Uykusuz Geceler, Sahipsiz Hayaller ( Okumazsan Küserim)

Uykusuz Geceler   
Uykum var aslında. Fakat telefonu uçak moduna alıp müzik listemden “portakalı soydum başucuma koydum…” ile bir liste seçtim. Evet, müzik de tamam. Zamanlayıcı 80 dakikaya ayarlı. Ama telefonlardaki şu ekranı yatay döndürme ayarı var ya, yatakta yan yatar pozisyonda tam bir sinir küpü haline getiriyor beni. Telefon zırt pırt ekranı yatay çevirip duruyor, sadece fotoğrafları görüntülerken işe yarıyor.



Neyse, keşke uçak moduna almayıp telefonu Radyo Voyage’ı açsaydım. Aman gece vakti telefon hattı niye açık dursun ki! Neyse Fiona Joy Hawkins – Sunrise çalıyor. Ağır bir piyano sesi (yani oturaklı, vakur bir ses) duyuyorum. Ruhumun titreştiği firekans (sicim teorisine göre her şey titreşen sicimlerden ibarettir ve her titreşim deseni farklı parçacık olarak ortaya çıkar) ile çalan müziğin dalga boyu birbirini tamamlıyor, beraber dans ediyorlar, zihnimin ışık değmemiş köşelerinde… Ama bir den farklı bir dalga boyunda tok bir titreşim içine ediyor bu romantik düşlerin. O ses mi? J ne olacak karnımdan gelen gurultu. Bu da hayatın bir gerçeği şimdi kabalaştığımı düşünmeyin. Sizin karnınız hiç guruldamıyor mu?

Sicim, string teorisi   

Yalnız bir yanlış yaptım. Karanlıkta bir tarafı yazılmış bir sayfaya denk geldi. Arada bir film gibi rüyalar görüyorum. Bu rüyaları kaçırmamak için kalkıp yazıyorum. Sonra kısa hikâyeler ortaya çıkıyor. Fakat arada kendi yazımı okuyamadığım oluyor uyku sersemliği ile yazılan yazılardan ne beklenilir ki! İşte bu koskocaman not defterinde gele gele o sayfalardan birine denk geldi bu yazı.

Sırıf  Dediğimde (psikojik bir fim)   
Tam bu esnada evden çıkıp Mecidiyeköy meydanına doğru yürüyorum. Trump alt geçidine kadar inatla yürüyüp (oradan geçmenin ne mantığı varsa) Mecidiyeköy meydana ulaşacağım. Nedense hayalime akşamki bu yürüyüş takıldı. Aman boş ver, dedim kendi kendime. Yürümeye devam.  “ Sıfır Dediğimde” filmindeki hipnoz sahnesinde hissettim kendimi ama salla. (bu arada film güzeldi izleyin kesin) Hızlı adımlarla yürümeye devam ederken. Mecidiyeköy, Şişli hatta Osmanbey civarını istila etmiş tiner gibi uçucu, çakmak gazı gibi yanıcı ve bilumum yanıcı yakıcı madde bağımlıları ile karşılaşıp taciz edilmek mümkün. Yazık onlara da… Yani bu memlekette çaresizlik ve fukaralık sadece doğuda değil her yerde var. Bunun için eşkıyalığa gerek de yok. Neyse yürüyorum… Kulağıma hafiften bir müzik sesi geliyor, müzik ben yaklaştıkça artıyor. İki kişi metronun müzisyenlere ayrılan yerinde: “Kendine iyi bak beni unutma, su akar yatağını bulur…” sözleri ben uzaklaştıkça azalıyor. Yürüyen merdivenlere yaklaşınca güvenlik görevlisini görüyorum. Metro şarkıcısının yakınında pinekliyor. Müziği bedavaya getiriyor uyanık… Merdiven yukarı çıktıkça araba sesleri, insan sesleri, soğuk rüzgarın sesi ve müzik yok artık.
 
Bu metro müzisyenlerini her gördüğümde aklıma Görülmez Goril kitabındaki o metro deneyi geliyor. Nereden de okudum kitabın o kısmını. Ne güzel duymadan geçip giderdim müziği, şimdi dilime dolandı şarkı tekrar edip duruyorum.

Sivri ve kendinde olmayan bir ses “hepinizin anasını…” diye yükseliyor metro merdivenlerinden. 4 tane güvenlik uçucu, yanıcı, yakıcı madde bağımlısı Zavallıyı pek de ciddiye almaz bir tavırla iteleyerek yola çıkarıyor. Hoş Zavallı da pek aldırış etmiyor.

Ali Şen 
Üstteki fotoğrafta, "amanın boo" diyor Ali Şen. Benim bir anda kendimi Taksim'de bulduğum an  

Aklıma bir şiir takıldı. Yeni mısralar. Bir hayal. O hayal ne mi? Hayır, söyleyemem onu. Bana özel. Sır. Belki bir gün sırrımı ifşa ederim, şimdilik sır olarak kalsın. Sonra bir anda Yeşil Çam filmlerinin en sevdiğim karakter oyuncularından biri olan Ali Şen gibi “amanın boo” dedim. Taksim'e kadar yürüdüğümün farkına vardım. Öyle yoruldum ki! Osmanbey’den dönmeliydim. Venöz yetmezlik ile bu kadar yol yürümek kolay değil! Neyse şu parkta. Parkın içinde her kılıkta kıyafette; her cihette ve yaşam biçiminde insana rastlamak mümkün. Tipsizler, gayler, dilenciler... Aslında bu karmaşa hoşuma gidiyor. İnsan yaşamın sadece kendi hayal dünyasından ya da kendi gerçekliğinden ibaret olmadığını görüyor. Bu renkli ve tuhaf görüntü yaşamın tek düze olmadığını gösteriyor. Ne yaşam ne de insanlar ne de kültürler bizim tek elimizde değil, iyi ki farklılıklar var.

Hayal içinde hayal... Gece vakti yorganın içine iyice gömülerek uyuma vaktinin geldiğini anladım. Uykusuz gecelerde aklımdan geçen sahipsiz hayaller böyle karma karışık oradan buradan hayalime sokuşturulmuş gibi duruyor farkındayım.

...

Müzik Richard Cleyderman’dan Les Miserables  ile güzel bir frekansta boy gösteriyor. Havasını yesinler… Odamdayım yatıp uyuyacağım. Ve bu uzun yazıyı okudun ya sen dünyanın en tatlı, en fedakâr insanısın sağ ol var ol!





Bütün günce yazılarım için tıkla be!
Uykusuz Geceler, Sahipsiz Hayaller ( Okumazsan Küserim) Uykusuz Geceler, Sahipsiz Hayaller ( Okumazsan Küserim) Reviewed by SNMZ on Aralık 30, 2013 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Gmail hesabın ile yorum yazabilirsin. Yorumlama biçinden "Google"ı seç. Ayrıca saçma sapan reklam bağlantıları atmayın, "kabak tadı verdiniz" :) Bunun dışında sansürsüz her yorumu yayınlarım. Tabii ki yazarken vereceğim cevabı da düşün Hahahaasdfgh

Blogger tarafından desteklenmektedir.