Su

Sivas Çeşme 
Kısa bir başlık oldu biliyorum. Belki de bazen kısacık kelimeler içinde uzun uzun paragrafları taşır. Kimi zaman sayfalar bile yeterli olmaz.  Ben de "Su" başlığını verdim bu yazıya. Su...

İki haftalık Sivas tatilim biterken hatıralar yenilendi ve yenileri hatıra defterine kaydedildi. Zamanın sanki donduğu, entropi yasasından münezzeh sakin şehir Sivas'ta her zaman tatlı su çeşmelerine hayran kalmıştım. Her köşe başında ömrü uzatan, ferahlatan; doğanın insan eli değmemiş tertemiz güzelliklerinden bu abı-hayat çeşmelerinden bol bol, kana kana su içtim. Öyle güzel ki pet şişe taşımadan; her bir çeşmede geçmişten kalma anılar ile su içmek... 

Sert kış günlerinde bahçeli ahşap evlerin su tesisatları buz tutup patlayınca insanlar kışa ve donduran soğuğa rağmen evlerine su taşırlar ve bundan da çok mutlu okurlarmış. Mutluluk bazen rahatta, teknolojide değildir; insan elinin değmediği yerlerde ve hayalerdedir. Eski çeşmelerden bazıları kaldırılmış. Çocukluğumda suyundan kana kana içtiğim o çeşmeleri bulamadım. Ama çoğu bıraktığım yerdeydi. Aslında dünyada herkese yetecek kadar kaynak var ama biz insanlar o kadar çoğaldık ve o kadar vahşileştik ki kendi sonumuzu getiriyoruz. Bozkırı ile çıplak dağları ile yaşam en azından çılgın kalabalıklardan uzakta kendi halinde akıp gidiyor.

Bulunduğum yerden (diriliş mahallesi) 50 metre ilerlediğimde yerleşim yerinin sonu geliyor. Karşımda bom boş tepeler ve sağımda Meraküm tepesi var. Bir şehrin yerleşim sınırında olmak ve şehrin bittiğini görmek öyle güzel ki! Nasıl izah etsem... İstanbul'un beton binaları ve yolları bazen insana zonsuzadek uzanacak gibi geliyor. Sonsuz kalabalık ve sonsuz çılgınlık. Oysaki karşımda sakin ve sessiz tepeler, ileride ağaçlık mesire alanı; arkamdaki şehir huzur veriyor. Ruhum dinleniyor. Yaşamın aslında çok sakin olduğunu anlıyorum, her şeyin bir sonunun olduğunu da... Doludizgin koşarak, ömrümüzü bir solukta geçirdiğimiz büyük şehirlerin o geniş yüzüne meydan okuyor Sivas'ın bu küçüklüğü ve yerleşim yerinin sonunda takılıp kaldığım bu manzara.  Bütün bu manzara belki de çılgın kalabalıklardan uzak bize yaşamın ne kadar basit olduğunu ve yaşamında bir sınırının ve sonunun olduğunu kendi lisanı ile anlatıyor.

Dolunay berrak gökyüzünde sakince karanlık geceyi aydınlatıyor. Ben Radyo Voyage'ın ilham veren müzikleri ile yazdığım bu yazıyı  bitiriyorum. Yarın yolculuk var. Sabiha Gökçen Havaalanı'na iner inmez 800 kilometre geride bıraktığım sessizliği arayacağım, biliyorum.

Mustafa Sönmez
Bu yazı özgün bir fikir sanat ürünüdür kopyalanamaz, alıntı yapılamaz!
Su Su Reviewed by SNMZ on Eylül 28, 2015 Rating: 5

6 yorum:

  1. Henüz döneli yaklaşık bir hafta kadar olmasına rağmen, ben Sivas'ı ve Sivas'ta yaşadığım huzur/sükunet dolu günleri çok özlüyorum. Hemde hiç olmadığı kadar çok. Bugun okullar açılıyor. Vizesi finali hep bir dert. E tabii ki hep tatil olmaz, sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Ama insanda ruh sağlığı, huzur ve yaşama sevinci olmayında hiçbir işi layıkı ile yapamıyor. Belkide bütün bu negatif düşüncem pazartesi sendromundandır. Umarım öyledir. Eğer öyle değilde farklı birşey ise, ortada ciddi bir sorun var demektir. Ve ben blogumun dışında mikroblog sitesi twitter'da duyğularımı dile getiriyorum... Yazmak insanı rahatlatıyor >_<

    https://twitter.com/_MustafaAlniak_/status/647842872440553473

    https://twitter.com/_MustafaAlniak_/status/645035395051352064

    https://twitter.com/_MustafaAlniak_/status/644939920373608448

    Tarih tarih, anbe an... :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pazartesi sendromudur bence. Öğrenci olmak kolay değil :) Ben de bu sükunete yarın veda edeceğim. Bir Sivas yazısı daha yazacağım ilerleyen günlerde.

      Her ne olursa olsun insan kendini doğadan ayırmamalı. Yamzılarımız ve yaşama düştüğümüz notlar iyi ki var, iyi ki yazıyoruz...

      Sil
  2. Büyük bir mutluluk ile sokaklarında soluduğum, çeşmelerinde su içtiğim anlardan bahsetmiyorum bile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayat suyu çeşmelerin bendeki yeri çok ayrı. Her gördüğüm Çeşme'den su içtim. Sırf çeşmelerden su içmek için sokak sokak dolaştım.

      Sil
  3. Evet Mustafa, bu yazını kaçırmışım.Bloğuna girince farkettim.Sivas'tan bahsettiğinde hep merakla okurum.Küçüklüğüm evlenene kadar Konya'nın kazası Çumra ve yedi yaşımdan on sekizime kadar Uşak'da geçti.Rehber olan erkek yeğenim,rahmetli ablamla bana''Siz taşra kızlarısınız!!''diyerek dalga geçerdi.Ama ben o günleri tekrar yaşamak,o saf temiz heyecanları ,sessizliği,dinginliği yeniden hissetmek isterdim.O nedenle zaten İstanbul'a pek ısınamadım,zira benim seçimim değildi burada yaşamak.İşte senin en değerli saptaman=Bütün bu manzara belki de çılgın kalabalıklardan uzak bize yaşamın ne kadar basit olduğunu ve yaşamında bir sınırının ve sonunun olduğunu kendi lisanı ile anlatıyor.BU CÜMLENDİ.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukluk anıları ile dolu şehirler her zaman farklı olur. İnsan doğduğu yer ile koparılamaz içsel bağlantılar kuruyor. Sivas, sakinliği ile zamana meydan okuyor. Çılgın kalabalıklar şehirleri ve doğayı anormalleştirirken, bu çılgınlık ve umursamazlık artık bizim için normalleşiyor. Sonumuz hayrola. ..

      Sil

Gmail hesabın ile yorum yazabilirsin. Yorumlama biçinden "Google"ı seç. Ayrıca saçma sapan reklam bağlantıları atmayın, "kabak tadı verdiniz" :) Bunun dışında sansürsüz her yorumu yayınlarım. Tabii ki yazarken vereceğim cevabı da düşün Hahahaasdfgh

Blogger tarafından desteklenmektedir.