İnsanın Kendine Ulaşamaması

İnsan Zihin   
Bu yolu kaç defa yürüdüm bilmiyorum. Fazla uzun bir yol değil ki 2 km. Sandalyeye yapışık günümüz insanları için 50 metre bile çok uzun bir yerken 2 km galiba dünya ile güneş arası kadar uzun bir mesafe olsa gerek... Yürümek için neden bu kadar ısrarcıyım bilmiyorum. 

Uzak bir hatıra: Kırdığım cevizler ve yollar...
Okul zamanlarında "kankam" İbrahim'i okuldan eve zorla yürütürdüm. İbrahim ki keyif adamı, götünü kaldırıp bir yere gitmesi için önceden altın harflerle bir davetiye göndermek gerekirdi. "Kalk lan İbo dersi ekelim" derdim. Dersten kaçmak için ayarttığım İbrahim'i şimdi de servis aracına binmemesi için kandırmam gerekecekti. Onu da başarırdım. "Oğlum bak, servis parasını da ben vereyim" dese de tabanları yağla derdim. Bütün şehri dolaşıp, bütün öğrenci yurtlarını dolaşıp en sona bizi eve bırakacak araca binme oğlum, desem de İbrahim söylene söylene; uf-puf ederek yürürdü. Lan manyak ufacık şehir, bir ucundan bağırsam duyarsın deyince "seni geberteceğim oğlum" derdi. Az piç kurusu da değildim hani, o sinirlendikçe gülmekten geberirdim. Benim iki katıma yakın vücudu vardı,  boyu da 1.95 zaten, ben 172 boy 57 kilo bir vursa bana yarısı boşa giderdi bu kesin.  Çok maceramız olmuştur kendisi ile. Bazen görüşürüz, kırdığım cevizleri buna anlatırdım eskiden,  hâlâ her görüşmemizde "oğlum sen ne pislik bir insandın" der.

İnsan Kalabalık   


Sana nasıl hitap etsem!
Konu bu değildi ki! Laf lafı açtı sevgili dostlarım. (Şimdi de aklıma Mustafa'nın "blogcan" hitabı geldi :) ama ben sevgili dostlarım diyeyim sana/size öyle sesleneyim, o hitap yani "blogcan" Mustafa ile özdeş oldu artık) Neyse, nerede kalmıştım... Laf lafı açıyor gerçekten de... Söz zincirine fazladan halkalar eklemeden devam etmek istiyorum, bu kadar şamata yeter...

Son 1 aydır hatta 6 haftadır hastane yolunu kendime "1. dereceden önemli ulaşım yolu" olarak belirledim. Yaptırdığım yıllık kontroller yaklaşık 2 ay sürüyor ve check-up dedikleri şeyden daha detaylı bir kontrol... Bugün hastaneden evi arşınlarken ve kırmızı ışıkta geçen araçlara, yayaya yol vermeyen sürücülere küfreden insanları izlerken aklıma bakımlı erkek ya da bakımlı kadın tabirleri geldi...

Hani ben de emisyon ölçümü yaptıran ve kışlık bakıma giren araçlar gibi yıllık bakımımı yaptırıyorum ya oradan esinlendim galiba. Her neyse, tıraşlı ve "iki dirhem bir çekirdek" giymiş biri ya da süper makyajlı alımlı bir giysi içinde birini gördüğümüzde "çok bakımlı" deriz. Bu yüzeysel bir bakım aslında. Benim ki ise tıbbi bakım. Bir de üçüncü bir bakım vardır: İnsanın kendine ulaşması yani içsel bakımı.

İnsan Toplum   

3. Bakım
Aslında insanın kendine ulaşamaması, düşüncelerini ve hayallerini; isteklerini ve hırslarını; eksiklerini ve yabani tarafını bakıma vermemesi asıl bakımsızlık olsa gerek. İster aileden gelen genetik huylar olsun isterse diğer hareketlerimiz hiç fark etmez, içsel tarafımızı hiç bakım altına almıyoruz. Hatamız var ise kabul edip düzelme yolunda değiliz. Kendi kendimizin Tanrısı olduk. Kendimize bir de başkasının gözüyle bakmıyoruz. Kendimizi başkasının yerine koyup, karşımızdakini anlamadığımız gibi kendimizi de anlamıyoruz. Önceden çok sinirli biriydim. Hemen köpürür ve anında kırar ve karşımdakini dinlemezdim bile. Her şeyi kırıp dökerdim. Bir gün kendime bakım yapmaya karar verdim bakımlı erkek olmam gerekli dedim. Hareketlerimi başkasının gözünden izledim, sinirlendiğim şeylerin ne kadara gereksiz şeyler olduğunu anladım. Nezaket ve teşekkür etmeyi öğrendim. Bir nevi kendime ulaştım...


Yürüyüş - Yol   

Beraber Yürüyelim mi?
Fakat bir türlü değişmeyen şey yürüme alışkanlığım oldu. Onu da düşündüm. Yürümek iyidir, sağlıklı olursun, düşüncelerin ferahlar diye bir fetva verdim kendime. Fakat benimle yürümeyi kimse sevmez. Yok be sen de hemen beni çok konuşan, yol boyunca çenesini kapatmayan geveze biri sanma ya! Yavaş yürürüm. Kaplumbağadan biraz hızlı... Bir gün olur da tanışırız ve bir yerlere oturup iki muhabbet etmek istersek yürüyeceğiz ona göre... Mrınkırın etmek yok...

Not: Bu yazının girişi ve sonucu; ana ve baba konusu yoktur.
Bu arada yorumunu bekliyorum. Ekleyeceklerin yok mu da okuyup çıkıyorsun hemen :)

Mustafa Sönmez ©
İnsanın Kendine Ulaşamaması İnsanın Kendine Ulaşamaması Reviewed by SNMZ on Kasım 17, 2016 Rating: 5

8 yorum:

  1. Ben de çok severim yürümeyi.Hele moralim bozuk olduğunda amaçsızca hızlı hızlı yürümek bana iyi gelir :)Burda olsaydın adımlarını biraz hızlandırtarak yürütürdüm seni :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arada bir hızlandığım da oluyor. Zaten amaçsızca yürümek en güzeli, illa her şeyde de amaç olacak değil ya! Bilmiyorum belki de seni de kaplumbağa hızına alıştırırdım :)

      Sil
  2. Yürüyeceğiz Mustafa söz. İç bakım derken ben onu çok ihmal ediyorum. Dış bakım zaten hak getire. Pek önemsemem. Demek eskiden neymişsin sen yahu :)) Hoşuma gitti anlattıkların. Ben de feci uykusuzluk çekiyorum geldiğimden beri . Hayırlısı... Görüşmek üzere. İyi geceler Mustafa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahaha bir ara buna benzer bir yazı daha yazarım. Ben uyku düzenimi normal haline getirmeye başladım. Kış günlerine uyum saglayamiyorum.

      Sil
  3. Yürüyüş yapmanın ne kadar güzel birşey olduğunu keşfetmeme sebep olan kişi sensin Mustafa. Fırsat buldukça hafif hafif yapmak istiyorum. Fakat,yürürken gördüğüm insanlar çok ama çok canımı sıkıyorlar. Bu gidiş hiç iyi değil...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Mustafa yürümek güzel çok iyidir. Yürüyüş yapmaya devam. Ben insanlara kızmamayı öğrendim Mustafa. Çok büyük bir insanlık suçu işlemedikçe insan hareketlerini ve tuhaflıklarını boş ver, hepimiz insanız :)

      Sil
  4. İnsan tuhaflıklarını boş vermek. Ne kadar tuhaf bir cümle öyle değil mi?

    Bazen işten eve gelirken otobüsten erken inerim eve kadar yürürüm. Psikolojime bağlı ama şimdi havalar soğuk. O yüzden eğer bir gün tanışırsak o yazın olsun.. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Uğur,
      Aslında birbirimizin yaşamına hatta giyim tarzına bile çok fazla müdahale ediyoruz. Bize göre tuhaf olan başkasına göre normal olabiliyor. Bu nedenle boş vermek gerekli.

      İstanbul'a henüz kış gelmediği için yürüyüşe devam... Evet, yaz mevsimi her zaman kıştan iyidir. Kışın da kar manzaraları güzel oluyor...

      Sil

Gmail hesabın ile yorum yazabilirsin. Yorumlama biçinden "Google"ı seç. Ayrıca saçma sapan reklam bağlantıları atmayın, "kabak tadı verdiniz" :) Bunun dışında sansürsüz her yorumu yayınlarım. Tabii ki yazarken vereceğim cevabı da düşün Hahahaasdfgh

Blogger tarafından desteklenmektedir.