Uçsam (Hayatın İçinden Bir Yazı)

Karahindiba 

Her zaman ki gibi bir sabahtı.  Güneş birkaç saat önce doğmuştu. Sessizlik etrafa hâkimiyetinin son saatlerini yaşıyor; mahalle sakinleri ise, acele acele rüyalarının son kısımlarını görüyorlardı. Hava durumu ise, sabah saatlerinin bilindik serinliği işte. Hele bir de gece yağmur yağmış ise, ıslanan taş toprak taze ekmek gibi kokardı.

Yine komşunun kapısının önündeki mermer taşın üstündeyim. Güneş yavaş yavaş bana yaklaşıyor. Aklımda ise her sabah aynı düşünce oluyor.  Hep aynı hayalin derinliklerine dalıyorum. Bu bir çocukluk hayali değil. Çocukluk hayalleri bir gün unutulur çünkü. Bu bir hayal değil bu bir tutku. Evet, bu bir tutku. Hiçbir zaman cazibesini ve güncelliğini yitirmeyecek olan, hep tazelenecek olan... Hayallere ulaşılamayınca kırgınlıklarla insanın içinde sönüp gidiyor. Ama tutku, hangi maddeden yapılmışsa hep diri hep canlı. Tutkular gerçekleşmeyebiliyor ama insanın bir tarafında hep kalır, insan farkında olmaz ama her fırsatta atağa kalkmaya çalışır. Gerçekleşmeyen tutkular, umut olur ve yaşar gider insanla.

Neyse, benim tutkumda böyle bir sabah, hemen akşam vaktini hayal etmekle başlar serüvenine.  Ne tuhaf değil mi, geceler yetmiyor tutkuma. Hayat karanlıkla birlikte evlerin ve sokakların ücra köşelerine çekilmeden, sabahın ilk saatlerinde gecenin karanlık bir köşesinde başlıyor. Yüksek bir binanın tepesine çıkıyorum ve kendimi engin boşluğa atıyorum. Bu bir intihar değil. Garip bir uçma isteği. Pardon tutkusu. Boşluğa doğru inerken birden yükselmek ve bacadan bacaya konmak. Ne kadar yüksek olursa atladığım yer o kadar uzun süre uçarım, yüksek binalara çok yüksek binalara çıkmalıyım ve atlamalıyım çok uzakları görmeliyim. Fakat kimse görmemeli beni. Amacım ne dünyayı kurtarmak ne de insnalara bir kötülük yapmak. Tek amacım dünyayı izlemek, yaşamı süzmek, ince eleklerden geçirmek. Seyrettiğim manzaraların yüceliğini görüp O'na şükretmek. Bir gece vakti ne güzel olur hayatın derinliğine dalmak.

Rüyalarıma özeniyorum beklide. O mekânsızlık, o hür oluş, hayata ve bütün güzelliklere o sınırsız dalıştı bütün bu hayallerin kaynağı. Geceler ise, sükûnet ve rahatlık. Bir küçük çocuk gibi hayatı, zamanı, düşünceleri uyurken masumca izlemek...  Kem gözlerden uzak sevgiliyi izlemek... Ve sonra yıldızlara dokunmak. Dokunacağını zannetmek. Yükselmek yükselmek, gökyüzüne asılı duran yıldızlara değil, o yıldızlara benzeyen hayata dokunmak.

Bu en güzel ve neredeyse tek olan hayalimi güneşin kızgın yüzü bozar. Artık yavaş yavaş uyanır komşular. perdeler çekilir, pencereler hayatın gündüz yüzüne açılır. Kulaklar hayatın mekanik sesine alıştırmaya çalışır kendini.

Ertesi günün sabahı umutla beklenirken, bu güzel hayal burada biter. Eve doğru yola koyulurum; kahvaltı sofrasına oturmak için.

Mustafa Sönmez © İstanbul

Bu yazının her hakkı saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.


Uçsam (Hayatın İçinden Bir Yazı) Uçsam (Hayatın İçinden Bir Yazı) Reviewed by SNMZ on Aralık 16, 2013 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Gmail hesabın ile yorum yazabilirsin. Yorumlama biçinden "Google"ı seç. Ayrıca saçma sapan reklam bağlantıları atmayın, "kabak tadı verdiniz" :) Bunun dışında sansürsüz her yorumu yayınlarım. Tabii ki yazarken vereceğim cevabı da düşün Hahahaasdfgh

Blogger tarafından desteklenmektedir.