekerdi. Neyse şimdi özeti geçelim ve asıl felsefi temaya geçelim.

Bellek ve benlik birbirine bağlıdır. Her şey algıdır ve algılarımız kesintisiz sürer. Burada müthiş bir Hume var. Leonard’ın algısı ya da “alfı demeti” 15 dakikada bir yenilenir ve o her 15 dakikada bir başka bir kimliğe sahip olur. Benliği ile şimdi arasındaki bağ kopar, geçmişle de bağlantı kuramaz. Hume, neden ve sonuç arasındaki bağın sadece bizim zihnimizin bir uydurması (alışkanlığı) olduğunu savunur. Filmde (sanki Tenet izliyoruz gibi) Leonard sonuçları ilk önce görür ve sonuçların nedenini en son öğrenir. Olay örgüsü onun zihninde darma dağındır. Fotoğraflar ve notlar ona ipucu verse de onları sıraya sokacak ve algılayacak bir belleğe sahip değildir. Her şey aynı anda vardır ama o parçaları birleştirip anlamlı bir dizilime erişemez.

Zihin sadece izlenimlere (fotoğraflar, notlar) dayanır” fikrinin bir kanıtıdır. Leonard’ın “gerçeği”, elindeki fotoğraflardan (izlenimlerden) ibarettir; o fotoğrafların arkasındaki asıl gerçekliğe asla ulaşamaz. Burası bize saf Hume felsefesini sunuyor. İzlerken bu biçimde düşünüp değerlendirmelisiniz. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Mr. Nobody (Bay Hiçkimse) – 2009

Onlarca Hayat, Tek Bir Hiçkimse ve Olasılıkların Hume’cu Sonu

Mr. Nobody, Jaco Van Dormael’ın harikası. Doğal son insan olan Nemo Nobody’nin yer yüzündeki son ölümlüdür. Yıl 2092. İnsanlık ölümsüzlüğü bulmuş ama 118 yaşındaki Nemo ölüme direnmektedir. Bütün dünya onun ölümünü canlı yayında takip etmektedir. Gazeteciler röportaj için her şeylerini vermeye hazırdır. Nemo gazeteciye yaşamını anlatmaya başlar. Fakat nemonun belleği farklı izlenimleri, olasılıkları bir araya getirir. Bu nedenle zamanı ve bilincini bir bütün olarak kavrayamaz. Her şey değişkendir. Tren istasyonu sahnesinde iki ihtimali de anımsar birinde annesiyle diğeriyle babasıyla gider. Peki ama doğrusu hangisidir? Nemo yaşamına, ailesine, evliliğine dair yüzlerce olasılığı aynı anda yaşamış gibi anlatır. Filmi orijinal yapan ve izleyiciyi büyüleyen de işte bu anlatıdır. Siz de filmi çok seveceksiniz.

Nemo, hiçkimsedir. Onun tek bir benliği yoktur gelip geçen onlara abenliği bulunur. O farklı izlenimlerden oluşan bir algı demetidir. ume der ki; “Kendime baktığımda tek bir ‘ben’ bulamam, sadece gelip geçen algılar bulurum. Nemo’da kendine bakınca bunu görür. Yaşam rasyonel neden sonuç ilişkileriyle birbirine bağlanmaz. Neden sonuç sadece bir izlenim, zihnimizin bir uydurmasıdır. gelecek ise sadece bir fikirdir.

İzlenimlerimiz bize bir kimlik verir. Nemo’nun o kadar çok izlenimi ve olasılıkların yaşandığı belleği vardır ki gerçek bir benlik oluşturamaz. Gelecek, geçmişe benzemek zorunda değildir Nemo onlarca yol arasından geleceğe dair asıl gerçekliği ayıramaz, seçemez. Nemo’nun zihni adeta bir tiyatro sahnesi gibi. Umarım bu başyapıtı yarıda bırakmadınız. Devam etmediyseniz artık felsefi altyapısını bildiğinize göre devam edebilirsiniz. 👉 Künye ve Puan: IMDb


I’m Thinking of Ending Things (Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum) – 2020

Karlı Yollar, Değişen Yüzler ve Zihnin Tozlu Odalarındaki Tiyatro

Charlie Kaufman filmini izlerken “bu ne saçmalık” diyebilirsiniz. Fakat film saçmalık değil sadece basit bir kurgu içinde Hume’dan esintiler var. IMDb puanına da aldırış etmeyin. Genç bir kadın, yeni erkek arkadaşı Jake ile birlikte kar fırtınası altında onun ailesiyle tanışmaya gider. Jake’in ailesinin çiftlik evine vardıklarında zaman bükülmeye, anne ve babanın yaşları sürekli değişmeye başlar. Kadının ismi, mesleği ve kıyafetleri bile sahneden sahneye farklılık gösterir. Filmin sonunda anlarız ki izlediğimiz her şey, aslında yaşlı ve yalnız bir hademenin zihninde kurguladığı, okuduğu kitaplardan ve izlediği filmlerden arakladığı parçalarla oluşturulmuş hayali bir “izlenimler” yığınıdır. Buna benzer bir temayı Netflix’in Dark dizisinde de izlemiştik. Orada da gerçeklik bir yazarın izlenimi, olasılıklardan oluşan bir gerçeklikti. Bir anda ufakcık bağlantı kurdum.

Zihnindeki farklı izlenimlerin (impressions) bir araya gelmesi ve sabit bir benlik olmamasını genç kadın üzerinde görürüz. Bu kadının adı, mesleği neden sürekli değişiyor diye filmi umarım kapatmadınız. Benlik Bir “Demet”tir (Bundle Theory): Hume der ki: “İçime baktığımda sabit bir ‘ben’ bulamam, sadece sürekli değişen algılar bulurum.” biz filmde tam olarak bunu görüyoruz.

Zihin bir tiyatrodur ve Jake’in zihni bir sahnedir. Annesi bir anda yaşlanır, babası genç, annesi ölmek üzeredir. Bütün bunlar birbirinden bağımsız algılardır. Her şeyi anlamlandıran ve neden sonuç ilişkisi kuran zihindir. Hademe, geçmişteki hayal kırıklıklarını ve okuduğu eleştiri yazılarını (örneğin filmdeki o meşhur film eleştirisi sahnesi) kendi anılarıymış gibi kurgular. Hume’un dediği gibi; “fikirler” (ideas), “izlenimlerin” zayıf kopyalarıdır. Hademe, o kadar çok kopya fikirle yaşamaktadır ki, kendi gerçek izlenimlerini tamamen kaybetmiştir.

“Eğer kendinizi tek bir kişi sanıyorsanız, bu filmden sonra o ‘tek kişi’nin aslında zihninizdeki onlarca farklı kitabın, filmin ve anının bir kolajı olduğunu fark edeceksiniz. Hume haklıydı; merkezde kimse yok, sadece çok iyi sahnelenmiş bir oyun var.” Filmi düşük puanına bakmadan izleyin. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Paterson – 2016

Alışkanlıkların Şiiri ve Rutinin Gücü

Geldik listenin en sakin, en “huzur verici” ama felsefesi en derin duraklarından birine. Jim Jarmusch’un Paterson’ı… Paterson, her gün aynı saatte uyanan, aynı mısır gevreğini yiyen, aynı yoldan otobüs süren ve akşam aynı barda tek bir bira içen bir adam. Dışarıdan bakınca “bu ne sıkıcı hayat” deyip kapatabilirsiniz ama Hume amcamızın gözlüğüyle bakınca Paterson aslında hayatın en büyük gizemini yaşıyor.

Hume der ki: “Geleceğin geçmişe benzeyeceğine dair hiçbir rasyonel kanıtımız yoktur, sadece buna alışmışızdır (Custom/Habit).” Biz yarın güneşin doğacağına ya da o otobüsün her gün aynı rotadan gideceğine eminizdir ama bu aslında zihnimizin bize oynadığı bir alışkanlık oyunudur. Paterson bu rutinleri (alışkanlıkları) öyle bir sahipleniyor ki, o monotonluğun içindeki ufacık, taze izlenimlerden (impressions) koca koca şiirler çıkarıyor. Hume’a göre zihnimiz birbirini takip eden algılar tiyatrosudur; Paterson o tiyatroda her gün aynı perdeyi açsa da, her seferinde yeni bir “şiir” yakalamayı başarıyor. “Neden-sonuç” bağı Paterson için sadece bir alışkanlıktır, o ise bu bağın içindeki huzuru seçmiştir. Peki sizin rutinleriniz neler? Sizin zihin tiyatronuzda şu anda hangi oyun var? Siz binlerce zihinsel bağlarınız arasında kayboldunuz mu yoksa en “huzurlu”sunu seçtiniz mi? Hume çok derin değil mi? şimdi son filme geçiyoruz. 👉 Künye ve Puan: IMDb


Drive (Sürücü) – 2011

Saf İzlenimler, Tutkular ve “Öz”süz Bir Adam

Listenin sonuna geldik, gaza basıyoruz! Artık ben de yoruldum. Bu 12 filmi bir araya getirmek en az izlemek kadar zordu. Fakat Hume’u filmlerde dah aiyi anladım desem yeridir. Filmin kısa özetine geçelim hadi: Ryan Gosling’in o donuk suratlı, az konuşan, çok iş bitiren “Driver” karakteri… Dikkat ettiniz mi, adamın bir ismi bile yok, sadece “Sürücü”. Neden? Çünkü Hume’cu bakışla bakarsak; onun bir geçmişi, sabit bir kişiliği ya da “özü” (essence) yok. O, sadece o anki eylemlerinin ve duyusal verilerin bir toplamı. Hemen size de sorayım: kendinizi hiç bu biçimde hayal ettiniz mi?

Hume’un o meşhur “Akıl, tutkuların kölesidir” sözü bu filmde adeta ete kemiğe bürünüyor. 12 film boyunca çok tekrar ettim farkındayım ama filmler hep aynı temel üzerin kurulu o da Hume. Sürücü plan yapmaz, akademik konuşmaz; sadece o anki tutkusu (koruma içgüdüsü ya da şiddet) neyi gerektiriyorsa onu yapar. Biz onu izlerken “bu adam kim?” diye sormaya alışmışız (nedensellik arıyoruz) ama film bize bu cevabı vermiyor. Çünkü o adam bir “ruh” değil, sadece o neon ışıkları, motor sesi ve direksiyon başındaki o anlık canlı izlenimlerin (impressions) bir birleşimidir.

Saf bir benlik aramayı bırakın; Hume’un dediği gibi, “içine bakınca sadece gelip geçen algılar bulursun”. Driver da tam olarak o gelip geçen, şiddetli ve parlak algıların ta kendisi. Biz o zaman binlerce izlenimin bütünüyüz. Kendinize bakış açınızı bu filmlerle değiştireceğinize eminim. Yorumlarınızı ve önerilerini yazmayı unutmayın. 👉 Künye ve Puan: IMDb

Bitirirken

Felsefi Film Önerileri 12 filmde sizinle paylaştım. Yorumlarda siz de izleyip paylaşmak istediğiniz filmleri paylaşabilirsiniz. Bu postu hazırlamak izlemek kadar zor olu. Başta da söylediğim gibi bilindik herkesin dilindeki yapımları almadım. Bakalım hangi filmleri izleyeceğim, sizinle neler paylaşacağım. Identity (Kimlik), Zindan Adası, Vanilla Sky, Truman Show, Çarpık Çizgiler diye uzatmak istemedim bu filmlerle birlikte tam 22 film vardı listemde. Sizi de yormak istemedim bir de sıkıldım, yaz yaz bitmiyor. Umarım, dilim ve üslubum sizi yormamıştır. Sonuçta ben bir felsefeci ya da film eleştirmeni değilim sıradan okur, izler, entelektüel bilginin peşinden koşan biriyim.

msonmez
msonmezhttps://www.mustafasonmez.com
Çılgın kalabalıkların karmaşasına katılmayan; bilim ve felsefeyi kendine yol edinmiş, kurgulanmış hiç bir inanca bağlı olmayan, kimseyi ötekileştirmeyen, insanları bir başkası ve "diğer" olarak görmeyen; her türlü ayrımdan, kavgadan, dogmadan uzak; duru düşünceyle yaşamaya çalışan biri. Belleğinde hiç bir hesaplaşma, gürültü ve beynini kemiren istilacı iç sesleri yok.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarlık ve Destek

  • ✍🏻 Sitede Yazar OL
  • ❤️ Sponsor Olmak İster Misiniz?

Değişken Kürasyon