Gel Sevgilim Seni Bekliyorum Yalnızlığımın Çılgın Saatlerinde

Alone, Rain   

İsimsiz Yalnızlığım

Birkaç günlüğüne de olsa kış İstanbul’u terk ediyormuş. Meteoroloji muhabiri öyle diyordu. Benim kalbimin terk edildiğinden habersiz meteorolojinin tahminleri.  Ama olsun en azından hava tahmin raporu doğru çıktı. Sıcaklık 17 derece bugün. Kışın yalnızlığa, sessizliğe bürünen hayat tekrar yollara düşmeye hazırlanıyor. Karın dağları, taşları; yolları, bahçeleri kapladığı gibi soğuk da insanları sarıp sarmalamıştı.  Belki de yılın en güzel anı kıştan ilkbahara giriş zamanı. Elbiselerin yavaş yavaş inceldiği, kalın giysilerin bir tarafa atıldığı gibi insanın duyguları da değişiyor. Yavaş yavaş coşmaya başlıyor, eriyen karların oluşturduğu coşkun su akıntıları gibi. Ve “yaz gelince…” diye başlayan istekler, güzel hayaller insanı alıyor götürüyor yaşamın derununa doğru. Şimdi dışarı çıkmak gezme zamanı geldi.  Balkona oturup çayımı veya sevmesem de kahvemi yudumlayarak birkaç kıta bazen de bir iki kelime peşinde koşmak zamanı da ayrı bir güzellik.

Odamın kışın rutubetinden ıslanan duvarlarının arasında alıştığım yalnızlığımla kimsenin anlamadığı, seçkin bir tarz olan Radyo Voyage'ın büyülü müzikleri; bazen de okuduğum şiirlerle yalnızlığıma bir ad koymaya çalışıyorum. Elimdeki isimler sözlüğünün sayfalarını karıştırıyorum ama orada da yalnızlığıma yakışan bir isim yok. Bazen alaturka şarkılarda sesleniyorum: “Biraz kül biraz duman, o benim işte” kulağıma musikiyle birlikte misafir olan bu şiiri en iyi şekilde ağırlama çabasındayım. Bir an unutup isim bulma işini kendimi misafirime veriyorum. Şarkı birazdan bitecek yani misafirimi yolcu edeceğim. Olsun varsın gitsin nasıl olsa bilgisayarınım bildiğim bir köşesinde oturuyor ne zaman çağırsam davetimi kabul eder. Ama ben yalnızlığıma kimi davet edeyim, kimse gelmez ki!

Televizyona bakıyım biraz. Televizyonum da çok antika birkaç tokat vurmadan çalışmıyor. Çalışsa ne çalışmasa ne… Hep aynı bayatlamış diziler. Ya haberler: Ortadoğu kaynamaya devam ediyor. Mısır sokakları cehenneme dönmüş. Diğer Ortadoğu ülkeleri de diktatör, ipleri başkalarının elinde olan yöneticilerini devirecekmiş. Sonra, Siyasilerin düelloları; derin ekonomi haberleri… Ne yaptığını bilmeyen siyasilerin salladığı akla mantığa sığmayan hezeyanlar…

Kapattım televizyonu ne güzel, kafam şişmesin. Bu kadar gürültünün içinde bile yalnız hissediyor insan kendini. Hastane odasındaki gibi bir yalnızlık var hislerimde. Hani bir hastane odasına yatarsın kapınızı ziyaret saatlerini dışında sadece hemşire ve doktorlar açar. O da ilaç, iğne için. Bazı günler olur ki ziyaretçiler bile gelmez. Bir kısmı hastanenin ilaçlı havasının kasavetinden korktuğu için; kimi de artık hasta olan yakınının hastanede olmasına alıştığı için gelmez ziyarete. Ve beyaz çarşafların arasında başucunda ilaçlarla yine yalnızlık bulur insanı. Ah keşke şu çarşaflarım evdeki gibi cicili bicili rengârenk olsalar. Ne masum bir istek değil mi? Çarşafa takılan aklın bir diğer tarafı da iyileşme umudunu arzular. Hasta dışarı çıkınca yapacaklarının listesini çıkarır. Geçmişin derin ayrıntılı muhasebesini yapmayı da unutmaz. Umutların ve günahların tövbe defteri hazırlanır. Yalnızlık iş başına geçer yine. İşte o yalnızlığa benzeyen bir hal var üstümde. Artık sıkıldım. Bir ad koymam lazım yalnızlığıma. Bir kırgınlık var içimde. Evet, kırgınlık olabilir yalnızlığımız adı. Çünkü terk edilmeden terk etmediği için kendimin kendine olan bir kırgınlığı var.


Yalnızlığıma ad arıyorum...

Bugün yalnız olduğumu anladım,
Zaten hep yalnızmışım,
Gülümsemelerimin aksiymiş yüm dostluklar.
Ağlayınca yalnız olduğumu anladım...



Loneliness   (Temsili olarak ben)

Her şey insanın kendi içinde mi bitiyor ne? İnsan gülüp neşeli olduğu zaman yani kendini iyi hissetti zaman her şey yanında oluyor, hem dostları hem de insanın kendisi. Gülümseyişler aksediyor etrafta. Arkadaşlar dost olanlar hep aynı. Ağlayınca insanın sadece gözleri değil, her şeyi ağlıyor bir köşede. Ve hep yalnız olduğumu anlıyorum. Gülünce insan her şeyi güler yüzle görüyor. Çünkü gülen yüzü aksediyor her bir dostta ve aklının dört bir yanında. Ağlayınca, kırılınca değişen hiçbir şey yok aslında dostları hep aynı ama onlar habersiz yalnız kalan kalbin acısından ve ben duyuramayınca sesimi, kimse de gelip dinlemez ki beni. Her durumda insanı iyi eden kendi; kimse değil. Şimdi yalnızlığımı daha iyi anlıyorum.

Yalnızlık:  vefasız olan her şeyi terk edilmeden bırakmakmış. Kalabalıkların arasında arkadaşın dostun yanında yalnızlığı hissetmekmiş yalnızlık, dört duvar arasında bir başına çılgın şiirler yazmak değilmiş. 


Artık ne yalnızlığıma bir ad arıyor ne de birini bekliyorum:

Gel sevgilim,
Seni bekliyorum
Yalnızlığımın çılgın saatlerine...
Ben beklemiyorum
Hiçbir kimseyi,
Gidiyorum
Beni ömrümün
Bilmediğim bir saatinde bekleyene...

Mustafa Sönmez ©

Yazdığım tarih ile ilgili bir not düşmemişim.  2013 yılında düzenledim ve 2015 10 Şubat günü de yayınlıyorum.

Bu yazının telif hakları saklıdır. İlk defa burada yayınlanmıştır. Alıntı yapılamaz. Sadece bu sayfaya bağlantı verilebilir.




Gel Sevgilim Seni Bekliyorum Yalnızlığımın Çılgın Saatlerinde Gel Sevgilim Seni Bekliyorum Yalnızlığımın Çılgın Saatlerinde Reviewed by SNMZ on Şubat 10, 2015 Rating: 5

4 yorum:

  1. Yanlızlığın en iyi misafiri bence kafamızdaki o bilinmedik ve bazen kendi kendimize anlattığımız kişiler varya işte onlardır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Emre, davetsiz misafirler onlar. Ama çok uzun yalnızlık da iyi değildir. Yazıdaki mısralar yalnızlığa meydan okuyor.

      Sil
  2. Ne güzelmiş. Yazacak bir şey bulamadım. Yalnızlığımıza ad aramak. Fobim olduğu için ben yalnızlığıma kabus diyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abla, blogun eski yazılarına kadar inmişsin... Biraz da işin içinde edebiyat var :)

      Sil

Gmail hesabın ile yorum yazabilirsin. Yorumlama biçinden "Google"ı seç. Ayrıca saçma sapan reklam bağlantıları atmayın, "kabak tadı verdiniz" :) Bunun dışında sansürsüz her yorumu yayınlarım. Tabii ki yazarken vereceğim cevabı da düşün Hahahaasdfgh

Blogger tarafından desteklenmektedir.