M Kuramı Nerdir 11 Boyutlu Evren

M Kuramı

2. sicim devriminden sonra sicim kuramına bağlantılı olarak M-Kuramı ortaya atılmıştır. Çok daha geniş alanları kapsayan kurama göre evren 11 boyuttan oluşuyor ve birbirinin içine kıvrılmış çok sayıda zar evrenler vardır. Yazı başlığının zamanda yolculuk olarak başlamasının nedeni de bu paralel evrenler. Çünkü zamanda yolculuğun bu paralel evrenlere yapılan ziyaretler olduğu iddia ediliyordu. Fakat zamanda yolculuk dışında çok daha gizemli bir evrenle karşı karşıyayız. Her ne kadar sicim/M Kuramı felsefe ile bilim arasında gidip gelse de ne kadar mükemmel ve sırlarla dolu bir evrende yaşadığımızın farkına varıyoruz. Her fırsatta yazdığım gibi -yine yazıyorum- ben fizikçi, ya da astronom değilim. Sadece bu harika parçacık âleminin düzenini ve uzayın gizemlerini, işleyişini okumayı çok seviyorum. Çünkü düşünce öyle geniş satıhlarda cereyan ediyor ki dizginlemek imkânsız. Düşünen varlıklar olarak bu özelliğimizin hakkını vermeliyiz ki, bu kusursuz kainat ve dolayısıyla bu düzen bunu gerektiriyor.

Zar evrenler

Sicim kuramı da kendi içinde çeşitlenmiş ve beş adet kuram ortaya çıkmıştır. Bu kuramlar aslında aynı şeyden bahsetmektedir. Edward Witten bu beş sicim kuramını birbirine bağlayan M-Kuramını öne sürmüştür. M: Master, majestic, mother, megic, mystery, matrix kelimelerininher hangi biri ile ilgili olabilir.

P ve M Zarlar: Sicim kuramı sicimlerin dışında daha yüksek boyutlu zarların olduğunu ortaya çıkarttı.  (Kesin bir ifade kullandığıma bakmayın bunlar sadece birer teori ya da matematiksel işlemler sonucu olasılığı varsayılan düzenler) Sicimler serbest olarak  titreşebilirken, hareketleri sınırlıdır. Sicimlerin uçları uzayın bir yerlerinde yapışık olarak duruyor. Yani sicimler bir satıh tarafından tutuluyor. "Bir bilardo topu masanın iki boyutlu yüzeyinde hareket ederse, açık bir sicimin uçları da harekette özgür olmakla birlikte, uzayda belirli bazı şekillerde hareket edebilir" ( a.g.e s. 469)

Sicimlerin uçları uzayda P-Zarlara yapışık durumda bulunur ve bu zarların üzerinde hareket edebilirler. Başka bir ifade ile zarı terk edemeyen sicimler, iki boyutlu zar üzerinde istedikleri gibi hareket edebilirler.

Dört boyutlu uzay-zamanda böyle iki boyutlu bir zarın üzerinde sürükleniyor olabilir. Açık sicim uçları zar üzerinde hareket eder; zar sicimlerin açık uçlarını yakalayıp zar üzerinde hareket etmesini sağlar. Sicimler zarı terk edemediği için bir sicim deseni olan fotonlar da zarı terk edemezler. Sadece  "üç uzaysal boyutta hareket ederler" (a.g.e s.473)

Zar dünyalar "senaryo"sunda, elektronlar, kuarklar, bilinen parçacık türleri ve (graviton hariç) diğer üç temel kuvvet açık sicim titreşimleri olduğu için zarı terk edemez, uzay zamana hapsolur.  Kuramsal fizik matematik çözümleri ile kütle çekimi kuvvetinin diğer parçacıklar ve temel kuvvetlerden farklı olarak kapalı uç noktaları olmayan, sicimler oldukları için zar tarafından tutulamazlar ve zarı terk edebilirler hatta var olan diğer zar evrenlerin, paralel evrenlerin içerisine girebilirler. Kütle çekimi diğer evrenlerle kullanılan ortak bir çekim kuvveti haline gelir.

Kütle çekimi sicimlerin boyutuna ve titreşim kuvvetine bağlıdır. Planck uzunluğunda (10-33) bir sicimin kütle çekimi daha az olacaktır. Fazladan boyutlar büyüdükçe kütle çekimi de büyüyecektir. Ve kütle çekimini zar evrenler paylaşacağından kütle çekimi bu paylaşıma göre değişir. Uzay-zamanın üzerinde bulunduğu zar gibi iç içe geçmiş sayısız evrenler olabilir. Farklı boyutlarda iç içe geçmiş uzaylar, yeni boyutlar doğrultusunda yeni alanlara kıvrılan sicimler ve bu sicimlerin üzerinde hareket ettiği zarlar ile sonsuz uzaylar ve boyutlar olabilir.

Bilim ve Din

Buraya kadar gerçekten mükemmel bir bilgi ve akıl almaz bir yapı ile karşı karşıya olduğumuz tartışılamaz kesinlikte. Fakat bilim maalesef ki saf bilimden oluşmuyor. Paralel evrenler konusunda bir takım felsefi görüşler zorla dayatma yolu ile kabul ettirilmeye çalışıyor. Bilimin yanı sıra farklı ideolojiler bilimle birlikte sunuluyor. Hologram dünyalar, paralel evrenlerde birer kopyalarımızın olması. Her şeyin tesadüfü olarak bir makine gibi işleyerek sicim boyutunda yeni yeni dünyaların, yeni yeni evrenlerin sürekli olarak gelişmesi, üstün bir ırkın gölge suretleri olduğumuzu iddia eden onlarca görüş sicim/M kuramı üzerine inşa edilmiş durumda. Hiçbir kanıta dayanmayan birer fantezi, kurgu, fantastik hülyalar olan birçok felsefi düşünce bilime iliştirilmiş durumda. Daha doğrusu bilimin kabulleri ve bilim insnalarının ideolijileri bilim adı altında "din"leşmiş durumda. Oysaki bilimin tek amacı bu düzeni kimin yarattığını bulmak. Çağımızda bilim dinin karşında ve bir alternatif olarak duruyor. Aslında bilim "din"leşmiş durumda. Öyle ki, teorileri -adı üstünde teori- mutlak hakikat gibi yayılıyor ve zorla kitaplarda okutuluyor. Orta çağın kilise baskısı ile oluşan sabit bilim anlayışı günümüzde daha değişik bir yön kazanarak bilim insanlarının inançsızlıkları ve ideolojileri doğrultusunda baskı altında oluşan; madde ve felsefe tabanlı peygambersiz ve Tanrısız bu dinin adı: bilim...

Tüm bu ideolojileri geçip düşünmek gerekirse, paralel evrenler zar evrenler (belki bilimin tanımı yanlıştır ilk bölümde yazmaya çalıştığım gibi) aslında bizim dini yapımıza ve de düşünce yapımıza aykırı değil. Cennet- cehennem, ruhlar âlemi, rüya âlemleri gibi birçok âlemden bahsederiz. Belki bilemediğimiz belki de düşüncelerimizin yansıdığı nice âlemler vardır. Kaderimizin yazı olduğu kader levhaları farklı evrenlerde olabilir. Burada ki ince çizgi -bence- bu harika düzenin tesadüflerin eline verilmesi ya da kâinatın kendi kendinin yaratıcısı olduğu düşüncesinin zorla kabul ettirilmek istenmesidir. Bence din de bilim ile karşı karşıya gelmemeli. Din ve inanç: bir kabuldür. İspat istemez. İnanmak ve o yönde hareket etmek yeter. Ama bilim ispat işidir. Kabullerle oluşmaz. Ama ilk bölümde yazmaya çalıştığım gibi insan bilimle ulaşmak istediği tek nokta nereden geldiği, bu düzenin nasıl oluştuğudur. Kendini bir anda bir acayip kâinatta bulan insan felsefe ile başladığı fikirsel arayışına bilim ve ispatla devam ediyor. Aslında inanç ve din bilimin uzun yoldan yapmak istediğini getirdiği kabullerle kısa yoldan yapıyor. Aslında anlatmak istediğim -bu son paragrafta- bilim inançsızlığı kabullenip dinlerin karşısına alternatif felsefi görüşler getirirken kimse bilimin tarafsızlığını tartışmıyor saf bilgi ve ispat olmadığı için eleştirmiyor. Ama işin içine inanç ve dini kabullerle paralellik girince nedense bilimin kirletildiğinden bahsediliyor, bu ise çifte standarttır. Paralel evrenler konusu şu anki modern tanımıyla ya da daha değişik keşfedilmeyi bekleyen yapısıyla olsun doğru olabileceğini düşünüyorum. Fakat bilimin içini doldurduğu yanlı ideolojik felsefi dayatma yönünü asla kabullenmemek gerekiyor. Bilim ile yaratıcı var demek kadar yok demek de zordur. Burada önemli olan parçaları iyi birleştirip kâinatın fısıltısını duymak bize ne demek istediğini anlamak sonra da inanmak ya da inanmamak ta serbest olmaktır, bilimin amacı... (devrik cümle için özür diliyorum, şiirlerden gelen alışkanlık)

Aslında Hawking'in şu cümleleri bilimin ya da felsefenin ulaşmak istediği aslı gayeyi güzel bir şekilde özetliyor. Doğrusunu reddetseler de teorik bilim deneysel bilim, felsefe dinlerin kısa yoldan ulaştıkları kabullere uzun yoldan, görerek belki de ispat ederek ulaşmak istiyorlar. (Bu tekrar cümleler için özür diliyorum) "Ancak uygarlığın şafağını yaşamış olan insanlık, bağlantısız ve açıklanması zor olaylar görmekten hoşlanmıyor. Dünyanın temelinde yatan düzeni anlamayı çok istiyoruz. Bugün bile neden burada olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bilmeye can atıyoruz. İnsanlığın bilgi için duyduğu bu en derindeki arzu, sürekli arayışımız için yeterli gerekçeyi sağlıyor. Amacımız, içinde yaşadığımız evreni eksiksiz olarak tanımlamaktan başka bir şey değil."

Başka bir konu da değişen doğrular ve bilimsel kabuller diye adlandırdığım bilimin kendini sürekli yenilemesi. Bir zamanlar felsefenin bir kolu olan -şu andaki bahsettiğimiz konuları inceleyen bilim- fizik zamanla felsefen ayrılarak bilim halini almıştır. Ama hâlâ felsefenin bir kolunu oluşturduğu görüşündeyim. Saf bilimsel bilgi belki de %10'larda, geri kalanı saf felsefe katıksız ideoloji, kasıtlı yönlendirme.

Değişen doğrular ve felsefenin evreni anlama macerasına bazı örnekler yazmakta fayda var. Şu anki modern bilim bu hale gelinceye kadar çok yanlış tanımlamalardan dönüldüğünü, yanlış kavrayışların zamanla nasıl terkedildiğini görüyoruz. Zaman yolculuğu ve paralel evrenler, determinizm, panteizm vb. felsefi görüşler bilimin saflığı ve gerçeğe ulaşmak için hâlâ bir tehdit. Tarafsız olmak gerekirse bir o kadar da doğrulara gidilmesi açısından da önemli.

Aristoteles ve dünyanın hareketsiz ve evrenin merkezi olduğu anlayış ortaçağda kilisenin temel savunusu olmuştur. Ayrıca yine "Ptolemaios'un modeline göre Dünya, dönüp duran sekiz küreyle kuşatılmıştı. Her küre, tıpkı iç içe geçen Rus oyuncak bebekleri gibi, bir öncekinden büyüktü. Dünya kürelerin merkezindeydi. Son kürenin dışında ne olduğu, net bir biçimde hiç. Açıklanmadıysa da insanın gözlemleyebildiği evrenden farklı olduğu kesindi." (Stephen Hawking, Zamanın Daha Kısa Tarihi s.7)

Daha sonralar Kopernik, Kepler, Newton ile yeniden tanımlana kütle çekimi, gezegen hareketleri ve biçimleri değişerek ilerlemeye devam etti. Zamanın Daha Kısa Tarihi'nin giriş bölümlerinde bu gelişme çok güzel anlatılıyor (kitabın konu kapsamında)

Farklı birkaç madde ve evren tanımları ile yazıyı sonlandırmak istiyorum:

Parmenides var olan her şeyin ezeli olduğunu ve hiçbir şeyin yoktan olamayacağını düşünüyordu. Atom, bölünemez en küçük katı bir yapı olarak maddenin özünü oluşturuyordu bu fikir de Demokritos'a aitti.  Her şey akıp gider, madde yok olup gider ama yok olmayan sadece idealardır diyordu.

Son olarak zamanda yolculuk ve paralel evrenler konusu da bu bağlamda ele alınmalı. Ve bize bilim diye yutturulan ideolojilere, fantezilere asla inanılmamalı... Ve yine bilimin gelişmesi için sınırsız ve baskı altında olmadan düşünebilmeli, yoksa çok sığ bir bilim ortaya çıkar.




Mustafa Sönmez -  2012 © Hakkımda
Bu makale izinsiz hiç bir şekilde başka bir sitede yayınlanamaz, kullanılamaz. Lütfen iletişim formunu kullanarak bana ulaşın.

Kaynaklar:
Caner Taslaman: Kuantum Teorisi Felsefe ve Tanrı
Stephen Hawking: Her Şeyin Teorisi
Stephen Hawking: Ceviz Kabuğundaki Evren
Brain Gree: Evrenin Zarafeti

Tüm kaynaklar için tıklayın
M Kuramı Nerdir 11 Boyutlu Evren  M Kuramı Nerdir 11 Boyutlu Evren Reviewed by SNMZ on Kasım 30, 2013 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Gmail hesabın ile yorum yazabilirsin. Yorumlama biçinden "Google"ı seç. Ayrıca saçma sapan reklam bağlantıları atmayın, "kabak tadı verdiniz" :) Bunun dışında sansürsüz her yorumu yayınlarım. Tabii ki yazarken vereceğim cevabı da düşün Hahahaasdfgh

Blogger tarafından desteklenmektedir.